Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/1773 E. 2021/1964 K. 03.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1773
KARAR NO : 2021/1964
KARAR TARİHİ : 03.03.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4.Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04.07.2018 tarih ve 2017/323 E- 2018/282 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 16.01.2020 tarih ve 2018/1866 E- 2020/22 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili tarafından 1990 yılında Suriye/Şam’da kurulan Katakit Group’un yiyecek içecek alanında faaliyet gösterdiğini, bu şirketin KATAKİT markasıyla ürünlerini piyasaya sürdüğünü ve bu markayı 1993 yılında Suriye’de tescil ettirdiğini, şirketin Katakit markasının Ürdün, Tunus, Lübnan, Cezayir, BAE, Filistin, Bahreyn ve Sudan gibi ülkelerde de tescilli bulunduğunu, bunun yanında müvekkilinin ayrıca Katakit markasının alt markaları olarak Katakit Lavita, Katakit Dance, Katakit Ruby, Katakit Twist, Katakit Molto, Katakit Fruto, Katakit Rumba, Katakit Squeez markalarını da yurt dışında tescil ettirdiğini, 2017 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu’na da başvurularda bulunduğunu, davalı tarafın müvekkili davacıdan ve markalarından haberdar olmasına karşın kötü niyetli olarak bahsi geçen markalarda küçük değişiklikler yapmak suretiyle aynı mal gruplarında tescil ettirmek üzere TPMK’ya başvurular yaptığını, anılan markaların gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davalının bu başvuruları yapmaktaki temel gayesinin bu markaları iyi bilen Türkiye’deki Arap kökenli vatandaşlar bakımından markanın gücünden istifade etmek olduğunu ve davalının kötü niyetle hareket ettiğini ileri sürerek davalı adına tescilli 2016/75439 sayılı “DANCE MOR”, 2016/75404 sayılı “ROMBA” ve 2016/75409 sayılı “HUM HUM” sayılı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının mesnet markalarıyla kendi markaları arasında herhangi bir şekilde benzerlik ya da iltibas ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu 2016/75439, 2016/75404 ve 2016/75409 tescil sayılı markaların başvurularından önce aynılarının veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlerinin davacı taraf adına yurt dışında değişik ülkelerde tescilli olduğu ancak bu markaların Türkiye’de kullanıldığının ispat edilemediği, dolayısıyla gerçek hak sahipliğine ilişkin iddianın yerinde olmadığı, davalının gıda sektöründe dava dışı şirketler adına çok sayıda ülkede tescilli bulunan 6 farklı marka ile üst düzeyde benzer olan marka başvurularında bulunmasının, yurt dışındaki markaların varlığından habersiz şekilde ve tesadüfen gerçekleşmesinin olası bulunmadığı, marka tescillerinin kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2016/75439, 2016/75404 ve 2016/75409 tescil sayılı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce; dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6769 sayılı Kanunun 25/2. maddesi uyarınca menfaati olan herkesin markanın hükümsüzlüğünü istemesinin mümkün olduğunu, davalının iyi niyetle hareket ettiğinin söylenemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davalı adına tescilli “DANCE MOR”, “ROMBA” ve “HUM HUM” ibareli markaların başvuru tarihlerinden önce ayırt edilemeyecek derecede benzerlerinin davacı taraf adına değişik ülkelerde (Sudan, Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün, Tunus, Cezayir) tescilli olduğu, davacının bu markalarını Türkiye’de kullandığını ispat edemediği ancak davalının, davacının yurt dışında tescilli markalarının varlığından haberdar olmamasının olası bulunmadığı bu sebeple marka tescillerinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmiş; bu karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi’nce davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacının Türkiye’de tescilli bir markası bulunmamaktadır. Öte yandan davacının “Hum Hum”, Romba” ve “Dance Mor” markalarını ya da buna benzer işaretleri Türkiye’de markasal etki yaratacak şekilde kullandığına dair bilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığı da mahkemenin kabulünde, davalının kötüniyetli olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeter olmadığı birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece davalının marka tescillerinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 03.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.