YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/7464
KARAR NO : 2014/15007
KARAR TARİHİ : 01.10.2014
MAHKEMESİ : İZMİR(KAPATILAN) 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/11/2013
NUMARASI : 2013/163-2013/327
Taraflar arasında görülen davada İzmir(Kapatılan) 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/11/2013 tarih ve 2013/163-2013/327 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı G.. Ü..’in, müvekkili N. Yazılım AŞ’nin Genel Müdürü iken kendi adına çalışmak istediğini belirterek istifa ettiğini, müvekkili şirketin bu durumu anlayışla karşıladığını, davalının da müvekkili şirket gibi yazılım işi yapacağını bilen tarafların, sorunsuz, birbirine zarar vermeyen bir geçiş dönemi planlayarak, bu planlarının adını “C.Anlaşması” koydukları sözleşme yazdıklarını, centilmenlik anlaşması ile tarafların hak ve alacakları ile yükümlülüklerinin belirlendiğini, müvekkilinin centilmenlik anlaşmasındaki yükümlülükleri yerine getirdiğini, ancak davalının centilmenlik anlaşmasına aykırı davrandığını, Anlaşmanın 5. Maddesinde davalı G.. Ü..’i, kendisinin veya ortağı olduğu firmaların bütçe yazılımlarının satış ve/veya destek hizmetlerini yapmamasını taahhüt ettiğini, sözleşmeye aykırılık halinde davalının 150.000,00 TL cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, davalının anlaşmaya aykırı yaptığı B2B Yazılımı üretip sahibi ve yöneticisi olduğu N. Yazılım AŞ üzerinden satıp ve desteğini verdiğini ileri sürerek anlaşmada belirtilen 150.000,00 TL’nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili; asıl dosyada ileri sürülen gerekçelerle davalının anlaşmaya aykırı yaptığı Bütçe Yazılımının tanıtım ve duyurusunu internet sitesinde de yaptığını, bu nedenlerle davalının taraflar arasında imzalanan anlaşmaya aykırı olarak bütçe yazılımı üreterek sahibi ve yöneticisi olduğu N. Yazılım AŞ. Üzerinden satıp desteğini verdiğini ileri sürerek anlaşmada belirtilen 150.000,00 TL’nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili; asıl dosyada ileri sürülen gerekçelerle davalının anlaşmaya aykırı yaptığı İnsan Kaynakları Yazılımı ürettiğini ve sahibi ve yöneticisi olduğu N. Yazılım AŞ. üzerinden sattığını ve desteğini verdiğini ileri sürerek anlaşmada belirtilen 150.000,00 TL’nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; Görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğunu, bu sözleşmenin iki tacir arasında değil, işveren ile işçi arasında yapılmış bir sözleşme olduğunu, N. Yazılım AŞ. İle N.Yazılım AŞ arasında çok yakın bir tarihe kadar ortaklık ilişkisi varken, davacının rekabet yükümlülüğünün ihlali nedeniyle dava açmasının, en genel ilke olan MK 2’ye aykırılık taşıdığını, yapılan sözleşmenin, kanuna aykırılık nedeniyle geçersiz olduğunu savunarak asıl davanın ve birleşen davaların reddini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı işveren şirket ile davalı çalışanı arasında yapılmış olan 13/07/2011 tarihli Centilmenlik Anlaşmasından doğan ihtilaflara İş Mahkemeleri bakmakla görevli olduğu gerekçesiyle, dava dilekçesinin reddine, dosyanın görevli İzmir İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasında imzalanan centilmenlik sözleşmesi hükümlerinin ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Davacı, davalının istifa ederek kendi adına aynı alanda çalışmak istemesi üzerine geçiş sürecini planlayan centilmenlik sözleşmesi imzalandığını, davalının sözleşme gereği üzerine düşen yükümlülükleri ihlal ettiği iddiasıyla iş bu davayı açmıştır. BK’nun 348. maddesi “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerin esrarına nüfus etmek hususlarında işçiyle müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapmamasına ve rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını şart edebilirler. Rekabet memmuniyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfusundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar hükmüne sebebiyet verebilecek ise caizdir. İşçi akdin yapıldığı zamanda reşit değilse rekabet memuniyetine dair olan şart batıldır” hükmünü haiz olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde sözü edilen sırlara vakıf işçinin mukavele yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme hizmet sözleşmesi içinde yer almakla birlikte, hizmet akdi süresince yapılmaması gereken bir hususta değil, hizmet akdinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir. Hizmet akdinin devamında yapılan bir sadakatsizlik ister sözleşme ile düzenlensin ister kanunla düzenlensin elbette ki iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturacaktır. Oysa, mevcut davada davacı taraf iş akdi devam ederken haksız rekabet olduğuna dair iddialarda bulunmadığı gibi, haksız rekabetin iş akdi sona erdikten sonra yapılan centimenlik sözleşmesine aykırılık ile doğduğunu kabul etmekte ve cezai şart istemektedir. Uyuşmazlığın bu niteliği itibarıyla davanın iş mahkemesinde görülmesini gerektirir bir durum mevcut değildir. Ayrıca ticari sırrın ne olduğunun değerlendirilmesinin uzman mahkemelerce yapılması gerektiği gibi, “Rekabet Yasağı” kavramı da piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, TTK’nun 4 ncü maddesiyle yasa koyucu çok açık bir şekilde BK’nun 348 nci maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalar olup somut olayda olduğu gibi düzenlenen bir hizmet sözleşmesi içinde yer alması davanın mutlak ticari dava olduğu niteliğini değiştirmez. Nitekim Dairemizin yerleşmiş içtihatları da bu yoldadır (2008/7321 E- 2008/9007 K, 2000/8808 E – 2000/10150 K, 2006/9411 E – 2007/12223 K, 2007/4507 E – 2008/6825 K, 2005/6508 E- 2006/9306 K).
Açıklanan tüm bu nedenlerle mahkemece mutlak bir ticari dava olan davaya bakılması gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan İş Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.