Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/3893 E. 2021/2153 K. 08.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3893
KARAR NO : 2021/2153
KARAR TARİHİ : 08.03.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Dörtyol 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17.04.2019 tarih ve 2018/790 E. – 2019/281 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının davacı ve dava dışı Meryem Sağlık Hizmetleri….Ltd. Şti. hakkında icra takibi başlattığını, ancak icra takibine konu 218.000,00 TL bedelli bononun 8.000,00 TL bedelli olarak düzenlendiğini, üzerinde tahrifat yapılarak 218.000,00 TL’lik bono haline getirildiğini, bu hususta suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek, davacının takibe konu 218.000,00 TL bedelli bononun 210.000,00 TL’lik kısmından ve fer’ilerinden davacının borçlu olmadığının tespitini ve davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asli müdahil vekili, HMK’nın 65. maddesi uyarınca asli müdahil davacı olarak davaya katılmak istediklerini, davalının 8.000,00 TL bedelli teminat olarak verilen bonoyu tahrif ederek 218.000,00 TL bedelli olarak icra takibine konu ettiğini, bononun üzerinde çift imza olması nedeniyle sahte kaşe ile imzaların birinin kaşelenerek asli müdahilin de borçlu hale getirildiğini ileri sürerek, takibe konu bono nedeniyle asli müdahilin borçlu olmadığının tespitine ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bonodaki tahrifatın 8 rakamında olduğunu, davacı vekilinin bonodaki imzanın davacıya ait olması halinde icra dosyasındaki borcun ödeneceğini kabul ettiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; asli müdahilin vekilinin, davacı …’ın asli müdahil ortağı olduğunu bilen davalının bu durumundan faydalanarak çift imzalı bonoda, sahte kaşe ile davacının şahsı adına attığı imzanın üzerini kaşelemek suretiyle asli müdahili borçlandırdığını beyan ettiği, asli müdahilin, dava dilekçesinde deliller kısmında bilirkişi deliline dayanmadığı, bu nedenle kaşeye ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, dolayısıyla asli müdahilin iddiasını ispatlayamadığı, davacının 8.000,00 TL bedelli bononun 218.000,00 TL bedelli hale getirildiğini iddia ettiği, dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporunda tahrifatın 8 rakamında yapıldığının tespit edildiği, davacının 8 rakamı ile ilgili bir iddia ve talebinin olmadığının görüldüğü gerekçesiyle asli müdahil ve davacının davasının reddine, davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve asli müdahil vekili temyiz etmiştir.
1-Davacı … vekilinin temyizi yönünden, mahkemece davacının sahtelik iddiası yönelik olarak, dar yetkili icra hukuk mahkemesince alınan rapora istinaden karar verilmesi doğru olmadığı gibi bu rapor da mahkemece doğru olarak değerlendirilmemiştir. Adli Tıp Kurumunun 28.02.2011 tarihli raporunda senet miktarının “218.000” olarak okunduğu ancak bunun “21.000” rakamlarının farklı evsafta yazılmış olduğu belirtildiği halde, mahkemece bunun tahrifat olarak değerlendirilmemesi doğru olmamıştır. Ayrıca senet lehtarı davalının, dava konusu senetle ilgili olarak hakkında açılan kamu davasından beraat etmişse de söz konusu kararın davalı lehtarın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği belirtilerek, temyiz incelemesinde bozulduğu anlaşılmıştır. TBK 74. maddesine göre maddi vakıanın tespitine ilişkin ceza hakiminin kararı hukuk hakimini de bağlayacağından, mahkemece ceza dosyası sonucu beklenerek, deliller hep birlikte değerlendirilip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Asli müdahil davacı şirketin temyizine gelince, asli müdahilin davasında, asli müdahilin aval veren olarak gösterilmesinin usulsüz olduğundan bahsedilmiştir. Dava konusu bono incelendiğinde bono keşidecisinin şirket temsilcisi, şirketin ise temsilciye aval veren olduğu anlaşılmaktadır. Davacı …’ın asli müdahil şirketi temsile yetkili bulunduğu, kendisinin keşideci olduğu bonoda davacı …’ın şirketi temsil yetkisini kötüye kullanarak asli müdahil şirketi bonoda aval veren yaptığı temsilin, temsil yetkisinin kötüye kullanması nedeniyle bu aval işleminin batıl olduğu ve bu nedenle asli müdahil şirketin dava konusu bonodan dolayı borçlu olmadığı anlaşılmaktadır.
Zira temsilcinin kendisiyle işlem yapması kural olarak yasaktır. Temsilcinin izinsiz olarak kendisiyle yaptığı işlem sakat bir işlemdir. Bu işlem temsil olunanı bağlamaz. Özenli bir temsilci, iyiniyet ve sadakat borcu gereği, temsil ettiği şirketin çıkarına aykırı olarak bir işlem yaparsa bu işlem kural olarak temsil görevinin dışında kalır ( Doç. Dr. …, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara, 2005, S: 67-78-228 ). Bu nedenle asli müdahilin davasının, bu bağlamda değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmamıştır.
3- Bozma sebep ve şekline göre, asli müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asli müdahil vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın asli müdahil yararına BOZULMASINA, (3) Asli müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 08.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.