YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8522
KARAR NO : 2014/16066
KARAR TARİHİ : 21.10.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/12/2013
NUMARASI : 2012/242-2013/578
Taraflar arasında görülen davada Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/12/2013 tarih ve 2012/242-2013/578 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin kiracı olduğu taşınmazın mülkiyeti hususunda ihtilaf çıktığını, müvekkilinin talebi üzerine mahkeme kararıyla kira bedelinin ödenmesi için davalı banka şubesinin tevdi mahalli olarak belirlendiğini, müvekkilince davalı banka şubesine 15.255,00 TL kira bedeli yatırılmasına rağmen, tevdi mahalli olan davalı banka şubesindeki hesapta 5.000,00 TL bulunduğunu, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/390 E sayılı ecri misil istemine ilişkin davada müvekkili aleyhine hüküm tesis edilerek ödenmesi gereken 13.070,20 TL ecrimisil bedelinden 5.000,00 TL’nin mahsubu ile geriye kalan kısmın faiziyle tahsiline karar verildiğini, alacaklı tarafından müvekkili hakkında icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin tevdi mahalline 10.255,00 TL daha yatırmış olmasına rağmen yeniden ödeme yapmak zorunda bırakıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.255,00 TL’nin yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle toplam talebini 21.008,32 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı vekili, banka sistemindeki değişimler esnasında hesabın tevdii mahalli olduğu ve mahkeme kararı olmaksızın söz konusu hesaptan ödeme yapılamayacağının anlaşılmaz hale geldiğini, yapılan işlemde herhangi bir kastın ve kötü niyetin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı bankaca yapılan soruşturma ile hesaptaki paranın banka elemanlarının kusuru ile hatalı olarak mahkemece ödenmesine karar verilen hak sahibi yerine M. E. İ. Eğitim Vakfına ödendiği, tevdi mahalli yoluyla banka hesabına yatırılan tutarın 15.525,00 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 2.455,00 TL’nin dava tarihinden, 8.070,00 TL’nin ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle, toplam 10.483,32 TL’nin işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa’nın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada Yasa’nın 294/4 fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK’nın 297’nci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, mahkemenin kısa kararında “2.455,00 TL’nin dava tarihinden, 8.070,00TL’nin de ıslah tarihinden, toplam 10.483,32 TL’nin işleyecek yasal faizleriyle” tahsiline karar verilmiş iken, gerekçeli kararda “8.070,00 TL alacağa dava tarihinden itibaren, 10.483,32TL tazminata ıslah tarihinden itibaren, hesapta yersiz kalan 2.455,00TL tutara dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesine” karar verildiği açıklanarak, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulduğundan, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 21/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.