YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2552
KARAR NO : 2017/5272
KARAR TARİHİ : 11.10.2017
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/11/2015 tarih ve 2013/55-2015/736 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili vesayet altına alınan … Tic. A.Ş’nin en yüksek hisseye sahip kurucu ortaklarından olduğunu, …’in 1998 yılında beyin ameliyatı geçirmesinden sonra sağlık problemlerinin başlamasıyla birlikte vesayet altına alındığını, kendisinin ve çocuklarının, şirket yöneticileri tarafından şirketten uzaklaştırıldığını, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmediği gibi …’in şirketteki hakkını vermemek ve mirasçılarına da bırakmamak için şirketin borçlandırıldığını, bu nedenlerle … ile diğer ortaklar arasında birçok uyuşmazlığın olduğunu ve bunların yargıya intikal ettiğini, şirketin 2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarına ait genel kurullarının yapılmadığını, şirket yönetim kurulunun kanunun kendilerine yükledikleri görevleri yerine getirmediklerini, şirket yönetim kurulu üyelerinin kısıtlı …’in haklarını ihlal ettiklerini ve iyi niyetli olmadıklarını, dolayısıyla davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinin eşit işlem ilkesine tamamen aykırı olduğu gibi dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek öncelikle kısıtlı …’in haklarının teminat altına alınması için ihtiyati tedbir olarak şirkete kayyum tayin edilmesini, neticede davalı şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili TTK. M. 531 gereğince haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshinin istenebileceğini, davada şirketin feshini gerektirecek haklı sebep şartının oluşmadığını, haklı sebebin varlığı kabul edilse dahi müvekkili şirketin feshinin yerine davacı ortağa paylarının gerçek değerinin ödenmesi ve ortaklıktan çıkarılmasına yönelik hükmün uygulanmasına karar verilmesini savunarak açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, bilir kişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirket yöneticilerinin görev ve yükümlülüklerini kanuna uygun bir şekilde yerine getirmedikleri, taraflar arasında çok sayıda ihtilaf bulunduğu ve bunların pek çoğunun dava konusu olduğu, şirketin amacına hizmet etmediği, davacının diğer pay sahiplerinden farklı muameleye tabi tutulduğu, şirket imkanlarının davacı dışındaki pay sahiplerine tahsis edildiği, bazı yıllara ilişkin genel kurul toplantılarının yapılmadığı, davacının bilgi alma hakkının engellendiği, söz konusu sebeplerin şirketin feshi açısından haklı sebep niteliğinde olduğu ve haklı sebeple feshe ilişkin şartların oluştuğu, şirketin ekonomik durumunun iyi olmaması sebebiyle davacının payının ödenerek ortaklıktan çıkartılmasının mümkün bulunmadığının davalı tarafından bildirildiği ve mahkememizin aynı nitelikteki 2013/44 esas ve 2014/227 karar sayılı dosya kapsamının da kuvvetli delil niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 11/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.