Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/4836 E. 2021/4728 K. 03.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4836
KARAR NO : 2021/4728
KARAR TARİHİ : 03.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.01.2019 tarih ve 2018/399 E- 2019/43 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kabulüne dair Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi’nce verilen 30.09.2019 tarih ve 2019/997 E- 2019/825 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.06.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin annesi …ile babaları …’un davalı şirketin ortakları olduğunu, davacıların anne ve babalarının vefat ettiğini, davacıların şirkette % 34 oranında pay sahibi olduklarını, şirket adına kayıtlı iki adet taşınmaz bulunduğunu, 587 parsel taşınmazın kiraya verildiğini, 28.05.2003 tarihinde ortaklar arasında anlaşma yapılmasına rağmen kiradan müvekkillerinin pay alamadığını, 682 parsel taşınmazın 2006 yılında kayden 670.670,52 USD karşılığında satıldığını, muris …’a hakkı olan paranın çok az bir kısmı karşılığında boş senet imzalattırıldığını, 2017 yılında … vefat ettikten sonra kendilerine 587 parselden 16.500.-TL kira alındığının söylendiğini, fakat 2003-2003 yılı toplantı tutanaklarında 22.000-24.000.-TL kira bedeli gösterildiğini, diğer şirket ortaklarının rüzgardan çatının uçtuğunu, trafonun patladığını bu nedenle masraf yapıldığını belirttiğini, 2018 yılında davacıların kiracı ile bizzat görüştüğünde kiranın 42.000.-TL olduğunu öğrendiklerini, TTK’nın 531. maddesinde haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshinin isteneceğinin açıklandığını, şirketin varlığını devam ettirmesi -/-

konusunda tarafların anlaşamadığını, şirketin amacını gerçekleştirecek varlıkların elden çıkarıldığını, şirkete ait fabrikanın tümünün kiraya verildiğini, iplik tekstili ile ilgili herhangi bir faaliyette bulunmadığını, TTK’nın 529. maddesine göre işletme konusunun gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesinin fesih nedeni olduğunu, çoğunluğun yönetimi ele geçirdiğini, kâr payı ödemesi yapmadığını, şirket kayıtlarını inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiğini ileri sürerek, şirketin fesih ve tasfiyesini, şirket üzerine kayıtlı 587 parsel taşınmazın ortaklık payları oranında davacılar adına tescilini, şirkete tasfiye memuru atanmasını, davacıların dava tarihine kadar oluşan tüm alacaklarının tespit edilerek faiziyle birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirkete ait 1491/7 ada parsel taşınmazın 900.000.-TL’ya satıldığını, paylar oranında paranın paylaştırıldığını, şirkete ait diğer taşınmaza faydalı ve zorunlu tadilatların yapılması, geçmişteki vergiler nedeniyle kar payı dağıtılamadığını, harici anlaşmaların şirket tarafından karara bağlanmadığı sürece geçerliliği olmadığını, tasfiyeyi gerektirecek herhangi bir durum bulunmadığını, şirket anasözleşmesinde taşınmazların kiraya verileceğinin belirtildiğini, şirketin davacılara bilgi vermediğine ilişkin iddianın gerçeği yansıtmadığını, davacıların veraset ilamını şirkete göndermediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, şirketin son 5 yıl içinde kuruluş amacı doğrultusunda ticari işlem yapmadığı, şirket mal varlığının kira gelirinden ibaret olduğu, şirketin devamında ekonomik yarar kalmadığı, işletme stok miktarının 2013 yılından itibaren değişmediği, şirketin uzun süredir kâr payı dağıtmadığı, ortaklar için şirketin devamlılığında yarar kalmadığı, davacıların şirketten çıkarılmasında herhangi bir fayda olmadığı, çıkma payının belirlenmesinin ortaklar açısından haksız sonuçlara yol açacağı, fesih halinde her ortağın kar ve zararının eşit olacağı gerekçesiyle, davanın kabulüne, şirketin fesih ve tasfiyesine, şirkete tasfiye memuru atanmasına karar verilmiş; bu karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, şirketin sürekli kâr elde ettiği, genel kurul kararları ile bir dönem kâr payı dağıtımı yapıldığı, genel kurul kararlarının iptali için herhangi bir dava açılmadığı, şirketin fabrikasını kiraya vererek gelir elde ettiği, şirkete ait taşınmaz 2006 yılında satıldıktan sonra, 2007 yılında kâr payı olarak davacıların murisine ödeme yapıldığı anlaşıldığından, davada ileri sürülen sebeplerin TTK’nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, davacıların murisinin şirkette sürekli olarak yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, şirketin faaliyette bulunmadığı, kira bedellerinin dağıtılmadığı, kira bedelinin düşük gösterildiği, kâr payı dağıtımının gerçekleştirilmediği gibi anonim şirketin fesih ve tasfiyesi için ileri sürülen iddialar ve olayların murisin yönetim kurulu üyesi olduğu döneme ait bulunduğu, dolayısıyla … mirasçılarının anonim şirketin feshi için dava konusu iddiaları ileri sürmesinin iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2013 yılından beri gayrifaal durumda bulunduğu, aile şirketi vasfındaki davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ortakların ortaklıktan ayrılması halinde şirket anasözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amaçlarının değiştirilebileceği dikkate alınmadan şirketin feshine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacı ortakların şirket kâr payı ile kira alacağı isteminin yerinde bulunmadığı, şirkete ait taşınmazın payları oranında ortaklar adına tescili talebinin ise şirketler hukuku ve TTK hükümleri çerçevesinde dinlenme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b/1. maddesine göre esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemenin 16.01.2019 tarih 2018/399-2019/43 E. K. sayılı kararının kaldırılmasına, HMK’nın 353/1-b/2. maddesine göre yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve aslolan tüzel kişiliğin devamı olup, şirket organlarının sorumluluklarını gerektiren fiillerin doğrudan şirketin feshi sebebi sayılamayacak olmasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 03.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY

1- Dava, anonim şirketin haklı nedenle feshi istemine ilişkindir.
2- Davacılar vekili, müvekkillerinin murislerinin vefatından sonra davalı şirkette %34 oranında pay sahibi olduklarını, murislerinin sağlığında şirkete ait fabrika binasının şirket tarafından işletilmeyip kiraya verildiğini, ancak kendilerine kira bedelinden kendi paylarına düşen kısmın ödenmediğini, keza şirket ait bir başka taşınmazın da satıldığı halde satım bedelinden kendilerine ödeme yapılmadığını, gerçek kira bedelinin vergi dairesine beyan edilenden daha fazla olduğunu, şirketin hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığını, şirket kayıtlarının inceletilmediğini ve müvekkillerinden sürekli bilgi gizlenildiğini ileri sürerek şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
3- İlk Derece Mahkemesince, şirket mal varlığının kira gelirinden ibaret olduğu, şirketin devamında ekonomik yarar kalmadığı, işletme stok miktarının 2013 yılından itibaren değişmediği, şirketin uzun süredir kar payı dağıtmadığı, ortaklar için şirketin devamlılığında yarar kalmadığı, davacıların şirketten çıkarılmasında herhangi bir fayda olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
4- Davalı tarafın istinaf istemi üzerine BAM; İDM kararını kaldırarak, şirketin geçmişte 2007 yılında bir dönem kar payı dağıtımı yaptığı, şirketin fabrikasını kiraya vererek gelir elde ettiği, şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye
yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2013 yılından beri gayri faal durumda bulunduğu, ancak kal malvarlığı itibariyle de ana sözleşmedeki faaliyetleri gerçekleştirme imkanının bulunduğu, davacı ortakların şirketten ayrılmaları halinde ana sözleşmesinde şirketin faaliyet alanı konusunda değişiklik yapılmasının mümkün olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir.
5- Türk hukukuna, mehaz İsviçre Borçlar Kanunundan esinle, ilk defa 6102 sayılı TTK ile giren “anonim şirketlerin haklı sebeple feshi” kurumunda, “haklı sebep” kavramından neyin anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması gerekir. İsviçre öğretisinde, çok önemli ve esaslı sebeplerin varlığı (wichtige Gründe) haklı sebep olarak kabul edilmiştir (H.Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.Bası, s.616, yönleşi: Forstmaster/Mayor-Hayoz/Nobel, 55/59 N.). TTK’nın 531.maddesi gerekçesinde, İsviçre öğretisine atıfla; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli olarak azalması haklı sebepler arasında sayılmıştır. Haklı sebeplere; genel kurulun uzun süredir toplantıya çağrılmamış olması, şirketin uzun süredir organsız kalması, şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde bulunması, haklı gerekçesi olmadığı halde uzun süredir kar yapı dağıtılmaması veya göstermelik olarak düşük oranda dağıtılması, buna karşılık şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı, hakim ortak yöneticilerin şirket imkanlarından kendileri yararlanıp azınlık pay sahiplerini yararlandırmamaları gibi sebeplerin eklenmesi gerekir.
6- Esasen, anonim şirketin haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare yöntemidir. Bununla birlikte, şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan tacirler, kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları alternatif çözüm yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, şirketin bölünmesi vs.) korunabiliyorsa fesih yerine bu çözüm yolları denenmelidir.
7- Somut olayda;
• Davalı şirketin en son 2007 yılında kâr payı dağıttığı ve dava tarihi itibariyle 11 yıldır kar dağıtmadığı,
• Şirketin ana sözleşmede gösterilen alanlarda ticari faaliyette bulunmadığı,
• Şirketin tek gelirinin şirkete ait fabrika binasının kira geliri olduğu,
• Şirket yönetiminin gerçek kira bedelini şirket kayıtlarına yansıtmadığı ve şirket geliri olarak gösterilmediği,
Konularında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Her ne kadar, Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ise de; şirketin 11 yıldır kâr dağıtım yapmadığı ve ana sözleşmedeki faaliyet alanında faaliyet göstermediği, şirkete ait fabrika binasının kiraya verildiği, şirketin tek gelirinin de bu olduğu, bu gelirin de gerçek ve rayiç bedelden çok daha az gösterilerek şirket gelirinin davacı ortaklardan gizlendiği, var gösterilen gelirlerin ise ancak şirket masrafına yettiği, bir aile şirketi olan davalı şirkette ortakları arasında birbirlerine güven duygusunun kalmadığı, dava tarihine kadar 11 yıllık dönemde faaliyet değişikliği yapılmak istenildiğine dair hiçbir emare bulunmadığı, tek amacı kar dağıtmak olan şirketin, çoğunluk pay sahiplerinden oluşan mevcut yöneticilerin dürüstlük kuralına aykırı tutumları sayesinde şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermesinin imkansız hale dönüştüğü, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı ortakların şirketten ayrılmaları halinde şirketin faaliyet alanını değiştirebileceğineilişkin yorumunun doğru ve hukuka uygun olmadığı, yaşanılan süreçlerin davacıları şirket ortağı oldukları hissinden uzaklaştırdığı, şirketin devamında hiçbir hukuki yararın kalmadığı, bu doğrultuda olan İDM kararının daha isabetli olduğu kanaatinde olduğumuzdan Daire çoğunluğunun Bölge Adliye Mahkemesi kararını onayan düşüncelerine katılmıyoruz.