Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/6156 E. 2015/13418 K. 14.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6156
KARAR NO : 2015/13418
KARAR TARİHİ : 14.12.2015

MAHKEMESİ : … .. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/10/2014
NUMARASI : 2014/146-2014/222

Taraflar arasında görülen davada … .. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23/10/2014 tarih ve 2014/146-2014/222 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı … … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “…” esas unsurlu tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının …’ye yaptığı “…. …” ibareli ve 2011/50726 numaralı marka tescil başvurusu üzerine, müvekkilinin Markalar Dairesi Başkanlığına benzerlik ve iltibas nedenlerine dayalı olarak itirazda bulunduğu, itirazın nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, ortalama düzeydeki tüketicilerin başvuruyu müvekkili şirketin seri markalarından birisi olarak algılayacağını, davaya konu kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek , 2014-M-1000 sayılı YİDK kararının iptaline, tescil edilmiş olması halinde ise davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ….. vekili kurum kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, davacıya ait markalarda esas unsurun “…” ibaresi değil, diğer unsurlar olduğunu, “….” sözcüğünün niteliği itibariyle ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, bu nedenle müvekkili tarafından yapılan “…” ilavesinin başvuruyu davacı markalarından yeterince farklılaştığını ve karıştırma ihtimalini ortadan kaldırdığını, “…” ibaresini içeren pek çok marka bulunduğunu, davacının “…” sözcüğünü içeren markalarında asıl unsur olarak “….” sözcüğüne de yer verildiğini, bu nedenle “…..” ibaresinin tek başına davacı bakımından tanınmış marka seviyesinde olmadığını, haksız yarar sağlanacağı ve markanın itibarına zarar verileceği iddialarının da dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, davalı başvurusunun “…. …” sözcüklerinden oluştuğu, kapsamında 29 ve 30.sınıftaki malların bulunduğu; itiraza dayanak markalarla aynı ürünleri içerdiği, davacı markalarının genelde bir bütün olarak “…. ….” ya da “…. ….” ibareleri ve diğer tanımlayıcı bir takım ibarelerle birlikte kullanıldığı, dolayısıyla ortalama tüketicinin zaten bildiği, tanınmış marka olarak gerek …. kayıtlarında, gerekse yargı kararlarında yer alan “….” ibaresinin önüne geçecek şekilde markasal bir ayırt ediciliği bulunmayan “…./….” sözcüklerinin ayırt ediciliğinin bulunmadığı, ….. kelimesi olmayan kullanımlarında dahi aynı sonuca ulaşılacağı, ayrıca başvuruda ilave unsuru teşkil eden “…..” sözcüğünün davacıya ait markalarda asıl veya yardımcı unsur olarak yer almadığı, davacının “…. …./…..” tek veya asıl unsurlu markalarının KHK’nın 8/4 hükmü anlamında tanınmışlık seviyesine ulaştığına dair kabule yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraf markalarının benzer olduğu ve bu benzerliğin iltibas tehlikesine neden olduğu iddiasına dayalı TPE YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir. Mahkemece her ne kadar başvuru markası “… ….” ile itiraza dayanak “….. ” unsurlu davacı markalarının ortalama tüketiciler tarafından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de; “….. ” ibaresi her iki taraf markasının da asli ve ayırt edici unsurudur. Marka tescil kapsamlarının 29 ve 30. sınıf gıda ürünlerinden oluştuğu dikkate alındığında yıldız anlamına gelen “…..” ibaresinin herhangi bir tanımlayıcılığının olduğu da düşünülemez. Bu itibarla, mahkemece davacı markalarının ayırt edici unsuru olan “…..” ibaresinin önüne başka ibareler eklenmesinin tek başına ayırt edicilik sağlamaya yeterli olmayacağı nazara alınarak, bu kapsamda değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.