Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2016/2007 E. 2017/4741 K. 26.09.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2007
KARAR NO : 2017/4741
KARAR TARİHİ : 26.09.2017

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ SIFATIYLA)

Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 20/10/2015 tarih ve 2015/370-2015/551 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili şirketin 12/09/1988 tarihinde ticaret sicil kaydını yaptırdığını ve ticari faaliyetlerine devam ettiğini, 16/01/1996 tarihinde de marka tescilini yaptırdığını, ayrıca “Selva” ibaresinin tanınmış marka olduğunun TPE tarafından tespit edildiğini, müvekkilinin mevcut tesciline rağmen TTK’nın 52. maddesine aykırı olarak davalı şirkete ait ticari unvanın da tescil edildiği ve Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımlandığını, davalı şirketin kullandığı “Karadeniz Selva” ibaresinin müvekkilinin “Selva” ibaresine aynen benzediğini, bu durumun iltibas yarattığını ayrıca haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek davalının müvekkilinin marka haklarına tecavüzünün önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının ticaret unvanından “selva” kelimesinin ticaret sicilinden terkinine, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davalı tarafından TTK’nın 52. maddesi kapsamında haksız şekilde ticaret unvanı kullanımının ve tescilinin söz konusu olduğu, dolayısıyla da tescilli olan davalı ticaret unvanından “Selva” ibaresinin terkininin gerektiği, davalı kullanımının tescilli ticaret unvanının tescil olunduğu haliyle TTK hükümlerine uygun bir kullanım niteliğinde olduğu ve bu durumda ticaret unvanındaki “SELVA” sözcüğünün davacının tescilli markasına tecavüz eder şekilde markasal bir kullanım bulunmadığı öte yandan 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesi kapsamında iltibasa yol açan bir eylemin varlığı da belirlenmediği gerekçesiyle marka haklarına tecavüzün önlenmesi talebinin ve manevi tazminat talebinin reddine ve diğer hususlar bozma kapsamı dışında kaldığından ve kesinleştiğinden ayrıca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak, mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yazılı şekilde karar verilmiş ise de, hükmün infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde tesisi gerekmektedir. Gerçektende HMK’nın 297/2 maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Bu itibarla, mahkeme kararının hüküm fıkrasında, davacının marka haklarına tecavüzün önlenmesi talebinin ve manevi tazminat talebinin reddine karar verildikten sonra infazda tereddüt oluşturacak şekilde “davacının yargılama giderlerinin ½’sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” şeklinde hüküm oluşturulmuş, ancak yargılama giderlerinin ne olduğu ve miktarı açık ve net olarak ifade edilmemiş, ayrıca hüküm fıkrasında tarafların sorumlu oldukları harç miktarları da belirtilmemiştir. Bu durumda, mahkemece, hüküm fıkrasında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekirken infazda tereddüt oluşturacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.