Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/5086 E. 2020/2730 K. 10.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5086
KARAR NO : 2020/2730
KARAR TARİHİ : 10.06.2020

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 20/11/2018 tarih ve 2018/423 E- 2018/346 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 01/10/2019 tarih ve 2019/614 E- 2019/1948 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
1-Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK 365. maddesinde açıklanmış ve aynı Kanun’un 366. maddesinin yollamasıyla istinafa ilişkin 343 ilâ 349 ve 352. madde hükümlerin kıyasen temyize de uygulanacağı düzenlenmiş olup, 343. maddenin 3. fıkrasına göre temyiz yoluna başvurma tarihi konusunda 118. madde hükmünün kıyasen uygulanacağının düzenlendiği, Kanun’un 118. maddesi “Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır.” hükmünü haiz olup, anılan madde hükmü temyize kıyasen uygulandığında; temyizin, temyiz dilekçesinin kaydedildiği tarihte yapıldığının kabulü gerekmektedir. Aynı Kanun’un 344. maddesine göre temyiz isteği harca tabi ise, temyiz dilekçesi verilirken başvuru için gerekli harçlar ve tebliğ giderleri de dâhil olmak üzere tüm giderler ödenmesi gereklidir. Temyiz eden, harcını ödemiş olduğu temyiz dilekçesini daha sonraki bir tarihte mahkeme kalemine verirse, temyiz talebi temyiz dilekçesinin mahkeme kalemine verildiği tarihte yapılmış sayılır. Somut olayda temyiz isteği harca tabi olup, 08.10.2019 tarihinde davacı vekiline gerekçeli karar tebliğ edilmiş ve davacı vekili tarafından 23.10.2019 tarihinde temyiz dilekçesi verilmiştir. Ancak, bu tarih itibariyle 2 haftalık temyiz süresi geçmiş bulunmaktadır. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince kararda 15 günlük süre içerinde temyiz yoluna başvurabileceği belirtilmiş ise de HMK’nın 90. maddesi uyarınca Kanun’da belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim Kanun’daki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Kanun’da da temyiz süresinin uzatılmasına yönelik bir istinas tanımlanmamıştır. Yine davacı vekili tarafından temyiz harcı yasal süresinde yatırılmış olsa da temyiz dilekçesinin kaydı temyiz süresi içinde yapılmamıştır. Bu durumda davacı vekili tarafından süresinde yapılmış bir temyiz istemi olmadığından temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin temyiz istemine gelince, davalı tarafça kararının tebliği üzerine süresinde temyiz isteminde bulunmayıp, sonradan davacının temyizine katılma suretiyle temyiz dilekçesi verilmiştir. Katılma yoluyla temyiz, asıl temyiz talebine bağlıdır. Diğer bir deyişle; katılma yoluyla temyizin incelenebilmesi için; karşı tarafın usulüne uygun, süresinde ve temyizi kabil bir karara yönelik temyiz isteminin varlığı gerekir. Somut olayda, davacının temyiz istemi süresinde olmadığından usulüne uygun bir temyizin varlığından söz edilemeyeceğinden davalının katılmasına hukuki olanak bulunmadığı anlaşılmakla davalı yanın temyiz isteminin de reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, İşlem yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 10/06/2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, TPMK nezdinde tescilli bulunan markanın, kullanmama nedeniyle iptaline ve sicilden terkinine ilişkindir.
Bakırköy 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 20.11.2018 tarih, 2018/423 esas ve 2018/346 karar sayılı kararı ile; 556 sayılı KHK’nın kullanmama nedeniyle markanın iptaline ilişkin 14.maddesinin; Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi ve bu iptal kararının yargılama sırasında yürürlüğe girmesi nedeniyle davayı red etmiştir. Red kararı ile birlikte davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmetmiştir.
Davacı taraf; yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmaması gerektiği gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi yaptığı istinaf incelemesi neticesinde davacının istinaf talebinin esastan red etmiştir. Temyiz yolu açık olarak verilen kararda temyiz süresi 15.gün olarak gösterilmiştir.
İstinaf Mahkemesinin kararı 08.10.2019 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiş, davacı vekili 23.10.2019 tarihinde temyiz dilekçesi vermiştir. Yani mahkemenin gösterdiği 15 günlük sürenin 15 günde temyiz dilekçesini vermiştir.
Dairemiz çoğunluğunun, 2 haftalık temyiz süresi geçtikten sonra kararın temyiz edilmesine yönelik temyiz talebinin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu ile oluşan görüş ayrılığının, kanun tarafından tayin edilen temyiz yoluna başvurma süresinin mahkeme kararında hatalı bir şekilde daha uzun gösterilmesi halinde; kanunda belirtilen süreden sonra ve mahkeme kararında belirtilen süre içinde yapılan temyiz talebinin geçerli olup olmadığına ilişkindir.
6100 sayılı HMK’nın 361. maddesi temyiz süresini iki hafta olarak belirlemiştir. Somut uyuşmazlıkta istinaf mahkemesi kararında temyiz süresini 15 gün olarak göstermiştir. Davacı 15. günde temyiz dilekçesini vermiştir. Dairemiz 2 hafta geçtikten sonra temyiz dilekçesinin verildiğini gerekçe göstererek temyiz talebini süre yönünden red etmiştir.
Kanun yoluna başvurma süreleri HMK tarafından tayin edilmiştir. HMK’nın 94/1.maddesine göre kanunun belirlediği süreler kesindir. Kanun tarafından belirlenen sürede işlem yapılmadığı taktirde, sürenin kesin ve hak düşürücü olması nedeniyle artık o işlem yapılmayacaktır. HMK’nın 90/1. maddesinde belirtildiği gibi istisnai haller dışında kanunun belirlediği süreleri hakim azaltıp çoğaltamaz. Ancak Anayasa’nın 40/2. maddesi gereğince “devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi Kanun yolları ve mercilere başvurucağını ve sürelerini belirtmek zorundadır…” Anayasa hükmünden de anlaşıldığı gibi HMK 345. ve 361. maddelerinde düzenlenen istinaf ve temyiz süreleri hakim tarafından değil, Kanun tarafından belirlenmiştir. Hakim kararlarında bu kanun yollarını ve sürelerini doğru göstermek zorundadır.
Hakimin kanunda belirlenen Kanun yolları ve süresini yanlış göstermesi nedeniyle; Anayasa Mahkemesinin önüne bireysel başvuru yoluyla gelen dosyalarda Anayasa Mahkemesi mahkemelerin verdikleri kararlarda kanun yoluna başvuru süresini ilgiliye hatalı şekilde bildirmesinin, ilginin süreye güvenerek işlem yapması halinde hak kaybına uğraması sonucuna yol açmaması gerektiğine karar vermiştir. Gerekçesini de Anayasanın 36. ve 40. maddesine dayandırmıştır.
Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Bu hak da bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığı etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmektedir.
Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen ya da mahkeme kararını etkisiz hale getiren işlemler mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğindedir.
Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesi bu hususları dikkate alarak, dava açma sürelerinin düzenlemesinin son derce karışık ve dağınık mevzuatın, aşırı şekilde (katı) yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini, özellikle başvuru merci ve süresi doğru gösterilmeyen işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkını zedeleyecek şekilde kati yorumdan kaçınması gerektiğini belirtmiştir.
Yani Anayasa Mahkemesi Kanun yoluna başvuru süresinin mahkeme kararında hatalı olarak gösterilmesi halinde, bu süreye güvenerek başvuruda bulunan ilgilinin taleplerini süre yönünden red edilmemesi gerektiği kanaatindedir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin 2 fıkrası gereğince, “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlal ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.”
Yeniden yargılama yapılması mümkün olmadığı taktirde, başvurucu lehine tazminata hükmedilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin emsal kararlarında bu husus açıkça vurgulanmıştır. İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın kararı veren mahkemeye göndermesine ilişkin bir kısım emsal kararlar şunlardır.
– Başvurucu … hakkında verilen 2013/2084 Başvuru nolu 15.10.2015 tarihli karar
– Başvurucu … ve diğerleri hakkında verilen 2013/7002 Başvuru nolu 11.05.2016 tarihli karar
– Başvurucu …hakkında verilen 2014/15837 Başvuru nolu 23.03.2017 tarihli karar
-Başvurucu …hakkında verilen 2014/9690 Başvurucu nolu 11.05.2017 tarihli karar
– Başvurucu …ve diğerleri hakkında verilen 2014/2607 Başvuru nolu karar
Yukarıda belirtilen bir kısım bireysel başvurularda görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi bir ihlalin olduğunu tespit etmesi halinde yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu sonucuna ulaşması halinde yeniden yargılama yapması için dosyayı karar veren mahkemeye göndermektedir.
Öğretide de Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda vermiş olduğu kararların isabetli olduğu, kanunda tayin edilen sürenin mahkeme kararı ile hatalı olarak uzun gösterilmesi halinde: Anayasal hükümler çerçevesinde ilgililerin mahkeme kararlarına duydukları güvenin korunmasına ilişkin haklı beklentilerinin göz önüne alınmalı erişmi haklarının engellenmemesi gerektiği savunulmuştur (Pekcanitez/Atalay Özkes; Kum, Akil/GÜL).
Belirtildiği gibi Bireysel Başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bu tür uyuşmazlıklarda Anayasanın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini, mahkeme erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı ilk derece mahkemesine iade etmesine karar vermiştir (AYM’nin 2014/19368 başvuru nolu dosyası).
Belirtilen nedenlerle temyiz isteminin süre yönünden reddine ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.