Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/8695 E. 2015/10282 K. 12.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/8695
KARAR NO : 2015/10282
KARAR TARİHİ : 12.10.2015

MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/12/2014
NUMARASI : 2011/182-2014/444

Taraflar arasında görülen davada Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/12/2014 tarih ve 2011/182-2014/444 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin A. T.Ürünleri Pazarlama İthalat ve İhracat A.Ş’nin hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalı Ş.. Ç..’ın bu şirketin muhasebe bölümünde işçi olarak çalıştığını, diğer davalı D.. Ç..’ın ise Ş.. Ç..’ın eşi olduğunu, şirketin parasal işlemlerini davalı bankanın Siteler Şubesinde bulunan hesapları üzerinden yürüttüğünü, çıkan anlaşmazlık nedeniyle 2008 yılının ilk aylarından itibaren davalı banka şubesi ile iş yapılmasına son verilmesinin kararlaştırıldığını, önceden devam eden krediye ilişkin işlemlere ise aynı banka üzerinden devam edildiğini, davalı Ş.. Ç..’ın müvekkilinin imzasını taklit ederek hazırladığı talimatlar yolu ile davalı banka şubesinden farklı tarihlerde krediler çektiğini, çekilen paraların müvekkilinin başka şubelerdeki hesaplarına havale yapıldığını ve bu hesaplardan da yine müvekkilinin imzası taklit edilerek bir kısmının davalı Ş.. Ç..’ın hesaplarına geçirildiğini, davalı Ş.. Ç..’ın müvekkiline ve şirkete ait davalı banka şubesinin 6689872 ve 6688437 numaralı hesabından toplam 3.786.949,00 TL para çektiğini, davalı Ş.. Ç..’ın durumun anlaşılması üzerine 11/08/2009 tarihinde çekmiş olduğu mesajda durumu itiraf ettiğini, müvekkilinin davalı Ş.. Ç..’a hesaplarında para çekmesi hususunda yetki ve vekaletname vermediğini, bankanın bu durumu gözetmeyerek talimatlardaki imzalar ile banka kayıtlarındaki imzaları karşılaştırmadığını, davalı Ş.. Ç..’ın elde ettiği paralar ile aldığı gayrimenkulleri eşi olan diğer davalı D.. Ç.. üzerine yaptığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL’nin reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, davacı ile müvekkili banka arasında bankacılık hizmet sözleşmesinin bulunduğunu, bu sözleşme uyarınca talimatların sözleşmede belirtilen telefondan gelmesi halinde işlemin yapılacağının karar altına alındığını, davacı tarafından verilen talimatların da bu telefon numarasından gelen faks ile yapıldığını, davalı Ş.. Ç..’ın daha önceden çok sayıda işlem gerçekleştirdiğini ve bunun davacının bilgisi dahilinde bulunduğunu, bu nedenle davalı bankada Ş.. Ç..’ın işlem yapması konusunda güven oluştuğunu, söz konusu hesaplara ilişkin hesap özetlerinin davacıya gönderildiğini, hesaplara vakıf olan davacının hesap bakiyelerine ve işlemlerine itiraz etmediğini, bu şekli ile yapılan önceki işlemlere icazet verdiğinin kabul edilmesi gerektiğini, savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Ş.. Ç.. ve D.. Ç.. vekili, müvekkili Ş.. Ç..’ın A.T.Ürünleri Pazarlama İthalat ve İhracat A.Ş’de muhasebe bölümünde çalıştığını ve müvekkilinin aynı zamanda şirket ortaklarının bütün kişisel işlerini de takip ettiğini, şirket açık ödemelerinin müvekkili aracılığı ile gerçekleştiğini, açık ödemelerin şirket hesabından davacı H.. P..’ın hesabına aktarıldığını ve davacı H.. P..’ın hesabından çekildikten sonra ödemelerin personele veya yönetim kurulu üyelerine elden gerçekleştirildiğini, ortakların bir kısım kişisel ödemelerinin şirket bünyesinden karşılanması ve davacı H.. P..’ın usulsüz işlemleri neticesinde açığın oluştuğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; 02/01/2008 ile 14/07/2009 tarihleri arsında devam eden işlemler nedeniyle davanın açıldığı, davalı bankanın taraflar arasındaki sözleşmeye uygun davrandığı, sözleşmede yer alan telefondan gelen talimatlar uyarınca işlem yapıldığı, banka tarafından uzunca bir süredir davalı Ş.. Ç..’ın davacı H.. P.. ve dava dışı A. T. Ürünleri Pazarlama İthalat ve İhracat A.Ş’nin muhasebecisi olarak bilindiği ve eytkili olduğuna dair kanı oluştuğu, bu haliyle davalı bankanın kusurunun olmadığı, dava konusu işlemlerin yaklaşık 18 ay boyunca devam ettiği, davalı Ş.. Ç.. tarafından çekildiği iddia edilen büyük miktardaki paradan uzun süre habersiz olunmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, sahteliği iddia olunan talimat belgelerinin asıllarının mevcut olmadığı ve başkaca delil sunulmadığı, davacının davalı Ş.. Ç.. ile aralarında mevcut olan vekalet akdine göre iş görmediğini ispatlayamadığı gerkçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, vekaletin kötüye kullanılması sonucu oluştuğu iddia edilen zararın tahsiline ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. 818 sayılı BK’nun 53. maddesine (TBK m.74) göre ceza hakiminin mahkumiyet kararı ve mahkumiyet hükmünde tespit olunan maddi vakalar ile maddi vakayı belirleyen beraat kararı hukuk hakimini bağlar. Bu hükmün amacı adalete güveni sağlamak ve çelişik hükümlerin çıkmasını önlemektir.
Somut olayda, davalılar Ş.. Ç.. ve D.. Ç.. hakkında ceza davası açıldığı ve yargılama sonunda Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mahkemece söz konusu davalılar hakkındaki ceza dosyasının kesinleşip kesinleşmediği tespit edilerek, kesinleşmesinin beklenmesi ve ceza mahkemesince verilen beraat kararının 818 sayılı BK’nun 53. maddesi (TBK m.74) kapsamında değerlendirilip tartışılarak neticeye göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.