YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5335
KARAR NO : 2020/3250
KARAR TARİHİ : 29.06.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 01/11/2018 tarih ve 2010/488 E. – 2018/885 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nce verilen 14/10/2019 tarih ve 2019/355 E. – 2019/830 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının davacı şirketin kurucu ortaklarından olup, 02.08.2004 ila 14.08.2006 tarihleri arasında davacı şirketi münferiden temsile yetkili müdür olarak görev yaptığını, müdür olarak görev yaptığı dönemde şirkete ait taşınmazı 275.000,00 TL bedelle akrabalık bağı bulunan … isimli şahsa sattığını ancak satış bedelini şirket kasasına aktarmadığını ileri sürerek, 275.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, bilirkişi raporunda her ne kadar davalının sorumlu müdür olarak görev yaptığı dönem içerisinde ihale yoluyla belediyeden alınan gayrimenkulleri para karşılığında devrettikten sonra parayı şirket aktifine dahil etmediği belirtilmiş ise de; davalının, şirket yetkilisi olduğu ve taşınmazların satışını gerçekleştirdiği tarihte, davacı şirket yetkilisi …’ın nam ve hesabına hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, işbu davanın limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin olduğu, Mülga 6762 sayılı TTK’nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa’nın 341. maddesinin uygulanması gerekeceği, anılan Yasa hükmüne göre, müdürün sorumluluğu davası açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup bu hususun bir dava şartı niteliğinde olduğu, somut olayda bu yönde alınmış bir karar bulunmadığı, ilk derece mahkemesince anılan gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmek suretiyle hüküm tesis edilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi suretiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, yazılı gerekçeyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin, limited şirket müdürüne karşı sorumluluk davası açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunmasının dava şartı olduğuna ilişkin gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, Dairemiz içtihatlarında da belirtildiği üzere bu husus HMK’nın 115/2 maddesine göre tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Bu durumda, dava şartı olan bu husustaki eksikliğin giderilmesi için davacı yana mehil ve gerektiğinde kesin mehil verilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Ancak ilk derece mahkemesince, bu hususta HMK’nın 115/2. maddesine göre bir işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 353/1-a maddesinde, bölge adliye mahkemesinin, aynı Yasa hükmünde 6 bent olarak sayılmış olan hallerde esası incelemeksizin kararı kaldıracağı ve dosyayı yeniden yargılama yapılması için ilk derece mahkemesine göndereceği düzenlenmiş olup, bu hallerden birisi de 4. bentte ifade edilen dava şartlarına aykırılık bulunması halidir. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, HMK’nın 353/1-a-4 maddesine göre işlem yapılıp, kararın kaldırılması ve anılan dava şartındaki eksikliğin giderilmesini teminen ilk derece mahkemesince işlem yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken belirtilen şekilde işlem yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin kararı kaldırılarak yeni bir karar tesis edilmiş olmakla HMK’nın 353/b-3 maddesi gereğince artık Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden esas hakkında karar vermesi gerekmekle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.