YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/1461
KARAR NO : 2017/4271
KARAR TARİHİ : 12.09.2017
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2015 tarih ve 2014/825-2015/960 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalının müvekkil şirketten emekli olacağı gerekçesiyle ayrıldığını, daha sonra aynı iş kolunda başka bir şirket kurduğunu, bu durumun sadakat ve rekabet etmeme borcuna aykırı olduğunu ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL tazminat 07.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkilinin rekabet yasağına aykırı davranmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davalının sözleşmenin bitiminden itibaren iki yıl süre ile rekabet etmeme sorumluluğunun bulunduğu, buna aykırı davrandığı ve bu nedenle davacı şirketin zarara uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, iş sözleşmesi bünyesinde düzenlenen rekabet yasağına aykırılık nedeniyle haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve maddi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemekte özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. Anayasa, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu hükümleri ile sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlıklı 48. ve devamı maddelerinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu bildirilmiş, BK’nin 19. maddesinin ilk fıkrasında, bir akdin mevzunun kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunacağı belirtildikten sonra, 2. fıkrasında bu serbestinin sınırları gösterilmiş, 20. maddesinde ise bir akdin mevzunun gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olması halinde o akdin batıl olacağı, MK’nin 23/2. maddesinde de kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceği veya onları hukuka yada ahlâka aykırı olarak sınırlayamayacağı düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeler karşısında, tarafların sözleşme içeriğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan çalışma hürriyeti ilkesine aykırı olarak ve bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek herhangi bir düzenleme yapmalarının mümkün değildir.
Taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesi incelendiğinde, davalı işçinin, şirketin işine rakip herhangi bir işe veya faaliyete doğrudan veya dolaylı olarak girmeyeceği konusunda 2 yıl süreli bir yasak getirildiği, yasağın ihlali halinde ise bir yaptırım öngörülmediği anlaşılmaktadır. Davalının müşteri portföyü bilgilerine ve ticari sırlarına davacının vakıf olduğu, davacı tarafından, davalı ile aynı alanda faaliyet gösteren bir limited şirket kurulduğu ve haksız rekabete girişildiği, davacı müşterileri davalı tarafından etki altına alındığından iş hacimlerinin ve faaliyet kârlarının olumsuz etkilendiği, davalının eylemleri nedeniyle zarara uğradığı iddiası ile dava açılmış ise de, dosya kapsamında davalının eylemleri nedeniyle davacının zarara uğradığına dair somut veri bulunmamakla birlikte; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında da, iş sözleşmesi ile davalının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde 2 yıl süreyle davacı şirketin işine rakip bir işte çalışmayacağı şeklinde çalışma yasağı getirilmesi ve sınırlarının yeterince belirlenmemesi durumu da başlı başına Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürriyetinin açık bir ihlali niteliğinde olup, mahkemece bu hususlar göz önünde bulundurulmaksızın davanın reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/09/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
1- Dava, işçinin rekabet etmeme sözleşmesini ihlali sebebiyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
2- Somut olayda, davacı işletme ile davalı işçinin 01.08.1996 tarihli iş sözleşmesiyle birlikte “rekabet yasağı sözleşmesi” imzaladıkları, buna göre davalının iş akdinin sona ermesinden sonra geçerli olmak üzere iki yıl süreyle rekabet etmemeyi taahhüt ettiği, ancak iş ilişkisinin 12.05.2010 tarihinden sona ermesinden çok kısa bir süre sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirketi kurduğu ve davacı şirket ile aynı alanda faaliyette bulunduğu konusunda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
3- Olaya uygulanması gerekli mülga 818 sayılı BK m. 348 uyarınca, iş sahibinin müşterilerini tanıma veya işlerinin esrarına nüfuz edebilecek bir pozisyonda çalışan işçinin, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra, iş sahibi ile rekabet edecek bir işi kendi namına yapmamayı veya böyle bir rakip işyerinde işçi veya ortak sıfatıyla veya sair surette çalışmamayı yazılı olarak taahhüt etmesi hukuken geçerli olacaktır. Böyle bir taahhütte bulunan işçinin yasaklı süre içerisinde, iş sahibine önemli bir zarar verebilecek ölçüde rekabet yasağını ihlal etmesi halinde, BK m. 351 uyarınca, iş sahibinin bu sebeple uğradığı zararı tazmin etmesi gerekmektedir.
4- Somut olayda, davalı işçinin, satış temsilcisi olarak çalışmış olması nedeniyle davacı işyerinin müşteri çevresini, fiyat ve satış politikasına ilişkin iş sırlarına vakıf olduğu, iş akdinin sona ermesinden çok kısa bir süre içerisinde, davacı işveren ile aynı il hudutlarında ve aynı iş kolunda ona rakip olarak faaliyette bulunmuş olması, tanık anlatımlarına göre önceki işyerinden kendi işyerine müşteri transferi sağlamış olması nedeniyle, davacı şirkete önemli bir zarar verme ihtimalinin gerçekleştiği, zararın somut olarak ispatının gerekmediği, Dairenin bu tür ihtilaflardaki genel yaklaşımının da bu doğrultuda olduğu (10.05.2017, 2015/15290 – 2017/280/8), rekabet yasağı süresinin iki yıl olması nedeniyle, işçinin ekonomik geleceğinin önemli ölçüde sarsılmasının söz konusu olamayacağı, davalının aynı şehir hudutlarında ve aynı iş kolunda faaliyet göstermek suretiyle rekabet yasağını ihlal etmesi nedeniyle, coğrafi açıdan da davalı işçinin ekonomik haklarının kısıtlanmış sayılamayacağı, mahkemece hüküm olunan 1.000 TL tazminatın, BK m. 43’e uygun olduğu kanaatinde olduğumuzdan, yerel mahkeme kararının onanması gerekirken aksi düşünceyle bozulmasına karar veren Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyoruz.