Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/7341 E. 2014/15605 K. 15.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/7341
KARAR NO : 2014/15605
KARAR TARİHİ : 15.10.2014

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY (KAPATILAN) 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/12/2013
NUMARASI : 2013/437-2013/182

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy (Kapatılan) 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31.12.2013 tarih ve 2013/437-2013/182 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili ile birlikte ortağı olduğu M.Yapı Ltd. Şti’nin ortaklar kurulu tarafından alınan 07.04.2005 tarihli kararla şirkete müdür olarak atandığını ancak, TTK’nın 626. maddesinde hükme bağlanan özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı şekilde şirkete getirdiği noteri suça azmettirerek ve müdürlük görevini kasten kötüye kullanarak çalışan ve üreten şirketi mahkeme kararı olmadan notere durdurtup, noterle birlikte görevi kötüye kullanma suçunu işlediğini ve hakkında açılan ceza davasında mahkumiyetine karar verildiğini, davalının özen borcu görevini yerine getirmeyip, şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmeyerek yasadan kaynaklanan sorumluluklarını ağır şekilde ihlal ettiğinden yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılmasını gerektiren haklı sebeplerin tümünün gerçekleştiğini ileri sürerek, TTK’nın 630. maddesi uyarınca müdürlükten azline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ceza kararının kesinleşmediği gibi, kesinleşse dahi haklı neden oluşturmayacağını, müvekkilinin sadece kasa durumunun noter kanalıyla tespitini amaçladığını, bunun da müvekkilinin özen yükümlülüğüne riayetini ortaya koyduğunu, ceza konusu olayda müvekkilinin kendisine bir menfaat sağlamadığı gibi, ilgili tutanakta kendi imzası ve onayı olmadan fatura düzenlenmemesi yönünde talimat verdiğini, özellikle şirketi devraldığı dönemdeki kötü tabloya rağmen şirketi hala faaliyette tutmasının ve şirket borçlarını ödeyerek haciz tatbiklerinde satışların önüne geçmesinin müvekkilinin şirket menfaatlerini en üst düzeyde koruduğunu gösterdiğini ve müdürlükten azli için yasanın aradığı haklı nedenlerin hiçbirinin gerçekleşmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, 6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi uyarınca hakimin, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığı, aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da hukuk hakimini bağlamayacağı, madde metninden anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerektiği, eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz edilemeyeceği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmadığından bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyeceği, kaldı ki, CMK’nın 231/5. maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağının açıkça ifade edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkumiyet anlamında olmadığı ve ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından BK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimini bağlamayacağından davaya dayanak yapılan Büyükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile davalının müdürlük görevini kötüye kullandığı, davalının TTK’nın 626. maddesindeki özen borcunu yerine getirmediği, şirket menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmediği hususunun sabit olmadığı, böylece TTK’nın 630. maddesinde yazılı müdürlük görevinden azil için gerekli koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, 6102 sayılı TTK’nın 630/2. madde ve fıkrası uyarınca davalının haklı nedenle müdürlük görevinden azli istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle TTK’nın 630. maddesinde yazılı müdürlük görevinden azil için gerekli koşulların gerçekleşmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davalı aleyhine kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti hükmü bulunmasa da, davacı tarafın davasını ve delillerini ceza dosyasına dayandırmış bulunması karşısında, ceza dosyasında toplanan delillerin tartışılıp, mevcut delillerin işbu dava yönünden davalı müdürün azli için haklı sebep teşkil ettiğinin ispatına yeterli olup olmadığının değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.