YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6630
KARAR NO : 2015/11092
KARAR TARİHİ : 27.10.2015
MAHKEMESİ : KONYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/01/2015
NUMARASI : 2014/445-2015/47
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/01/2015 tarih ve 2014/445-2015/47 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Almanya Bochum Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından I-8 O 617/08 numaralı dosyasında verilen 27.10.2011 ve 30.04.2012 tarihli masraf tespit kararlarının kesinleştiğini ileri sürerek, bu kararların tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, MÖHUK’un 54. maddesinde düzenlenen tenfiz şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK’nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda; kısa kararın 1 nolu bendinde infazda tereddüt doğuracak şekilde tekil bir ifadeyle hangi masraf tespit kararının tenfiz edildiği belirtilmeden “dava dilekçesinde bilgileri yazılı yargılama masraf tespitinin onaylı tercümesinin tenfizine” karar verilmiş, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde ise “..27.10.2011 ve 30.04.2012 tarihli yargılama masraflarına dair masraf tespit kararının onaylı tercümesinin tenfizine” karar verildiği belirtilmiştir. Yine kısa kararın 3 nolu bendinde “Davalı tarafça yapılan temyiz posta giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, temyiz peşin harcının isteği halinde bozma ilamında belirtildiği gibi temyiz edene iadesine” karar verilmiş iken, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 3 nolu bendinde “..341,05 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine” karar verildiği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen hususlar uyarınca yazılı şekilde kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açılması doğru olmamış, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre de davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.