YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/85
KARAR NO : 2015/4119
KARAR TARİHİ : 25.03.2015
.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 16/10/2014 tarih ve 2014/172-2014/222 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun’un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK’nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafın değişik tarihlerde TPE’ye başvurarak “… , M … since 1960, M since 1960, …” ibarelerini marka olarak tescil ettirdiğini, bu tescillerden müvekkilinin sonradan haberdar olduğunu, oysa bu markanın ilk kez müvekkilinin ve davalı tarafın babası ….. tarafından birlikte bulunduğunu ve 1991 yılında davacı ve davalının babasının birahane ve kafeterya işletmeciliği olarak beraber kurdukları işletmenin adı olarak bu markayı kullanmaya başladıklarını, markayı birlikte ihdas ettiklerini ve birlikte maruf hale getirdiklerini buna rağmen davalı tarafın kimseye haber vermeden markayı tek taraflı olarak ve kötü niyetle kendi adına tescil ettirdiği bu marka üzerinde öncelikli ve gerçek hak sahipliğinin müvekkiline ait olduğunu dolayısıyla davalının tek başına tescil ettirdiği markaların hükümsüz kılınmasının gerektiğini ileri sürerek, davalı adına tescilli 2008/56471, 2008/56470, 2008/75091 ve 186026 nolu markaların hükümsüzlüğünü ve TPE sicilinden terkinini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, “…” markasının ilk kez 1997 tarihinde tescil edildiğini ve ilk kez müvekkilinin babası tarafından kullanıldığını, tescilden 13 yıl geçtikten sonra davacının bu davayı açmasının kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, kötü niyetli tescil hali hariç olmak üzere hükümsüzlük davalarının tescilden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerektiği, dava 11/11/2010 tarihinde açıldığına göre 186026 nolu marka yönünden tescilden itibaren yaklaşık 13 yıl geçmiş bulunduğu, bu durumda Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, bozmadan önce verilmiş olan 26/06/2012
tarih ve 2010/184 Esas, 2012/172 Karar sayılı önceki kararın, davalı adına tescilli 2008/56471 ve 2008/75091 no’lu markaların hükümsüzlüğü ve TPE sicilinden terkini ile 2008/56470 no’lu marka yönünden ise davanın reddine dair kısmı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 12/11/2013 tarih, 2013/433 Esas, 2013/20297 Karar sayılı ilamı ile onanmış ve kesinleşmiş olmakla, bu markalar yönünden yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına, 1997/186026 no’lu markanın hükümsüzlüğü talebinin reddine, karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenlerden ayrı yarı alınmasına, 25/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.