YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5067
KARAR NO : 2020/2780
KARAR TARİHİ : 10.06.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Tokat 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 09/05/2019 tarih ve 2015/473 E- 2019/251 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin reddine-kabulüne dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 19/09/2019 tarih ve 2019/984 E- 2019/1137 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket tarafından Alternatifbank AŞ’den ticari kredi kullanıldığını, müvekkilinin de 01/06/2009 tarihli protokolle bu krediye kefil olduğunu, kefil olunan kredi borcunun bankaya 01/06/2009-01/07/2015 tarihleri arasındaki altı yıllık dönemde müvekkilince taksitler halinde kefaleten ödendiğini, buna karşılık davalı şirketin müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 2.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, 26/02/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 121.930,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacı yanın beyanlarının maddi gerçeği yansıtmadığını, kredi geri ödeme tarihlerinde davacının şirket yetkilisi olduğunu, davacının şirketin bankalar faktöring şirketleri ve diğer varlıklarından elde ettiği paralarla şirketin borçlarını ödediğini, davacının kişisel sermayesiyle ödemiş olduğu bir meblağın bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında düzenlenilen protokole ilişkin ödemelerin periyodik olarak yapıldığı ve sözleşmeden kaynaklanan alacak için zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacının şahsi kefaleti için davalı şirketin borcuna istinaden 60.695,00 TL”yi kendi şahsı adına yatırdığına ilişkin olarak düzenlenilen kök rapor ve ek raporların hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 60.965,00 TL”nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine ıslah tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirketin usulüne uygun tutulan defterlerinde ödemenin şirket hesaplarından yapıldığına dair kayıtların bulunması, davacının sunduğu dekontlarda ise, ödemenin kefalet nedeni ile davacı tarafından yapıldığına dair bir açıklamanın bulunmaması karşısında davacının istinaf talepleri yerinde değil ise de, 31/08/2018 tarihli bilirkişi raporuna davalının 27/09/2018 tarihinde yaptığı itiraz üzerine sunulan dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğun ve esaslı delil niteliğindeki ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK’nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09/05/2019 tarih, 2015/473 Esas, 2019/251 Karar sayılı ilamın kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı şirketin kredi borcuna karşılık davacının yaptığını ileri sürdüğü ödemelerin iadesi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, 60.965,00 TL”nin 2.000,00 TL’sine dava tarihi olan 13/07/2015 tarihinden, 58.965,00 TL’sine ıslah tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulmuştur. Dosyanın gönderildiği Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince, davacının istinaf talepleri yerinde değil ise de, 31/08/2018 tarihli bilirkişi raporuna davalının 27/09/2018 tarihinde yaptığı itiraz üzerine sunulan dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınması gerekirken, ek rapor alınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan ve esaslı delil niteliğindeki ek bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin HMK’nun 353/1-a-6 maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09/05/2019 tarih, 2015/473 Esas, 2019/251 Karar sayılı ilamın kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiş, verilen bu karar da süresi içerisinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bu durumda öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince dosyanın mahkemesine iadesine dair verilen kararın, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise Bölge Adliye Mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur. Esasen, İlk Derece Mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu karar bakımından Bölge Adliye Mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, Bölge Adliye Mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda Bölge Adliye Mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.
Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde İlk Derece Mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenlemenin eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak
dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin Bölge Adliye Mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, Bölge Adliye Mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup, mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal İlk Derece Mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı Kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, İlk Derece Mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi Bölge Adliye Mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.
Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda eldeki davada, deliller toplanmış, bilirkişi raporu alınmış olup, tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, davalının bilirkişi raporuna itiraz üzerine sunduğu dekont ve belgelerin değerlendirilmesi açısından bilirkişi kurulundan ek rapor alınmadığı gerekçesiyle dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesinin gerekli gördüğü ek bilirkişi raporunu kendisi alması gerekirken, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinafı yönünden dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesinin 19.09.2019 tarih, 2019/ 984-1137 E.-K. sayılı kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.