Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/774 E. 2014/8209 K. 02.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/774
KARAR NO : 2014/8209
KARAR TARİHİ : 02.05.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/10/2013
NUMARASI : 2012/277-2013/175

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/10/2013 tarih ve 2012/277-2013/175 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde bulunan hesabından izni ve bilgisi dışında başka hesaba havale yapılarak bu paraların çekildiğini, davalı bankanın bu işlemler nedeniyle kusurlu ve sorumlu olduğunu ileri sürerek, 2.280 TL’nin davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili bankanın kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının şifresi kullanılarak işlem yapıldığı, davalı bankanın olay sebebiyle kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında sahtecilik yoluyla çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. Maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat sözleşmesi ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Yine BK’nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, dolandırıcılık eylemi müşteriye değil bankaya karşı gerçekleştirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Birer güven kurumları olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu nedenle de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davaya konu internet yolu ile yapılan işlemlerle, davacı hesabından uyuşmazlık konusu paranın dava dışı kimliği belirli kişiler adına havale edildiğini iddia etmiştir. Davaya konu para, davalı bankaya ait olup esasen üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen eylemin bankaya karşı işlendiğinin ve davalı bankanın, hesaptan çekilen tüm paradan sorumlu olduğunun ilke olarak kabulü gerekir. Ancak dosya kapsamı itibari ile olayın ne şekilde gerçekleştiği, davacının hesabından paranın ne şekilde ve hangi usullerle çekildiği, işlem sebebi ile davacının kusurunun bulunup bulunmadığı hususları araştırılmış değildir. Nitekim mahkemece, konusunda uzman olmayan mali müşavir bilirkişiden rapor alınmak sureti ile sonuca ulaşılmaya çalışılmış ve davalı tarafça savunulan hususlar, bu konuda bir inceleme yapılmaksızın doğru kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacı tarafça ileri sürülen işlemin ne şekilde gerçekleştiği ve davacının, şifresinin ele geçirilmesinde kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacı ile bankacılık ve bilgi işlem konularında uzman bilirkişilerden kurulu heyet tarafından düzenlenecek rapor kapsamında oluşacak kanaate göre sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.