Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/5961 E. 2014/12963 K. 08.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5961
KARAR NO : 2014/12963
KARAR TARİHİ : 08.07.2014

MAHKEMESİ : KONYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/01/2014
NUMARASI : 2013/180-2014/36

Taraflar arasında görülen davada Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/01/2014 tarih ve 2013/180-2014/36 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi I tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılar tarafından, yatırılan paraların istendiği an geri alınabileceği ve karşılığında yüksek oranda faiz verileceğinin garanti edildiğini, bu durumun bankacılık kanununa aykırı bulunduğunu, davalıların basiretli bir tacir gibi davranmadığını, SPK’ya yanlış ve yanıltıcı bilgiler verildiğini ve böylece TTK hükümlerinin ihlal edildiğini, davalıların Sermaye Piyasası Kanununa aykırı şekilde aracılık faaliyetlerinde bulunduğunu, davalıların planlı bir şekilde para toplayarak dolandırıcılık suçunu işlediklerini, müvekkilinin şirketin ortağı olmasının mümkün bulunmadığını, çünkü kanuna uygun bir ortaklığın kurulmadığını ileri sürerek, müvekkili ile davalı şirket arasında yasaya aykırı olarak kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne ve fazlaya dair talepleri saklı kalmak kaydıyla müvekkilinden tahsil edilen 13.602,92 Euro’nun (26.605,00 DEM) faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı/karşı davacı şirket vekili, davanın zamanaşımına ve hak düşümüne uğradığını, TTK’nın 329 ve 405. maddeleri gereği hisse bedellerinin iadesinin mümkün olmadığını, davacının daha önce yabancı mahkemede aynı alacak için dava açtığını ve davanın reddedilerek bu kararın kesinleştiğini, bu nedenle kesin hüküm itirazında bulunduklarını savunarak, davanın usulden ve esastan reddini istemiş, karşı davasında ise, Almanya Aschaffenburg Eyalet Mahkemesi’nin 12 O 366/10 karar sayılı ilamının tanınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Diğer davalı H.. B.., davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının talebinin şirkete ödediği paranın kendisine iade edilmesine ilişkin olduğu, buna karşılık davalı şirket vekilinin kesin hüküm itirazında bulunduğu, Almanya Aschaffenburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12 O 336/10 sayılı kararının temyiz edildiği ve temyiz mahkemesinin temyizi reddetmesi ile birlikte kararın kesinleştiğinin anlaşıldığı, yabancı mahkeme kararı incelendiğinde davalı
şirket açısından taraflarının aynı olduğu, davanın sebebinin ortaklık durum belgesi adı altındaki belgede belirtilen ödeme olduğu, kesinleşmiş yabancı mahkeme kararında reddedilen talep ile iş bu davanın konusunun aynı olduğu, bu nedenle Almanya Aschaffenburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12 O 336/10 sayılı kararının davalı şirket açısından kesin hüküm oluşturduğu, davalı H.. B.. yönünden ise, yabancı mahkeme kararında taraf olmadığından kesin hüküm oluşturmaz ise de, davacının talebinin şirkete verdiği paranın tahsiline ilişkin olduğu ve şirket ile birlikte o tarihte yönetici konumunda olan davalının da müteselsil sorumluluğunun iddia edildiği, oysa paranın verildiği iddia edilen şirket açısından yabancı mahkemeye açılan davanın reddine karar verildiği ve bu kararın kesinleşerek şirket açısından yukarıda belirtildiği üzere kesin hüküm oluşturduğu, davalı H.. B..’ın sorumluluğunun şirketin sorumluğu ile doğrudan bağlı olup her ne kadar kesin hüküm oluşmasa da bu davalı açısından da yabancı mahkeme kararının MÖHUK 59. Maddesi kapsamında kesin delil oluşturduğu, karşı dava yönünden ise, Almanya Aschaffenburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12 O 336/10 sayılı kararının tanınması talep edilmiş olmakla MÖHUK 54. Maddesindeki tüm koşulların oluştuğunun anlaşıldığı gerekçesiyle, asıl davada davalı …. Holding A.Ş. aleyhine açılan davanın kesin hüküm nedeniyle HMK 114/1-İ ve 115/1-2 maddeleri gereği dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, davalı H.. B.. yönünden açılan davanın esastan reddine, karşı davanın kabulü ile Almanya Aschaffenburg Eyalet Mahkemesi’nin 12 O 366/10 sayılı kararının tanınmasına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Yabancı bir mahkeme kararının tanınması veya tenfizine karar verilebilmesi için yabancı mahkeme kararının, tanıma veya tenfiz davasının açıldığı tarih itibariyle usulüne uygun olarak kesinleşmiş olması gerekmektedir. Her ne kadar mahkemece, davalı şirket tarafından açılan karşı davanın kabulü ile Almanya Aschaffenburg Eyalet Mahkemesi’nin 12 O 366/10 sayılı kararının tanınmasına karar verilmiş ise de, somut olayda karşı dava konusu yabancı mahkeme kararının temyiz incelemesi sonucunda 13.11.2013 tarihi itibariyle kesinleştiği davalı şirket vekili tarafından dosyaya ibraz edilen karar tercümesinden anlaşılmış olup karşı dava ise 28.05.2013 tarihinde açılmış bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece dava tarihinde kesinleşmiş bir yabancı mahkeme kararının bulunmadığı gözetilerek karşı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince; 5718 Sayılı MÖHUK’nun 50/1. maddesine göre, Türk Mahkemelerince yabancı karar tanınıp tenfiz edilmedikçe, Türkiye’de kesin hüküm gücüne sahip olmazlar ve icra edilemezler. Bu sebeple, yabancı mahkemelerden verilmiş olup da henüz Türk mahkemesince tanınıp tenfiz edilmemiş bir yabancı karar, Türk mahkemeleri önündeki bir davada kesin hüküm itirazına konu yapılamaz. Türk mahkemesince tanınıp tenfiz edilen yabancı mahkeme kararı, Türk hukuku bakımından kesin hüküm oluşturur. Buna bağlı olarak tanınıp, tenfiz edilen yabancı karar, aynı konudaki uyuşmazlığın tekrar Türk mahkemelerinde görülmesini engeller. Buna yabancı mahkeme kararının kesin hüküm etkisi denilmektedir.
MÖHUK’nun 59. maddesine göre de, yabancı mahkeme kararlarının kesin hüküm ve kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının verildiği ülke hukukunca kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Ancak, 59. maddeye göre, yabancı mahkeme kararının kesin hüküm veya kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının tanınması şartına bağlıdır. Türk mahkemelerinde kesinleşmiş bir kararla tanınmamış yabancı bir kararın, mücerreten verildiği ülkede kesinleştiği tarihten itibaren Türk hukukunda etki doğuracağı söylenemez ( Prof. Dr. Cemal Şanlı, Milletlerarası Özel Hukuk, s. 542, 2. baskı, İstanbul, 2014).
Yukarıda açıklanan hususlar ve karşı davaya ilişkin bozma gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, asıl dava yönünden ortada kesin hüküm veya kesin delil teşkil edecek şekilde, hakkında kesinleşmiş bir tanıma kararı verilmiş bir yabancı mahkeme kararı bulunmadığından mahkemece yazılı gerekçeyle asıl davanın reddine karar verilmesi de doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.