Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/2517 E. 2020/4051 K. 13.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2517
KARAR NO : 2020/4051
KARAR TARİHİ : 13.10.2020

MAHKEMESİ :BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 20.04.2017 tarih ve 2016/658 E- 2017/240 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 08.03.2018 tarih ve 2017/792 E- 2018/467 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davacı … Koop. Başkanlığı tarafından konut inşaatına başlandığını, diğer davacıların davacı kooperatifin yöneticileri olduğunu, davacı kooperatif tarafından yapılan inşaatta kullanılmak üzere demir malzemesi alımı hususunda davalı ile sözleşme yapıldığını, davalının alacaklarının temini için vade ve meblağ kısmı boş bırakılan kooperatifin mührünün ve yönetici sıfatıyla davacı … ile …’un imzalarının bulunduğu bononun davalıya verildiğini, bono üzerindeki imzaların kooperatifi temsilen yönetici olan gerçek kişi davacılar tarafından atıldığını, davacılardan … ve …’un bonoya aval vermedikleri gibi kefaletlerinin de bulunmadığını, inşaatın ihtiyacına binaen peyderpey davalıdan toplamda 135.715 kg demir alındığını, bunun karşılığı olarak davalıya 200.000,00 TL nakit, 101.388,00 TL kooperatif üyelerinden temin edilen senetlerle ödeme yapıldığını, kooperatif kayıtları uyarınca davalıya borcun bulunmamasına karşın davalının teminat olarak verilen bonoyu iade etmediğini, bononun anlaşmaya aykırı biçimde doldurularak ve bono üzerinde tahrifat yapılarak icra takibine konu edildiğini, yapılan tahrifatla birlikte davacı … ve …’un avalist konumuna getirildiğini, davacı gerçek kişilerin kooperatif tüzel kişiliğini temsilen imza attıklarını, icra takibi öncesinde davalının temerrüt ihtarının bulunmadığını ileri sürerek icra dosyasına konu alacak nedeniyle davacıların borçlu olmadıklarının tespiti ile takibin iptaline, haksız ve kötü niyetli icra takibi nedeniyle alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı ile davacı arasında demir alımına ilişkin 16.06.2010 tarihli “Belge ve Taahhütnamedir” başlıklı sözleşme imzalandığını, aylık %7 vade uygulanacağının ve bir adet boş senet alındığının düzenlendiğini, davacıların sözleşme gereği tanzim edilen bonoyu özgür iradeleriyle doldurup 200.000,00 TL borcu kabul etmek suretiyle davalıya verdiklerini, söz konusu bononun vadesinde ödenmediğini, alınan mal bedellerinin ödendiğine ilişkin iddialarını senetle ispat yükümlülüğünün bulunduğunu savunarak davanın reddiyle davacılar aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının Erzurum 5. İcra Müdürlüğünün 2014/9296 Esas sayılı dosyası ile ilgili olarak borçlu olmadığına ilişkin menfi tespit talebinin yerinde olduğu, İİK’nın 72’nci maddesi uyarınca davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın haksız ve kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davacının borçlu olmadığının tespitine; yapılan icra takibinin iptaline, alacak likit olduğu için % 20 oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflarca malın teslim tarihinden itibaren ödemede gecikilen her ay için mal bedelinin %7’si oranında vade farkının mal bedeline ekleneceğinin belirlendiği, davalının teslim tarihindeki mal bedeli üzerinden KDV dahil fatura düzenlemekle birlikte oluşan vade farkı için de ayrıca KDV dahil fatura düzenleme yoluna gittiği, taraflar arasındaki sözleşmede malın KDV dahil fiyatı üzerinden vade farkı uygulanacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından vade farkının hesabında malın KDV’siz fiyatının dikkate alınması gerekeceği, vade farkı faiz olmadığından BK’nın 80. ve TBK’nın 100. madde hükümlerinin uygulanma olanağı da bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca geç ödemeler nedeniyle oluşan vade farkı alacağının 79.767,55 TL olduğu, %18 oranında KDV hesabı yapıldığında 14.358,15 TL’nin de vade farkına ilişkin KDV olarak davalıya ödenmesi gerekeceği, davalının vade farkı alacağı dahil davacılardan mal teslimi nedeniyle talep edebileceği tutarın 202.351,29 TL + 79.767,55 TL + 14.358,15 TL = 296.476,99 TL olacağı, toplamda 301.388,00 TL ödeme yapıldığı, davalının vade farkından kaynaklı bir alacağının bulunmadığı, davacılar aleyhine yapılan icra takibinin yersiz olduğu sonucuna varılmakla davalının sair istinaf itirazlarının reddi gerektiği, ihtilafın yargılamayı gerektirmesi ve alacaklının icra takibi yapmakta haksız olmadığının ve kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması karşısında davalı alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin kötü niyet tazminatına yönelik istinaf itirazları yerinde görüldüğünden bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın hüküm fıkrasının 2. bendinin hükümden çıkartılması suretiyle düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilerek davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kısmen kabulü ile; Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 2016/658 Esas ve 2017/240 Karar sayılı kararın kaldırılmasına, HMK’nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca kaldırılan hükmün yerine geçmek üzere, Erzurum 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/9296 Esas sayılı dosyasında davacıların borçlu olmadığının tespitine; yapılan icra takibinin iptaline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, icra takibine konu alacak nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki “belge ve taahhütnamedir” başlıklı sözleşme uyarınca alıcının aldığı malzemenin kg miktarı kadar ödeme yapacağı tarihteki fiyatı baz alınarak aylık %7 vade farkı uygulanmasının kararlaştırıldığı, bu sözleşme uyarınca da bir adet boş senet alındığı, söz konusu boş senedin davalı tarafından 200.000.-TL bedel yazılmak suretiyle icra takibine konulduğu anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca vade farkı alınacağı konusunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, vade farkı alacağının oluşup oluşmadığı ve oluşmuşsa ne kadar olduğu hususundadır. Mahkemece iki ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmış olup, söz konusu raporlar yeterli gerekçe içermediği gibi birbirleri ile de çelişkilidir. Mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin 2. raporun niçin hükme esas alındığı tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece yapılacak iş, yeni bilirkişiden rapor alınarak taraflar arasındaki sözleşme uyarınca düzenlenen faturalar nedeniyle toplam alacağın tespiti, söz konusu faturalardan borcun ödeme tarihleri ayrı ayrı tespit edilerek her bir fatura ile ilgili geç ödeme varsa aylık %7 vade farkının fatura bedelindeki KDV dahil miktara uygulanarak vade farklarının tespiti ve yine davalı tarafından yapılan ödemelerin de ödeme tarihlerine göre mevcut borçtan mahsup edilmesinden ibarettir. Sonuç olarak, mahkemece taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan vade farkı alacağı olup olmadığı ve varsa miktarı Yargıtay denetimine elverişli, gerekçeli, taraf vekillerinin itirazlarını karşılayacak şekilde bilirkişi kurulundan rapor alınarak tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece eksik incelemeye ve çelişkili yetersiz rapora dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
2- Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 13.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.