Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2017/1030 E. 2017/5762 K. 26.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/1030
KARAR NO : 2017/5762
KARAR TARİHİ : 26.10.2017

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/03/2016 tarih ve 2015/421-2016/269 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24.10.2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, tarafların … San. Tic. A.Ş’nin hissedarları olduklarını, davacının yönetim kurulu başkanı, davalının ise yönetim kurulu üyesi bulunduğunu, yönetim kurulunca şirkete ait gayrimenkulün satışına karar verildiğini, karar gereğince gayrimenkulün …’ya 120.000,00 TL’ye satıldığını, davacının alınan paraya istinaden 120.000,00 TL’lik senedi teminat olarak verdiğini, satış sonrasında …’dan senedin iadesi istenmişse de senedin davalıya teslim edildiğinin bildirildiğini, senedin haksız olarak takibe konu edildiğini ileri sürerek takip dayanağı bonodan dolayı borçsuzluğun tespitine, bononun iptali ile davacıya iadesine, davalının alacağın %20’si oranında tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu senedin gerçek bir hukuki ilişkiye dayalı olarak hazırlandığını, davalının bu senet karşılığı alacağının bulunduğunu, davacının iddialarını ispatlaması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının davaya konu senedin gerçek bir hukuki ilişkiye dayalı olarak gerçek bir alacağa karşılık düzenlendiği iddiasının asılsız olduğu, senedin taşınmaz satışı karşılığı tapuda işlem yapılana kadar …’ya teminat için verildiği, … tarafından tapudaki satış işleminden sonra senedin davalıya teslim edildiği, davalı tarafça taraflar arasında gerçek bir borç ilişkisi olduğunun yazılı bir belge ile ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, icra dosyasında takip dayanağı olan 120.000,00 TL’lik bonodan dolayı davacının davalıya borçsuzluğunun tespitine ve bononun iptali ile davacıya iadesine, davalının asıl alacağın %20’si oranında tazminat ödemesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, imzası davacı tarafça ikrar edilmiş bonoya dayalı takip yapılmıştır. Bir davada ileri sürülen vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf o vakıayı ispat etmelidir. Davacı vekili, dava konusu bononun dava dışı …’ya satılan gayrimenkul için verilen kapora nedeniyle teminat amacıyla lehtar kısmı boş olarak düzenlendiğini, davalının adı geçen dava dışı üçüncü kişiden bu senedi teslim alarak yasal unsurları tamamlamak suretiyle icra takibine konu ettiğini, dolaysıyla dava konusu bono nedeniyle davacının borçlu olmadığını ileri sürdüğüne göre, davacı tarafından imzalanan bononun bu bedelsizlik iddiasının davacı tarafça ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla, mahkemece, ispat yükü davacı tarafta olduğu halde, ispat yükü ters çevrilerek, davalı tarafça taraflar arasında gerçek bir borç ilişkisi olduğunun yazılı bir belge ile ispatlanamadığı gerekçesiyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 201. maddesi gereğince yazılı bir belgeye (senede) bağlanmış olan iddiaya karşı def’i olarak ileri sürülen hususların yazılı delille ispatlanması gerekmektedir. Bu suretle, davacı tarafından imzalanan bono nedeniyle borçlu olunmadığına yönelik iddiaların yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup, davacı tarafından ileri sürülen hususların tanıkla ispatı mümkün değildir. Davalı tarafça tanık dinlenilmesine muvafakat edilmediğinin ifade edildiği de nazara alındığında, mahkemece tanığın neden dinlenildiği hususu gerekçelendirilmeksizin tanık beyanları doğrultusunda senedin taşınmaz satışı karşılığı tapuda işlem yapılana kadar …’ya teminat için verildiği, … tarafından tapudaki satış işleminden sonra senedin davalıya teslim edildiği sonucuna varılması yerinde görülmemiştir.
Yine, dosyaya ibraz edilen “14/04/2015 tarihinde kaporalar karşılığı verdiğim senedi elden (…’dan) teslim aldım.” ibarelerini ve davalı isim ve imzasını taşıyan, imzadan sonra ilki keşidecisinin …, lehtarının … olduğu 57.541,00 TL bedelli bono, altında ise keşidecisinin …l olduğu lehtarının yer almadığı, 120.000,00 TL bedelli bono fotokopilerinin eklendiği belge örneği incelendiğinde, belge altındaki ilavelerin fotokopi olduğu, belgenin dava konusu senede ait olduğuna dair bir ibare içermediği, davalı tarafından verilen senedin teslim alındığı yönünde ifade kullanıldığı anlaşılmakta olup, dava konusu olduğu iddia edilen yazı altındaki ikinci senet fotokopisinin sonradan eklenmiş olabileceği de nazara alınarak bu belgenin davalı aleyhine delil olma özelliğinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu nedenle, mahkemece varılan sonuçta tanık delili ile birlikte davalı aleyhine değerlendirilen bu belgeye dayalı karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Dosyanın incelenmesinde, davacı tarafından davalı hakkında bedelsiz senedi kullanma suçu sebebiyle şikayette bulunulduğu, eldeki davada yer alan iddialara dayanıldığı, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, işbu karara davacı tarafından yapılan itiraz üzerine ise … 2. Sulh Ceza Hakimliğince 08/10/2015 tarihli kararla vaki itirazın kabulüne, kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararın kaldırılmasına, eksikliklerin giderilerek takdiri Cumhuriyet Başsavcılığına ait olmak üzere dosyanın mahalline iadesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu senedin bedelsiz olduğu, davalı tarafından kullanıldığı iddiasıyla yürüyen ve eldeki davada ileri sürülen vakıalara dayanılan soruşturmanın ve açılmış ise ceza davasının akıbeti araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönde bir araştırma ve tespitte bulunulmamıştır.
Bu suretle; mahkemece, ispat yükünün davacıda olduğu ve davacı iddialarının yazılı delille ispatlanması gerektiği kabul edilerek, yürüyen soruşturma dosyasının akıbetinin tespiti ile delillerin değerlendirilmesi, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.