YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/7976
KARAR NO : 2014/14957
KARAR TARİHİ : 01.10.2014
MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/03/2014
NUMARASI : 2013/59-2014/80
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/03/2014 tarih ve 2013/59-2014/80 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı Yapı Kredi Bankası A.Ş. vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının davalı Yapı Kredi Bankası nezdinde bulunan hesabından internet bankacılığı vasıtası ile bilgisi ve rızası dışında davalılar Necati ve Ömer’in diğer davalı bankalardaki hesaplarına havaleler yapıldığını ileri sürerek 30.000 TL’nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiş, yargılam sırasında davalı Yapı Kredi Bankası dışındaki davalılar aleyhine açtıkları davayı atiye terk etmiş ve talebini 31.510 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı Yapı Kredi Bankası A.Ş vekili, davalı Banka’nın kusuru olmadığını, gerekli güvenlik tedbirlerini aldığını, dava konusu işlemin tek kullanımlık şifre ile gerçekleştirildiğini, davacının bu tür olaylara karşı daha önce sms yolu ile uyarıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacının bilgisayarında alması gereken önlemleri almaması, gerekli ve yeterli antivirüs programlarını kullanmaması, yapılan uyarılara rağmen sahte internet sitesine cep telefonu bilgilerini girmesi ve bu suretle cep telefonuna gelecek mesajların da 3. kişilerin telefonlarına gitmesine imkan sağlaması nedeniyle %50 oranında kusurlu olduğu, davalının da 2 saat 1 dakika gibi bir süre içerisinde 6 adet EFT işlemi yapılmasına rağmen ve daha davacının bu türden işlem yapmamasına rağmen dikkatli olmaması, davacının kartının kopyalandığı konusunda davalı bankanın uyarılmasına rağmen gerekli özen ödevini yerine getirmediğinden, %50 oranında kusurlu bulunduğu gerekçesiyle davalı Yapı Kredi Bankası yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile davalının kusuruna tekabül eden 15.750 TL nin 09.02.2011 tarihinden itibaren avans faizi ile anılan davalıdan tahsiline, davacının diğer davalılara karşı açtığı davanın H.M.K.’nın 150. maddesi gereği açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalı Yapı Kredi Bankası vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı Yapı Kredi Bankası vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında sahtecilik yoluyla çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi) Bu tanımlamaya göre, mevduat sözleşmesi ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Yine zaman itibariyle uygulanması gereken 818 Sayılı BK’nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, dolandırıcılık eylemi müşteriye değil bankaya karşı gerçekleştirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Birer güven kurumları olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu nedenle de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davaya konu internet yolu ile yapılan işlemlerle, davacı hesabından uyuşmazlık konusu paranın davalılar Ömer ve Necati adına havale edildiği çekişmesizdir. Dosya kapsamından, işlemlerde davacının bu kişilerle ve 3. kişilerle el ve iş birliği ile veya başka şekilde kusurlu davrandığı kanıtlanmamıştır. O halde, davaya konu paranın davalı bankaya ait olup, esasen dolandırıcılık eyleminin bankaya karşı işlendiğinin ve davalı bankanın hesaptan çekilen tüm paradan sorumlu olduğunun ilke olarak kabulü gerekir. Bu durum karşısında, mahkemece, davacının müterafik kusurlu olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Yapı ve Kredi Bankası vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı TMSF vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 805,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı Yapı Kredi Bankasından alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacının şifresinin üçüncü kişilerce kullanılmak suretiyle davalı banka şubesinde mevcut hesabından yapılan bir kısım işlemler yoluyla gerçekleşen zararın davalı bankadan tahsiline yöneliktir.
Mahkemece dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, zarara yol açan eylemlerin bizzat davacının saklamakla yükümlü olduğu kişisel bilgileri kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiği, davacının kişisel bilgilerinin bankanın sisteminden ele geçirilmiş olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede davacının kişisel bilgilerini korumak, üçüncü kişilerin eline geçmesini engellemek konusunda taahhütte bulunduğu açıktır. Hal böyle olmakla birlikte, davacının mahkeme gerekçesinde de açıklandığı üzere dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak internet bankacılığı şifresinin kötüniyetli kişilerin eline geçmesine neden olduğu açıktır. Bu durumda, davacının kişisel bilgilerinin başkalarınca öğrenilmesinde, buna bağlı olarak ortaya çıkan zararlı sonuçta kusurlu olduğu gibi taraflar arasındaki sözleşmeye de aykırı davrandığı, bu anlamda kişisel bilgilerinin üçüncü kişilerce suç teşkil eden bir eylemle elde edilmiş olmasının sonuca etkili olmadığının kabulü gerektiği, davalı bankanın ise kusurlu da olsa kişisel bilgilerinin güvenliğini sağlamakta yetersiz kalan mudileri olabileceği gerçeğinden hareketle, kullanıcılar için ek güvenlik önlemlerini zorunlu kılmamış olmaktan ötürü kusurlu sayılması gerektiği açıktır. Tarafların söz konusu kusur durumunun mahkemece karar yerinde tartışılarak sonucuna göre adil bir hükme varıldığı kanısında olduğumdan Dairemiz çoğunluğunun kararın davacı lehine bozulmasına ilişen görüşüne katılamıyorum.