YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4139
KARAR NO : 2015/11391
KARAR TARİHİ : 02.11.2015
MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada …. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/09/2014 tarih ve 2013/49-2014/190 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “… …” ibareli seri markalarının bulunduğunu, ilk olarak 1986 yılında “…” markası ile bu markalara ilişkin üretim yapmaya başladığını, ibarenin kullanım ve reklamlarla ayırdedicilik kazanıp tanınmış hale geldiğini, davalı şirketin 2010/03916 sayılı “…” ibareli marka başvurusuna müvekkilinin yaptığı itirazın davalı Kurum …nca kabul görmesine rağmen YİDK tarafından “….” ibaresinin kek türü olup cins belirttiği gerekçesiyle nihai olarak reddedildiğini, ancak anılan ibarenin kesinlikle cins bildirmediği, başvurunun tescili halinde markalar arasındaki benzerlik sebebiyle iltibas halinin doğacağını ileri sürerek davalı … YİDK’nun 2013-M-411 sayılı kararının iptalini, 2010/03916 sayılı marka tescil başvurusunun tescili halinde hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, “….” ibaresinin bir kek türü olup herkes tarafından bilindiğini, dava konusu markada esas unsur “DANKEK” ibaresinden sonra “….” ve “…” ibareli getirildiğini, bu ibarelerin kekin türünü belirttiğini, başvuru ile davacı markalarının bıraktıkları toplu intiba yönünden birbirlerinden farklılaştıklarını, “….” ibaresinin herkes tarafından kullanılabilecek zayıf bir ayırt ediciliğe sahip olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin, tescilli “…” ibareli markasının yanına yeni bir marka kazandırmak ve ürünün browni kekine ait olduğunu belirtmek için için dava konusu başvuruyu yaptığını, “…” ibaresinin bir çok ülkede “ıslak kek” anlamında kullanıldığını, tek başına marka olarak tescil edilemeyeceğini, davacının browni piyasasına hakim olmak maksadıyla tekelci bir tutum içine girdiğini, müvekkili başvurusundaki asıl unsurun “…” olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu başvuruda “…” ibaresinin daha büyük, daha üstte ve ön planda algılanacak şekilde, “……” ibarelerinin altta ve küçük puntolarla yazıldığı, davacıya ait “… …” markasının tanınmışlığı hususunda yeterince delilin bulunduğu, ancak “…” sözcüğünün tek başına kullanıldığına ilişkin delil ibraz edilmediği, davacının “…” ibareli marka başvurusunun reddine ilişkin kararın kesinleştiğini, buna göre davacının “…” ibareli markalarının çekişmeli başvurudaki “…” kelimesi için
bir hak bahşetmeyeceği, anılan ibarenin 556 sayılı KHK’nın 7/1-c bendi anlamında tanımlayıcı olduğunun Yargıtay tarafından da kabul edildiği, kullanımla ayırdedicilik kazandığınan söz edilemeyeceğinin ve gıda sektörü ile ortalama tüketici nezdinde bir kek cinsi olarak bilindiğinin benimsendiği, diğer bileşenlerin ayırtedicilikleri düşük olmadığından “….” ibaresinin karışıklığa sebep vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, …. YİDK kararının iptali ve davalı şirket adına başvurusu yapılan markanın tescili halinde hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Davacının … YİDK kararına itirazında ve işbu davada dayandığı markalardan 2000/3884 sayılı olan markanın tek ve esaslı unsuru “…” kelimesinden oluşmaktadır. Dairemizin yerleşik kararlarında da açıklandığı üzere 556 sayılı KHK’nın 6 maddesi uyarınca markanın esaslı unsurunu oluşturan işaret tescilli olduğu sürece anılan KHK hükümlerine göre korunur. Yine, tescilli marka sahibinin başkasının marka başvurusuna karşı aynı KHK’nın 8/1-b maddesine dayalı olarak itiraz edip tescilin önlenmesini talep hakkı mevcuttur.
Davalı şirketin “…” ibareli marka başvurusuna karşı davacı tarafından yapılan itirazın reddine dair … YİDK kararının iptali davasında, mahkemece karar yerinde 556 sayılı KHK 8/1-(b) ve 8/4 maddeleri bakımından doktrin, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı (…) ve Yargıtay kararlarına dayalı bir inceleme yapıldığı açıklanmış ise de, aynı kararda içlerinde …’nin de bulunduğu uygulamacı ofıslerce benimsenip yayınlanan nispi ret nedenlerine ilişkin “ortak bildiri” ilkeleri dikkate alınarak uyuşmazlık sonuçlandırılmıştır. Oysa, Anayasa’nın 138/1 maddesi uyarınca, hakimler Anayasa, kanunlar ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. 4721 sayılı TMK l/son maddesine göre de, hakim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır. Bu bakımdan, mahkemenin öncelikle yasal mevzuat ve yargı kararlarına uygun değerlendirme yapma mükellefiyeti bulunmaktadır. 556 sayılı KHK 53’üncü maddesine dayalı … YİDK kararının iptali davasında mahkemece aleyhine dava açılan …’nin benimsediği ilke kararları temel alınıp değerlendirme yapılarak bu ilkeler çerçevesinde sonuca ulaşılması, yasal mevzuata, bilimsel görüşlere ve yargı kararlarına uygun bir değerlendirme olarak kabul edilmez.
Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; … YİDK kararının iptali davasında söz konusu YİDK kararının verildiği tarih itibariyle, 556 sayılı KHK 6. maddesi ile 8/1-(b) bendi hükmü birlikte dikkate alındığında, davacının itirazına dayanak 2000/3884 sayılı “…” ibareli markası mevcuttur. Dava konusu başvuruda “…” ibaresi birlikte yer almakta ise de, benzer uyuşmazlıklara ilişkin Dairemiz emsal kararlarında da benimsendiği üzere (11. H.D – 06/06/2012 T. 3084/9802 sayılı “…”, 07/05/2013 T. 10016/9229 sayılı “… …” kararları), davacının dayandığı tescilli 2000/03884 sayılı markanın tek ve esaslı unsuru “…” ibaresinden oluşmakta olup dava konusu başvurudaki tertip tarzı itibarı ile “…” ibaresi de markada asli unsur oluşturacak şekilde yer aldığından uyuşmazlığa konu işaretler arasında 556 sayılı KHK 8/1-b bendi anlamında benzerlik bulunmaktadır. Bu bakımdan, … YİDK iptali davasının kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, hükümsüzlük davasında davacı tescilli marka hakkından kaynaklanan öncelik ve üstün hak kapsamında uyuşmazlığa konu markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Ancak, davalı şirket tarafından da, davacının dayandığı 2000/3884 sayılı “…” markasının hükümsüzlüğüne ilişkin açılan davanın derdest olduğu ve bekletici mesele yapılması gerektiği savunulmuştur. Gerçekten de, davacının dayandığı 2000/3884 sayılı marka “…” asli unsurundan oluşmaktadır. Bu markanın 556 sayılı KHK 7/1-(c) bendi anlamında tanımlayıcı işaret niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde söz konusu hükümsüzlük davası sonucunda verilecek kararın bu davayı da etkileyeceğinin kabulü gerekir.
O halde, davacı şirket adına tescilli 2000/3884 sayılı “…” ibareli markasının hükümsüzlüğü istemine ilişkin davanın neticesinin beklenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hükümsüzlük davasının da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.