YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/3500
KARAR NO : 2015/10528
KARAR TARİHİ : 14.10.2015
MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/11/2014
NUMARASI : 2014/740-2014/743
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/11/2014 tarih ve 2014/740-2014/743 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
İhtiyati haciz talep eden vekili, müvekkili tarafından karşı taraf Cem’in müşterek ve müteselsil kefaleti ile genel kredi sözleşmelerine istinaden karşı taraf şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle hesabın kat edilerek borçlulara kat ihtarı gönderildiğini, ihtarname sonrası yapılan kısmi ödemeler düşüldükten sonra kalan borcun halen ödenmediğini ve borçluların da mal kaçırma hazırlığı içerisinde olmalarının kuvvetle muhtemel olduğunu ileri sürerek, alacağı karşılayacak şekilde borçluların menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczini talep etmiştir.
Mahkemece iddia ve dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, karşı taraf şirket yönünden talebin İİK’nın 257/1 maddesine uygun bulunduğundan kabulüne, diğer borçlu Cem yönünden ise, yasal koşulları bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Kararı, ihtiyati haciz talep eden vekili temyiz etmiştir.
Talep, ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere, karşı taraf şirket yönünden talebin kabulüne, C.. K.. yönünden ise, yasal koşulları bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Ancak, 6100 sayılı HMK’nın 294/3 madde ve fıkrasında “Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.”, aynı yasanın 297/2 madde ve fıkrasında ise “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü düzenlenmiştir.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’nın 382 ve devamı maddelerinde gerekse de yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. Bu itibarla, yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemece, karşı taraf C.. K.. yönünden karar başlığına parantez içerisinde “talebin reddine” “ibraz edilen deliller” kısmına da “C.. K.. yönünden yasal koşullar bulunmadığından talebin reddine” şeklinde karar verilmesi doğru olmadığı gibi, 6098 sayılı TBK’nın 586. maddesinde düzenlenen ”Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir. ” hükmü uyarınca değerlendirme yapılarak bir karar vermek gerekirken herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin, salt yasal koşulları bulunmadığından bahisle talebin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, ihtiyati haciz talep eden vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın ihtiyati haciz talep eden yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.