Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/152 E. 2021/1571 K. 23.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/152
KARAR NO : 2021/1571
KARAR TARİHİ : 23.02.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 04.07.2019 tarih ve 2018/657 E. – 2019/664 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ile davadışı “TKİ Genel Müdürlüğü” arasında “SLİ Müessesesi Müdürlüğü”ne ait değişik pano ve stamplardan üretilecek ve idarece doğrudan bunkere dökülecek 9.000.000 Ton tüvenan kömürün, yüklenici tarafından kurulacak 300 Ton/saat kapasiteli lavvar tesislerinde 5 yıl süreyle yıkattırılması hizmet alımı sözleşmesinin yapıldığını, işbu sözleşmenin Yüksek Planlama Kurulu Kararı gereği 01.11.2012 tarihi itibariyle davalı tarafa devir olunduğu, yaklaşık 8.000.000,00 TL yatırım yapılarak tesis kurduğunu ve bu miktar üzerinden sözleşmeden doğan tüm masrafları üstlendiğini, davacının 02.05.2011 tarihinde çalışmaya başlayarak 26 aylık hak ediş sonucu toplam 5.542.354 Ton kömür yıkadığını ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalı tarafın ise öncelikle 12.06.2013 tarihli yazısı ile “piyasaya yönelik lavvar torbalama tesisinin bakıma alınması sebebiyle ikinci bir yazıya kadar lavvar tesisinde çalışmanın durdurulduğunun” bildirdiğini, davalı tarafın 19.06.2013 tarihli ikinci yazısıyla ise Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararı çerçevesinde “Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.” arasında devir sözleşmesi imzalandığı ve tüm yükümlülüklerin 17.06.2013 tarihinde imzalanan devir sözleşmesi gereği Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’ye ait olduğunun bildirdiğini, müvekkilinin sözleşme sebebiyle 1.161.000,00 TL kesin teminat mektubu verdiğini, 146.476,28 TL nakit teminatın hakedişlerden kesildiğini ileri sürerek taraflar arasında sözleşmenin feshine, yatırım bedeli olarak 5.000,00 TL, mahrum kalınan kâra ilişkin olarak 5.000,00 TL, işçilik ve tesis giderine ilişkin 5.000,00 TL, sözleşme harçları için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL maddi tazminat ile 146.476,28 TL nakti tazminat kesintisinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkili şirket tarafından verilen 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun iadesine karar verilmesini talep etmiş, 13.02.2015 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesi ile 145.000.-TL yatırım bedelinin, 296.000.-TL işçilik ve tesis giderinin, 65.000.-TL sözleşme harcının, 316.017,41 TL yoksun kalınan karının tahsili ile müvekkili şirket tarafından verilen 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun iadesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, Seyitömer Linyitleri İşletmesi ve Seyitömer Termik Santrali”nin 17.06.2013 tarihli Satış ve İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile “Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş” devredildiğini, devir sözleşmesinin 8.4. maddesine göre, santral ve işletme faaliyetleri ile ilgili olarak devir tarihi öncesinde imzalanmış olan sözleşmelerin listesinin Satış ve İşletme Hakkı Devir Sözleşmesine eklendiğini, sözleşmelerden kaynaklanan tüm hak ve yükümlülüklerin listede belirtilen yazılı hususlar çerçevesinde devir tarihi ve sonrasında alıcıya ait olacağını, sözleşmelerin devir tarihine müteakip 90 gün içinde alıcıya devredilmesi için gerekli işlemlerin EÜAŞ tarafından yapılacağı, EÜAŞ’nin bu sözleşmelerden devir yapılamayanların tarafı olarak kalmaya devam edeceği ve bu sözleşmelere ilişkin her türlü hak ve yükümlülüklerin alıcı şirkete ait olacağı hususlarının yer aldığını bu nedenle dava dilekçesinde belirtilen taleplerin Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’ne yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, işin yapılamayacağının anlaşıldığı tarihteki kalan iş bedelinin 1.058.711,17 TL olup, davacı şirketin mevcut işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler toplamı 764.027,61 TL’nin mahsubu ve davacı şirketin başka bir iş yaparak kazandığı net karının ilavesi sonucu davacı yanın mahrum kalınan kar bedelinin 292.788,52 TL olduğu gerekçesiyle bozma kapsamı dışında kalan,146.476,28 TL nakti teminat kesintisinin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Garanti Bankası … Şubesi tarafından 09.08.2010 tarihinde düzenlenen… numaralı 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davacıya iadesine, yatırım bedeli, işçilik ve tesis gideri ile sözleşme harçlarına yönelik taleplerin reddine, (Bozma kapsamında değerlendirilen) 292.788,52 TL kar mahrumiyetinin 03.01.2014 dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kar mahrumiyetine ilişkin fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda, mahkemece 04.07.2019 tarihli celsede verilen kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında 88.848,86 TL tutarındaki ihbar tazminatının tahsiline ilişkin bir unsur yer almamasına karşın, gerekçeli kararın açıklama kısmında bozma kapsamı dışında kalan 88.848,86 TL ihbar tazminatının da davalıdan tahsili gerektiğinin belirtildiği görülmekte olup hükmün gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında bu suretle oluşturulan çelişkinin yukarıdaki açıklamalar ışığında giderilerek bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının öncelikle bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekili, ihbar olunan vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın re’sen BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekili, ihbar olunan vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 23.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.