YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4401
KARAR NO : 2020/1670
KARAR TARİHİ : 18.02.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 01/11/2017 tarih ve 2014/1742 E- 2017/1039 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 13/07/2018 tarih ve 2018/161 E- 2018/758 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından duruşmalı istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.02.2020 günü hazır buluna davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin hissedarı olduğu dava dışı Mayaderm Sağlık ve Güzellik Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin kendisindeki %10 ve diğer ortaktaki hisselerinin davalıya devredildiğini, hisse devir bedelinin ödenmediğini, 2011 yılı Temmuz ayında davalının müşterek imzalı müdür olarak atandığını, davalının şirketi iflas ettirmek ve davacıya zarar vermek kastıyla 3. şahıslar lehine ve şirket aleyhine işlemler yaptığını, keyfi olarak tek başına şirket hesaplarını yönetip kararlar aldığını, şirketin faaliyetlerine katılmadığını, 6-7 çalışanın iş akitlerine aykırı davranışlarını teşvik ettiğini, bu çalışanların geçmiş tarihli istifalarını kabul ettiğini, şirketin distribütörü olduğu İredale firmasının sözleşmeyi feshine ve 3. şahısların distribütör seçilmesine ön ayak olduğunu, rakip firma yetkilileriyle fuarlara iştirak ettiğini, müşterileri 3. şahıslara yönlendirdiğini, şirketin internet sitesinin yayımını durdurduğunu ileri sürerek şimdilik 50.000.- TL hisse devir bedeli ile müvekkilinin ticari faaliyet ve kişiliğine verdiği zarar sebebiyle 500.000.- TL’nin ticari faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin şirket aleyhine hiç bir faaliyetinin olmadığını, asıl olarak davacının uluslararası sözleşmelere tek başına imza attığını, distribütörün sözleşmeyi feshine davacının sebebiyet verdiğini, çalışanları kendi iradeleriyle istifa ettiğini, hisse bedelinin nakten noter huzurunda ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, noter huzurunda yapılan sözleşmede bedelin nakden ödendiğinin belirtildiği, buna göre davacının bedelin ödenmediği iddiasını ancak yazılı belge ile kanıtlayabileceğini, davacının bu nitelikte iddiasını kanıtlayacak dellil sunmadığı, davalının şirkete zarar verici iş ve işlemler yaptığı iddiası yönünden de inandırıcı nitelikte delil ibraz edilmediği, bilirkişiler tarafından şirkete ait defter ve kayıtlar üzerinde yapılan incelemede zararlandırıcı işlemlere rastlanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-) 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesiyle, bölge adliye mahkemesince, incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa’nın 353/1-b-2 maddesiyle ise, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesi kararının eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir. Aksi hal 6100 sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacı, dava dışı Mayaderm Sağlık Ltd. Şti.’nin müdürü olan davalının müşterek yetkili olduğu halde tek başına işlemler yaptığını, şirket aleyhine ve 3. şahıslar lehine eylemlerde bulunduğunu, şirket çalışanlarının iş akitlerine aykırı davranışlarını teşvik ettiğini, şirketin distribütörlük sözleşmesinin feshine sebep olduğunu, işyerini fiilen terk ettiğini, şirket hesaplarını tek başına yönettiğini ileri sürerek 500.000.-TL’nin kendisine verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; davalı müdürün şirkete zarar verdiği yönündeki iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle buna ilişkin talebin reddine karar verildiği halde Bölge Adliye Mahkemesince davacının ileri sürdüğü zarar iddiasının dolaylı zarar niteliği taşıdığı, hükmedilecek tazminatın kendisine değil ancak şirkete verilmesini talep edebileceği, ancak bu yönde bir talep bulunmadığından istemin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine dair hüküm tesis edilmiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşan Bölge Adliye Mahkemesince benimsediği gerekçe sebebiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulması re’sen yerine yazılı şekilde istinaf isteminin esastan reddedilmesi yerinde olmamış kararın anılan nedenle bozulması gerekmiştir.
2-) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.