YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/2130
KARAR NO : 2015/6878
KARAR TARİHİ : 13.05.2015
MAHKEMESİ : FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada… Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/10/2014 tarih ve 2013/145-2014/224 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “….” ibaresini 1986 yılında beri kullanmakta olduğunu, maruf ve meşhur hale getirdiğini, “…. şekil” ibaresini tescil ettirdiğini, davalının müvekkili markası ile iltibas yaratacak nitelikte “…. …. şekil” ibareli markasının bulunduğunu, ayrıca bu markanın KHK’nın 7/1-c, d, f maddesi gereğince tescilinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraf markaları arasında bazı mal ve hizmetler yönünden benzerlik bulunduğu, davalıya ait markanın davacıya ait markayla benzer olmadığı, iltibas riskinin bulunmadığı, davacı markasının tanınmış olduğunun ispatlanamadığı, ayrıca tanınmışlığın sonuca herhangi bir etkisinin de bulunmadığı, 556 sayılı KHK’nın 7/1-c, d ve f hükümlerinin davalının marka tescilini engellemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, 556 sayılı KHK’nın marka tescilinde red için nisbi nedenleri düzenleyen 8/1-(b) bendinin ikinci cümlesinde aynen “tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsıyorsa” ifadesi yer aldığı gibi, markanın korunması kapsamını düzenleyen 9/1-(b) maddesinde, “işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılması”nın markaya tecavüz oluşturacağı öngörülmüştür.
Şu halde, burada üzerinde durulması gereken husus halk tarafından karıştırılma kavramından ne anlaşılacağıdır. Doktrinde, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin iki koşulun bir araya gelmesi halinde oluşabileceği kabul edilmiş ve bu iki koşuldan birincisi tescili istenen markanın, daha önce tescilli bulunan markanın aynısı veya benzeri olması, ikincisinin ise her iki markanın aynı mal ve hizmetlerde kullanılması olduğu belirtilmiştir. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü bakımından ise, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerden oluşan halkın yaklaşımı gözönünde tutulacaktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından “umumi intiba” olmasa bile, halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir (Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku İst.1999, Birinci Baskı, sh.400 vd.). Somut olayda, davalı markası davacı markasının da tescilli olduğu 30, 35, 43. sınıftaki ürünler yönünden tescilli olup, davacı markası “….+şekil”, davalı markası “….+şekil” olmakla, yazılış, okunuş, görsel ve fonetik yönlerden orta düzeydeki tüketici bazında değerlendirildiğinde iltibas yaratacak derecede benzerdir. Bu itibarla, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, markalar arasında bir benzerlik ve ortalama tüketici açısından karşılaştırma ihtimali bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.