YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/8736
KARAR NO : 2017/5436
KARAR TARİHİ : 17.10.2017
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/10/2015 tarih ve 2014/208-2015/594 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili; müvekkillerinin davalı bankadan krediler kullandığını, kredi taksitlerini zamanında ödeyemediklerini davalı tarafından da icra takipleri başlatıldığını, yapılan takiplerin bir kısmının mükerrer olduğunu, kısım kısım ödenen miktarların hesap katında belirtilen miktardan daha fazla olduğunu, ileri sürerek fazla ödenen miktarın bilirkişi tarafından hesaplanarak ıslah ile 33.000,00 TL’nin davalıdan istirdadını istemiştir.
Davalı vekili; sözleşme faizinin de asıl alacak olduğunu, kredi alacağı ile bu alacağın birlikte talep edilmesi gerektiğini, konut kredisinde 13.939,34 TL kredi alacağı olmak üzere sözleşme faiziyle toplam asıl alacağın 34.159,07 TL olduğunu, ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; … İcra Müdürlüğünün 2011/342 esas sayılı dosyasından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde davalı bankaca fazladan 21.417,54 TL’nin tahsil edildiği, bu krediden kaynaklı asıl alacağın 13.939,34 TL olduğu, takibe bu miktar üzerinden geçilmesi gerekirken 34.159,07 TL üzerinden geçildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, kredi borcu nedeniyle fazla ödenen bedelin istirdadı istemine ilişkindir. Mahkemece alınan 19.08.2015 bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davalı taraf anılan bilirkişi raporuna karşı 09.04.2015 tarihli dilekçe ile her bir kredi sözleşmesinin ekinde ödeme planının bulunduğunu, her ay ödenecek asıl alacak, akdi faiz, BMSV’den oluşan aylık taksitlerin ödenmesinin aksatılması nedeniyle davacıların temerrüde düştüğünü ve bu süreçte tüm alacağın muaccel hale geldiğini, alacak kalemleri arasında yer alan akdi faizi de talep hakkı bulunduğunu, bu alacak kalemine de ayrıca temerrüd faizi yürütüleceğini belirterek itiraz etmiş ve ödeme planını da dosyaya ibraz etmiştir. Bilirkişi raporundaki ödeme planında anapara olarak yer alan tutara temerrüd faizi uygulanarak hesaplama yapıldığı görülmüştür. Taraflar arasındaki 28.07.2005 tarihli konut kredisinin sözleşmesinin muacceliyet başlıklı 10. maddesinin 2. bendinde müşterinin birbirini izleyen iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde borcun tamamının muaccel kılınmasına bankanın yetkisinin olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan bu hüküm ve davalının anılan bilirkişi raporuna karşı ciddi itirazlarını değerlendirilmesi için bilirkişiden ek rapor alınmaksızın eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bente açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 17/10/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(M) (M)
KARŞI OY
Dava, kredi borcu nedeniyle fazla ödenen bedelin istirdatı istemine ilişkindir.
Davacı … ile davalı banka arasında toplam 75.800 TL kredi sözleşmesi akdedildiği, davacı … ile davalı banka arasında 28.100 TL limitli kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeye davacı …’nın kefil olduğu, yine dava dışı Fatih ile davalı banka arasında imzalanan sözleşmeye davacıların kefil olduğu taraflar arasında çekişmesizdir.
Sorun, davacıların asıl borçlu ve kefil oldukları kredi sözleşmelerinde, temerrütten sonra BK m. 96’nın uygulanıp uygulanmıyacağı noktasında toplanmaktadır.
Kural olarak, alacakla borç aynı anda “talep edilebilir” (muaccel) ve “ifa edilebilir” olur. Ama yine de borç, talep edilebileceği muacceliyet gününden önce de ifa edilebilir. Doğaldır bu öncelenmiş ifa olanağı! Borçlunun erken ifa jesti alacaklının zararına sonuç doğurmaz. Borçlunun erken ifaden ötürü herhangi bir “iskonto hakkı” olmaz! (Bk m. 96/2). Borçlu için de yararlı böyle bir “erken ifa”; da borç yükünden bir an önce kurtulmuş olur. Tipik örnek olarak ariyette ve faizsiz ödünçte malı ve parayı vadeden önce iade olanağı gösterilebilir. BK m. 96 kuralı bu bakımdan çok açıktır. Aksi anlaşılmadıkça, borçlu edimini vadesinden önce de ifa edebilir; ama bu erken ifa nedeniyle ediminden iskontoda (indirimde) bulunamaz. Ayrıca BK m. 96/2 rizai ödemeler için öngörülmüş olup temerrütten sonra uygulanma olanağı yoktur. Davacının borcunun hesabında, öncelikle vadesi gelip ödenmeyen taksitlerden oluşan borç (Ana para+KKDF+BSMV+Akdi Faiz) aynen alınacaktır. Ancak, vadesi gelmeyen, ödenmeyen taksitler ve sözleşme uyarınca muaccel hale gelen taksitler bakımından ise yanlız “ana para” davacının borcunun hesaplanmasında ve temerrüt faizi uygulanmasında esas alınacaktır. Bu nedenle, yukarıdaki ilkelere uygun bilirkişi raporundaki hesaplama doğrudur.
Bu nedenlerle, TBK m. 96/2’ye yanlış anlam vererek, vadesi gelmeyen ancak ödenmeyen taksitler ve sözleşme uyarınca muaccel hale gelen ve temerrütün oluştuğu taksitlere ana para yanında akdi faiz de eklenerek davacının borcunun hesaplanması ve özellikle temerrüt faizi uygulamasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.