YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5194
KARAR NO : 2021/5309
KARAR TARİHİ : 22.06.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.07.2017 tarih ve 2014/252 E- 2017/681 K. sayılı kararın temlik alan davacı ve davacı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 25.09.2019 tarih ve 2018/220 E- 2019/1166 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 22.06.2021 günü hazır bulunan temlik eden davacı vekili Av. … , temlik alan davacı vekili Av. … ile davalı … vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı bankanın … şubesi tarafından müvekkiline yatırım kredisi tahsis edildiğini, bu kapsamda 30.11.2011, 17.01.2012, 28.09.2012 tarihlerinde davalı bankadan toplam 16.000.000- USD kredi kullanıldığını, Aralık 2013 içerisinde müvekkilinin kefalet nedeniyle borçlu olduğu İstanbul 9. İcra Dairesinin 2013/32025 sayılı dosyasından davalı bankaya 89/1 haciz ihbarnamesi gelmesi üzerine davalı bankanın kredinin “uhdesinde bulunan” nakdin kullanılarak kapatılmasını istediğini, müvekkilinin de sorun yaşamamak adına 17.12.2013 tarihli yazı ile davalı bankaya başvurarak kullandığı 14.818.175 USD krediyi erken ödeme opsiyonlu olarak kapatmak istediğini bildirdiğini, bu bildirimde davalı bankanın erken kapama komisyonu talebinde bulunmamasının talep edildiğini ve fakat davalı tarafça erken kapama komisyonu tahsil edildiğini, yapılan uygulamanın kanun ve sözleşmeye uygun olmadığını ileri sürerek 499.132 USD erken kapama komisyonunun davalıdan tahsili ile müvekkilinin kullandığı kredi kadar davalı banka nezdinde bulunan mevduata da diğer müşterilere işletilen faiz oranından çok daha düşük bir faiz işletildiğini, bazen hiç faiz işletilmediğini ileri sürerek oluşan kaybın şimdilik 15.000 USD’nin dava tarihinden itibaren en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili bankadan krediyi erken ödeme opsiyonsuz olarak kullandığını, erken ödee durumunda sözleşmesinin 34.9 ile 43.9 maddesi hükmü doğrultusunda erken ödeme komisyonu ödemesi gerektiğinin davacı yanca bilindiğini, sözleşmelerden 30.11.2011, 17.01.2012 tarihli sözleşmelerin TBK yürürlük tarihi olan 01.07.2012 tarihinden önceki tarihli olduğunu, müvekkili banka tarafından hesaplanan erken kapama ücretinin fahiş olmadığını, davacı tarafın kullandığı kredilerin karşılığında müvekkili bankaya rehinli olan mevduatına az yada hiç faiz işletilmediği iddiasının soyut iddia olduğunu, sadece vadesi bozulan mevduata erken dönem için faiz uygulanmadığını ancak bundan önceki dönemlerde davacının bilgisi ile faiz verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince taraflar arasındaki ilişki ve sözleşme hükümleri doğrultusunda bankanın yapmış olduğu kesintinin yasa hükümlerine, teamüllere ve yönetmeliklere uygun olduğu, fazla alınan bir ücretin bulunmadığı gibi faiz oranının bile uygulanması gereken oranın çok altında olarak belirlenerek hesaplamanın yapıldığı gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekilleri istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin 34.9 ve 43.9 maddelerinde, davalı banka tarafından kullandırılan kredilerin erken kapatılması halinde alınacak komisyonun nasıl hesaplanacağının sözleşmede gösterildiği, erken ödeme talebi üzerine aynı vadede aynı ödeme planına bağlı ,aynı türde kredinin kapama tarihinde güncel maliyet ve piyasa koşulları paralelinde oluşan yeni faiz oranı üzerinden yeni bir ödeme planı oluşturularak ,yeni ortaya çıkan toplam geri ödeme miktarı ile erken kapatılan kredinin ödeme planındaki toplam geri ödeme tutarı arasındaki farkının erken kapama komisyonu olarak tahsil edilebileceği, davalının tahsil ettiği erken ödeme kesintilerinin %2,93 ve %6,29 oranlarına tekabül ettiği,diğer bankaların da minimum %2 oranında tahsil ettiklerinin bildirildiği, konut finansmanında dahi %2 i oranında yasal kesinti olduğu gözetildiğinde, ticari kredilerde sözleşmeye müdahale gerektirecek bir oranda fahiş sayılamayacağı yapılan incelemede davacı mevduatına düşük faiz uygulanmasının da sözkonusu olmadığı ilk derece mahkemesince verilen hüküm sonucu itibariyle doğru olsa da faiz alacağı talebine ilişkin yazılan gerekçenin verilen kararla çelişmesi ve yapılan tahkikat neticesi düzeltilen gerekçe nedeniyle hükmün kaldırılması ve yeniden hüküm verilmesi gerektiği gerekçesiyle temlik alan davacı ve davacı vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 17.07.2017 Tarih 2014/252 Esas 2017/681 Karar sayılı hükmün HMK 356, HMK 353(1)b-3 gereği kaldırılmasına, yerinde olmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, kredi sözleşmesinin erken kapatılmasından kaynaklı erken ödeme komisyonu tahsilinin iadesi ve krediye bağlı döviz mevduat hesabına düşük faiz uygulandığı iddiasına dayalı faiz alacağı talebine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince 25.09.2019 tarihli celsede kısa kararda, “temlik alan davacı ve davacı vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE; İstanbul Anadolu 7.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05/10/2017 Tarih 2015/1055 Esas 2017/913 Karar sayılı hükmün HMK 356, HMK 353(1)b-3 gereği KALDIRILMASINA; Yerinde olmayan davanın REDDİNE” şeklinde karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararda hüküm fıkrasında “Temlik alan davacı ve davacı vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE; İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 17/07/2017 Tarih 2014/252-Esas 2017/681 Karar sayılı hükmün HMK 356, HMK 353(1)b-3 gereği KALDIRILMASINA; Yerinde olmayan davanın REDDİNE” demek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratır şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı …Ş.’ye verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 22.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.