YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5239
KARAR NO : 2020/3042
KARAR TARİHİ : 22.06.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/11/2016 tarih ve 2016/132 E- 2016/361 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 12/09/2019 tarih ve 2018/1345 E- 2019/848 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin asıl unsuru “ROMAN” ibaresinden oluşan tanınmış markaların ve “RMN” ibareli bir diğer markanın sahibi olduğunu, davalı şirketçe yapılan 2014/66180 numaralı, “AFRİCA ROMANOV” ibareli marka başvurusuna, iltibas, tanınmışlık ve kötü niyet vakıalarına dayalı olarak yapmış oldukları itirazın nihai olarak TPMK YİDK tarafından reddedildiğini ileri sürerek, davaya konu YİDK kararının iptaline ve başvuruya konu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, müvekkilinin dericilik sektöründe faaliyet gösterdiğini, itibarı yüksek bir firma olduğunu, özgün deri ürünler ortaya çıkararak “Africa Romanov” markasını oluşturduğunu, davacı markaları ile arasında benzerlik bulunmadığını, kavram ve çağrışım olarak “Roman” ve “Romanov” sözcüklerinin farklı anlamlarının olduğunu, “Romanov” sözcüğünün “Roman” ibaresi ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, Rus tarihinde bir hanedanın adı ve bir koyun türü olduğunu, bu koyun türünün deri kalitesi bakımından büyük bir üne sahip bulunduğunu, müvekkilinin markasının asli unsurunun şekil unsuru olduğunu, tüketicilerinin yüksek gelir grubundan olduğunu, müşteri kitlesinin markaların arasındaki farkı ayırt edebilecek bilince sahip bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu 2014/66180 tescil nolu markanın davacı markaları ile 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas oluşturmadığı, dava konusu markanın davacı markaları ile benzer olmadığı, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi koşullarının somut uyuşmazlıkta oluşmadığı, dava konusu marka başvurusu hakkındaki kötü niyet iddiasının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı kurum kararının iptali ile başvuruya konu markanın hükümsüz kılınması istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
556 sayılı KHK’nın 8/1-b bendinde, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa marka tescilinin yapılamayacağı hususu düzenlenmiştir. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da ifade edildiği üzere, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi uyarınca iltibas değerlendirilmesi yapılırken markaların bir bütün olarak tüketicide bıraktığı genel izlenim dikkate alınmalı, tüketicilerin her iki markayı yan yana koyarak değerlendirme yapmaları beklenmemeli, önceki markayı bir şekilde görmüş, kullanmış, tecrübe etmiş olan tüketicilerin, o markanın baskın unsurunun zihinde bıraktığı genel izlenimin etkisiyle sonraki markayı gördüğünde her iki markanın aynı ticari işletme veya aralarında ticari, ekonomik veya idari işletmesel bağ bulunan farklı işletmeler tarafından sunulan mal veya hizmetler olduğunu düşünme ihtimalinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Zira markanın temel fonksiyonlarından birisi de mal veya hizmetlerin kaynağını, yani bir malı üreten veya piyasaya süren yahut hizmeti sunan teşebbüsü göstermesi olup, markalar arasında düşük düzeyde benzerlik bulunması sebebiyle ortalama tüketicinin iki farklı marka karşısında olduğunu idrak edebildiği ancak markaların kendisinde bıraktığı genel izlenim itibariyle marka kapsamındaki mal veya hizmetin aynı veyahut aralarında idari veya ekonomik olarak bağlantı bulunan işletmelere ait olduğu intibasına kapıldığı hallerde de markalar arasında ilişkilendirme ihtimali bulunduğu kabul edilmelidir.
Somut olayda, davalı şirketin başvuru markası “Afrıca Romanov+Şekil” ibareli olup, başvuru markası kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler mesnet markalar kapsamında da yer almaktadır. Davacı şirketin itiraza mesnet markalarının esas unsuru ise “Roman” ibaresi olup, davacının “Roman” ibaresini esas unsur olarak içeren seri markalar oluşturduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince, başvuru markasının, içerdiği şekil unsuru sebebiyle mesnet markalardan farklılaştırıldığı sonucuna ulaşılmışsa da, taraf markaları arasında ortak unsur olarak içerdikleri “Roman” ibaresi sebebiyle düşük düzeyde de olsa görsel ve sescil benzerlik bulunmaktadır. Taraf markalarının aynı mal ve hizmetleri kapsadıkları ve davacının “Roman” ibaresini esas unsur olarak içeren seri markaları bulunduğu da gözetildiğinde, başvuru markasının davacının seri markaları arasına sızabileceği, bu durumda ortalama tüketicinin iki farklı marka karşısında olduğunu idrak edebilse bile marka kapsamında sunulan hizmetlerin aynı veyahut aralarında idari veya ekonomik bağlantı bulunan işletmelere ait olduğu intibaına kapılabileceği, bu nedenle taraf markaları arasında ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunduğunun kabulü gerekirken ilk derece ve bölge adliye mahkemelerince aksi düşüncelerle hüküm tesisi yoluna gidilmesi isabetli görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.