YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4572
KARAR NO : 2020/4008
KARAR TARİHİ : 12.10.2020
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 18.10.2016 tarih ve 2016/1192-2016/1040 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp,düşünüldü:
Davacı vekili, asıl borçlu hakkında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip sonucu tahsil edilen 34.731-TL’nin davacı aleyhine başlatılan kefalet borcundan dolayı icra takibinde mahsup edilmediğini ileri sürerek, davacının Bursa 1. İcra Müdürlüğünün 2009/17118 esas sayılı dosyasından 34.731,49 TL borçlu olmadığının tespitine ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, asıl borçlu ve davacı kefil hakkında ayrı ayrı yapılan icra takiplerinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla işleme konulduğunu, asıl borçludan yapılan tahsilatların dosya borcundan düşüleceğinin açık olması karşısında menfi tespit davası açılmasında davacının hukuki yararının bulunmadığını, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılmasının kefil hakkında ilamsız icra takibi yapılmasına engel teşkil etmediğini belirterek, davanın reddini ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, kefilin kefalet limiti dahilinde kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olduğu, dava tarihi itibariyle borcun 48.075 TL olarak hesaplandığı, kefalet limitinin ise 55.000.-TL olduğu, tahsilde tekerrür olmamak üzere takip yapılabileceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Kapatılan Yargıtay 19 Hukuk Dairesi’nin 2014/8767 esas ve 2014/11693 karar sayılı ve 24.06.2014 tarihli ilamında; ”Kefil, kefalet limitiyle sınırlı olarak kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumludur. Kefalet limitinin 55.000.-TL olmasına rağmen, takipteki asıl alacak 58.494.-TL olarak gösterilmiştir. Nitekim hükme esas alınan bilirkişi raporunda da tespit edilen bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Öte yandan asıl borçlu hakkında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan 23.06.2009 tarihli icra takibi sırasında 24.12.2009 tarihinde 34.731.-TL tahsilat yapılmıştır. Kefil olan davacı hakkında başlatılan 14.09.2009 tarihli ilamsız icra takibinde, “tahsilde tekerrür olmamak üzere” kaydı bulunmadığı gibi, söz konusu tahsilatın yapıldığı 24.12.2009 tarihinden sonra davacıya uygulanan hacizde ve üçüncü kişilere gönderilen haciz ihbarnamelerinde, 34.731.-TL’nin borçtan mahsup edilmediği ve tahsilat yapılmamış gibi icra takip işlemlerinin yürütüldüğü dosya içeriğinden ve bilirkişi raporundaki hesaplamalardan anlaşılmaktadır. Menfi tespit davası da bu uygulamanın hatalı olduğu iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Her ne kadar mahkemece, alacaklının “tahsilde tekerrür olmamak üzere alacağını kefilden talep etmeye hakkı olduğu belirtilmişse de takip talebinde bu husus açıklanmadığı gibi fiilen de yapılan tahsilatlar alacaktan mahsup edilmeyerek, mükerrer tahsilata neden olabilecek şekilde icra takipleri yürütülmüştür.
Mahkemece, yukarıda açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde, kefil olan davacının kısmi menfi tespit isteminin değerlendirilmesi gerekirken, dosya içeriğine uygun olmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır” denilmek suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacının kefalet limitinin 55.000.-TL olduğu, takip tarihi olan 14.10.2009 tarihinden sonra 24.12.2009 tarihinde 34.731,49 TL’nin Bursa 3. İcra Müdürlüğünün 2009/10638 sayılı takip dosyasındaki asıl borçlunun araç satışı ile tahsil edildiği, bu tahsilattan sonra davacının dava tarihi itibarıyla sorumlu olduğu borç tutarının toplam 48.075,94 TL olduğu, davacının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipteki 34.731,49 TL’lik tahsilat miktarı kadar borçlu olmadığının tespitini istediğinden, bu talebin yerinde görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulü ile Bursa 1. İcra Müdürlüğünün 2009/17118 sayılı takip dosyasında takibe konan alacağın 34.731,49 TL’sinden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Kapatılan Yargıtay 19 Hukuk Dairesi’nin 2015/12217 esas ve 2016/4392 karar sayılı ve 10.03.2016 tarihli ilamı ilamı ile “Menfi tespit davalarında, dava tarihindeki alacak-borç durumu esas alınarak karar verilmesi gerekmekte olup, mahkemece bozmaya uyulduğu belirtilerek alınan ek bilirkişi raporunda da dava tarihindeki kefalet borcunun 48.075,94 TL olduğu belirtilmekle, davacının bu miktardan sorumlu olduğu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, ek bilirkişi raporu ve Dairemizin bozma ilamında belirtilen hususlar dikkate alınmaksızın, ödeme yapılan miktar belirtilip, bu yönden menfi tespit isteminin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacının dava tarihindeki kefalet borcunun 48.075,94 TL olduğu, dava tarihi itibariyle icra dosyasındaki toplam borçtan asıl borçlunun ödediği 34.731,49 TL’den davalının borçlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 34.731,49 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, davacının kötüniyet tazminatı talebinin şartlar oluşmadığından reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuşsa da bozma gerekleri yerine getirilmeksizin hüküm kurulmuştur.
Mahkemece araç satışı ile tahsil edilen 34.731,00 TL’nin, borçtan mahsup edilmesi sonucu davacının dava tarihi itibariyle kefalet borcunun 48.075,94 TL olduğu anlaşılmakla davacının davasının reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 12.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.