YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4818
KARAR NO : 2020/4103
KARAR TARİHİ : 14.10.2020
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 13.02.2018 tarih ve 2017/362-2018/126 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı banka tarafından, alacağın tahsili amacıyla takibe geçildiğini, borçluların takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğundan bahisle; davalıların itirazının iptali ile icra takibinin devamına ve davalıların icra-inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalılar vekili, kredi sözleşmesini kabul etmediklerini; zira böyle bir sözleşmenin davalılar tarafından imzalanmadığını; kesinlikle davacı tarafça var olduğu iddia edilen kredi sözleşmesi üzerindeki imzaların davalılara ait olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/11402 E. 2017/3505 K. 08.052017 tarihli kararı ile “Mahkemece alınan bilirkişi raporu dosya üzerinden yapılan inceleme ile alınmış olup, yetersiz olduğundan hüküm kurmaya elverişli değildir. Davalılar genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefilleri konumunda olup, asıl borçluya bağlı olarak kefalet limitleri dahilinde asıl borçlunun sorumlu olduğu toplam borç miktarı ve kefalet limiti dışında kendi temerrütünün hukuki sonuçlarından mesuldür. Yanlar arasındaki sözleşmenin 40. maddesi uyarınca asıl borçluya tebligat yapılmasa dahi İİK. 68/b maddesi gereğince, yeni adresin bildirilmemesi halinde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarihin tebliğ tarihi olarak dikkate alınması gerektiği gözetilerek asıl borçlunun sorumlu olduğu asıl borç ve temerrüt faizi toplamı bilirkişi tarafından belirlenerek taraflarca bilirkişi raporuna yapılan itirazlarda değerlendirilmek suretiyle alınacak bilirkişi raporu uyarınca varılacak sonuca göre uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrasında Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/127 E. sayılı dosyasının birleştirilmesine karar verilmiştir.
Birleşen davada davacılar vekili, davalı bankanın davacılar aleyhine ilamsız takip ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlattığını, davalı alacaklının bu alacağın sebebi olarak ise Atem Tem. Gıda. İnş. Nak. Petrol Ürün. San. Tic. Ltd. Şti. ile T. Vakıflar Bankası Siirt Şubesi arasındaki akdedilen kredi sözleşmelerine istinaden şirkete kredi açılması ve bu kredinin kullandırılması olarak belirtildiği, bu borçtan dolayı …’ın gayrimenkulünü ipotek ettiği ve diğer borçluların ise kefil olarak göründüğünü, fakat kredi sözleşmesinin ne davacı şirket müdürü ne de diğer kefil ve sorumlular tarafından imza edilmediği ve yine paraların çekildiğine dair dekontlarında şirket müdürünün hiçbir imzasının bulunmadığını, kredi sözleşmesinin sahte olduğundan dolayı bu paranın tamamının banka yetkilileri tarafından çekildiğini, söz konusu kredinin çekildiğine dair şayet banka dekontları var ise bu dekontlardaki imzaların davacı …’a ait olmadığını, böyle bir kredinin hiç çekilmediğini, icra takibinde asıl borcun 108.774,43 TL olduğunun belirtildiği oysa 26.09.2007 tarihli ihtarname ile gönderilen davacı yetkililerince imzalı hesap özetinde ana paranın 79.913,43 TL olduğunun belirtildiği, buna rağmen faize faiz uygulanarak fahiş miktarda bir alacak talebinde bulunulduğunu, belirterek davacıların borçlu olmadığının tespitine, davalının en az % 40 oranında tazminata mahkum edilmesine, davacı …’a ait dairenin satılarak paranın tahsili nedeniyle meydana gelen zararı olan 113.921,50 TL’nin 13.06.2008 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte istirdadına, istirdat davası nedeniyle davalının en az % 40 oranında tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili, haksız ve yersiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, davacı bankanın, hesap kat ihtarnamesi 04/10/2007 tarihinde tebliğ edilen davalı kefil …’dan 08.02.2008 takip tarihi itibariyle; 92.895,83 TL asıl alacak, 19.914,54 TL işlemiş temerrüt faizi, 995,73 TL faizin % 5 BSMV’si ve 121,02 TL ihtarname masrafı olmak üzere toplam 113.927,12 TL; davacı bankanın hesap kat ihtarnamesi 17/10/2007 tarihinde tebliğ edilen davalı kefil …’dan 28/02/2008 takip tarihi itibariyle; 92.895,83 TL asıl alacak, 18.296,02 TL işlemiş temerrüt faizi, 914,80 TL faizin % 5 BSMV’si ve 121,02 TL ihtarname masrafı olmak üzere toplam 112.227,67 TL alacaklı olduğu; asıl alacağa, talep uyarınca takip tarihinden tahsiline kadar yıllık % 52,50 oranında temerrüt faizi işletilmesi gerektiği, tahsilde tekerrür olmaması ve 25.09.2009 tarihinde ipotekli taşınmaz satışından tahsil edilen 47.070,00 TL’nin icra dairesinin hesabında dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen davalarda taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Asıl dava genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine itirazın iptaline ilişkindir. Birleşen dava ise aynı icra takibinden dolayı bu dosya davalıları tarafından ve dava konusu olmayan ipoteğin paraya çevrilmesi takibine konu alacak nedeniyle asıl borçlu ve ipotek veren tarafından açılmış menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davası asıl dava tarihinden sonra açılmış olduğundan asıl davada davalı olan … ve …’ın dava açmada hukuki yararları bulunmamaktadır. Mahkemece bu davalılar tarafından açılan birleşen menfi tespit davasında bu kişiler yönünden hukuki yarar yokluğundan HMK 114/h maddesi gereğince davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu davacılar hakkında esasa ilişkin karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Asıl davada ise mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma ilamında açıkça bilirkişi raporunun dosya üzerinden yapılmış olduğu ve yetersiz olduğu belirtilmiş olmasına rağmen mahkemece, banka kayıt ve belgelerinin yerinde incelenmeksizin rapor alınması doğru değildir. Mahkemece bilirkişilere yetki verilerek banka kayıt ve belgeleri üzerinde yerinde inceleme sonucu düzenlenecek olan rapor ve bilirkişi raporuna itirazlar da değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 14.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.