YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2953
KARAR NO : 2021/2323
KARAR TARİHİ : 11.03.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.12.2018 tarih ve 2018/234 E- 2018/424 K. sayılı kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.03.2019 tarih ve 2019/295 E- 2019/332 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının dava dışı Huzur Madencilik … Ltd. Şti. ortağı olduğu dönemde davalı bankadan kredi kullanıldığını, davacının taşınmazı üzerinde davalı lehine ipotek tesis edildiğini, kredi borcunun ödenmesinden sonra davacının ipotek fek yazısı almayı ihmal ettiğini ve dava dışı şirketten ayrıldığını, bu defa davalının davacı ve dava dışı şirket aleyhine 09.04.2007 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı genel haciz yoluyla takip yaptığını, bu sözleşmedeki kefil imzasının davacıya ait olmadığını, takip tebligatlarının davacı adına dava dışı şirket adresine yapılmış olması nedeniyle davacının takipten taşınmazların satışı sırasında haberdar olduğunu, davacının ipotekli taşınmazının takip sırasında satıldığını ileri sürerek, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitini, satış nedeniyle maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kendi taşınmazı üzerinde davalı banka lehine ipotek tesis ettiğini, ipotek senedinde bildirilen davacı adresine önce kredi kat ihtarnamesinin, akabinde davalı ve diğer borçlular aleyhine başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibine dair tebligatların yapıldığını, kesin rehin açığı belgesinin alınması nedeniyle bakiye alacak için davacı ve dava dışı borçlular aleyhine genel haciz yoluyla takip yapıldığını, davacının hem 2002 ve 2004 tarihli genel kredi sözleşmeleri hem de ipotek senedindeki beyanları ile dava dışı şirketin borçlarından müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak sorumlu olduğunu, davacının eşi tarafından kefalete muvafakat edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada, dava konusu 2007 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesindeki kefil imzasının davacıya ait olmadığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davaya konu banka alacağının bu genel kredi sözleşmesine dayandığı, davacının geçerli kefaleti bulunmadığından rehin açığı belgesine dayalı olarak yapılan dava konusu takip dosyasından sorumluluğunun bulunmadığı, davacının ipotek verdiği taşınmazın paraya çevrilmiş olması nedeniyle sorumluluğunun sona erdiği, kötüniyetli takip tazminatının şartlarının oluşmadığı, davalı
lehine tesis edilen ipotek geçerli bir sözleşmeye dayandığından ipotekli taşınmazın satışı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, davacının 09.04.2007 tarihli sözleşmede kefaletinin bulunmadığı, davalı bankanın ipotekli taşınmazın satışından sonra kalan bakiye kredi alacağından dolayı kesin rehin açığı belgesine istinaden davacı aleyhine icra takibi yapmasının yerinde olmadığı, 16.04.2004 tarihli ipotek akit tablosuna göre davacının dava dışı şirketin tüm kredi borçlarına kefil olmayıp, ipotek limitiyle ve taşınmazın değeri ile sınırlı olmak üzere dava dışı şirketin borcunu, taşınmazı üzerinde ipotek tesis ederek teminat altına aldığı, buna göre ipotekli taşınmazın satılmasından sonra dava dışı şirketin kredi borcundan sorumlu olmayacağı, mahkemece verilen kararın yerinde olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 9.953,18 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 11.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.