Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/4103 E. 2021/4612 K. 31.05.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4103
KARAR NO : 2021/4612
KARAR TARİHİ : 31.05.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Çan Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 03.12.2019 tarih ve 2018/121-2019/526 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının, davalı banka tarafından dava dışı …’a 2007 yılında kefil olduğunu belirterek, borcun yapılandırılması için protokol imzalatıldığını, daha sonra davacının kendisine fotokopisi verilen kredi kartı kefalet sözleşmesini incelediğinde sözleşme üzerindeki yazıların farklı kişilerden sadır olduğunu, sonradan doldurulduğunu ve imzasının kendisine ait olmadığını ileri sürerek, davacının davalı bankaya borcu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kredi kartı kefalet sözleşmesi nedeniyle dava dışı …’un borcuna kefil olduğunu, davacının daha sonra bankaya müracaat ederek protokol gereğince borcu yapılandırarak taksitlere bağladığını, davacının iyiniyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, ATK raporuna göre 31/05/2007 tarihli kefalet sözleşmesindeki imzanın davacı …’ye ait olduğunun tespit edildiği, dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporuna göre …’nin kefalet sözleşmesi ve protokolden dolayı 20.000,00 TL sorumlu olduğu tespit edilmiş ise de kefalet sözleşmesine ve protokole dayanak teşkil eden kredi kartı sözleşmesinin aslının dosyaya sunulamadığı gibi imzalandığı iddia edilen sözleşmenin fotokopisinin dahi dosyaya sunulamadığı, kefalet sözleşmesinin geçerliliğinin, geçerli bir asıl borcun varlığını gerektirdiği, zira kefalet sözleşmesinin fer’i bir sözleşme olduğu, bu özelliğin, kefilin borcunun doğuşu, varlığını devam ettirmesi ve sona ermesi bakımından asıl borcun varlığına bağlı olmasını gerektirdiği, sözleşme aslı dosyaya sunulamadığı için davacının davasını ispat ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yerel mahkemece Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi’nin bozma ilamı uyarınca karar verilmiş ise de bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince de kabul edildiği üzere kredi kartı kefalet sözleşmesi geçerli olup bu sözleşmede limit bulunduğu gibi sözleşmedeki imzanın davacının eli ürünü olduğu da ATK raporu ile tespit edilmiştir. Asıl kredi kartı sözleşmesinin bulunmaması bu sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş önceki bozma ilamında da belirtildiği üzere banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle taraflar arasındaki protokolün ‘‘borçlu ile müşterek borçlu müteselsil kefil, işbu protokolde belirlenen, taksitlerini 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun geçici 5. maddesi doğrultusunda yerine getirmemesi halinde, protokolle kendilerine sağlanan tüm ayrıcalık ve avantajlar protokolün imzalandığı tarih öncesine geri dönülmek üzere ortadan kalkacak, 1. maddede belirlenen ve borçlu ve müşterek borçlu müteselsil kefil tarafından da kabul edilen borca protokolün imza tarihinden itibaren banka, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 26. maddesinde belirtilen gecikme faizi üzerinden mevcut takiplerine devam edebileceği gibi, tüm sorumlular hakkında yeni takipler /davalar açabilektir.’’ maddesi de dikkate alınarak davacının kredi kartı kefalet sözleşmesinden kaynaklanan borcunun bulunup bulunmadığı ve varsa miktarının tespiti açısından bankacılık konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerekirken eksik inceleme ile kredi kartı sözleşmesi bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 31/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.