Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5083 E. 2021/5398 K. 30.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5083
KARAR NO : 2021/5398
KARAR TARİHİ : 30.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ11. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.04.2018 tarih ve 2014/885 E- 2018/288 K. sayılı kararın davacı vekili ve davalılar … vekili ile … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-esastan kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 05.07.2019 tarih ve 2018/1515 E- 2019/1454 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. …, davalılardan Böske Substrat vekili Av. … ile davalılardan Plantaflor Humus Vekaufs vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının torf üzerinde fide üretimi yaptığını, davalı … AŞ’den satın aldığı torfların pH değerinin farklılık göstermesi nedeniyle ayıplı olduğunu, davacının ürettiği fidelerin gelişme göstermediğini, gelişmeyen fidelerin imha edildiğini, bir kısım fideler için davacının yeni fideler vermek zorunda kaldığını, davacının ticari itibar kaybettiğini, davacının maddi ve manevi zarara uğradığını, davalı …’nin torfların üreticisi, diğer davalı Plantoflar GMBH’nin torfları üreticiden alıp Türkiye’deki davalı … AŞ’ye satan satıcı olduğunu, haksız fiil hükümlerine göre davalıların davacının zararından sorumlu olduğunu, davacının ticari itibarının da zarara uğradığını ileri sürerek, maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı …Ş davaya cevap vermemiş,
Davalı … vekili; taraflar arasında akdi ilişki bulunmadığını, davacının davalıya husumet yöneltemeyeceğini, davalının sattığı ürünlerin gerekli denetimlerinin yapıldığını, ürünlerin ayıplı olmadığını, davacının torflarda gerekli incelemeyi yapmaksızın üretime başlayarak basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne uymadığını, davacının saklama ve üretim koşullarına uymamış olabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, taraflar arasında akdi ilişki bulunmadığını, davalının ürettiği ürünlerin ayıplı olmadığını, oluşan bir zarar varsa davacı kullanımından, saklama koşullarına uyulmamasından kaynaklanmış olabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre, davacının satın aldığı torfun pH değerinin ideal üretim ölçüsünde ve ambalajında gösterilen değerlerde olmadığı, davacı tarafça üretilen fidelerin bir kısmında gelişim bozukluğu ve arızası bulunduğu, torftaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, davacı tarafça muayene ve ihbar yükümlülüklerine uyulduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile ayıp nedeniyle davacının imha edilen fideler nedeniyle uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, davacı tarafça iade edilen fideler, bedelsiz verilen fideler ve üretim kaybı nedeniyle zarara uğradıkları da iddia edilmiş ise de, bu konuda fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zarar da ispat edilemediği, davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın maddi tazminat istemi yönünden kısmen kabulüne kısmen reddine, davacının zararının davalılardan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve davalılar Böske … GMBH ile Plantaflor … GMBH vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, iddiaya dayanak yapılan tespit dosyasında bilirkişi tarafından pH değeri düşüklüğünün fide yetiştirmeye imkan sağlamayarak davacının zarara uğradığı yönünde tespit yapıldığı, raporun hazırlanış tarihinin 01.11.2010 olduğu, bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere büyük çaplı üretim yapan davacı firmanın üretime geçmeden parti parti aldığı ürünleri kontrol ve analiz ettirmeksizin üretime devam etmesinin büyük bir hata olduğu, pH değerinin piyasada 10,00 TL’ye satılan çok basit bir cihazla tespit edilmesinin mümkün olduğu, bu nedenle pH düşüklüğünün adi bir muayene ile ortaya çıkabilecek ayıp niteliğinde olduğu, davacının TTK’nın 23. maddesindeki 8 günlük muayene süresine uymadığı, davacının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden faydalanamayacağı, ayrıca davacının ayıba dayalı haklarını ileri sürebileceği kişinin kendi akidi olan Rito … AŞ olduğu, diğer davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirket tarafından ürünle ilgili bir garanti de verilmediği, satıcı dışındaki diğer davalılardan maddi ve manevi tazminat talep edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince davanın tüm davalılar yönünden reddine karar vermesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf isteminin esastan reddine, davalılar Böske … GMBH ile Plantaflor … GMBH vekillerinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının bu davalılar yönünden kaldırılmasına, maddi ve manevi tazminat isteminin davalılar Böske … GMBH ile Plantaflor … GMBH vekilleri yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ayıplı mal satışından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı satıma konu torf ürünün ayıplı olduğunu, meydana gelen zarardan davalıların, torf ürününü üreten, ihraç eden ve satan firmalar olarak zincirleme sorumluluklarının bulunduğunu belirtmiştir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamından davacının satın aldığı ürünün gizli ayıplı olduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile davacının uğradığı maddi zararlardan sorumlu oldukları belirtilerek maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, manevi tazminat isteminin ise yasal koşullar oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili, davalı … ve davalı … vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğu TTK’nın 23. maddesindeki 8 günlük muayene süresine uyulmadığından ayıp ihbarının süresinde olmadığı, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden faydalanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirketlerin ürünle ilgili garanti vermedikleri, akdi ilişkinin Rito Tohumculuk A.Ş. ile olduğu bu davalılar ile akdi ilişki bulunmadığından bu iki davalıdan maddi ve manevi tazminat istenemeyeceği belirtilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına davalılar hakkında açılan davanın reddine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık satıma konu ürünün ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbar sürelerine uyulup uyulmadığı, üretici firma ve üreticinin yanında kendi markası ile ürünü pazarlayan davalıların meydana gelen maddi ve manevi zarardan sorumlu olup olmayacakları hususundadır.
İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporlarından satıma konu malın ayıplı olduğu, ayıbın basit bir muayene ile anlaşılmasının mümkün olmadığı ancak yapılacak tahliller sonucunda ve kullanım sonucu anlaşılabileceği bu nedenle gizli ayıp niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.
Davaya konu uyuşmazlığa dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
TTK’nın 25/3. maddesindeki ticari satıma ilişkin hükümde ayıp, açık ayıp ve basit bir muayene sonucu anlaşılan ayıp niteliğinde olması halinde 2-8 günlük süre içinde ayıp ihbarı yapılması, diğer hallerde TBK’nın 198/2-3 fıkralarındaki hükmün uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 198/3. maddesi hükmü uyarınca da ayıp, kullanma sonucu sonradan ortaya çıkarsa derhal satıcıya ihbar edilmesi gerekir.
Alınan bilirkişi raporları sonucu ayıbın açık ayıp olmadığı ve basit bir muayene ile anlaşılamayacağı, gizli ayıp niteliğinde olduğu tespit edildiğinden Bölge Adliye Mahkemesi’nin ayıbın açık ayıp olduğu yönündeki kabulü doğru değildir. Bu durumda davacı BK’nın 198/3. madde hükmü uyarınca maldaki gizli ayıbı öğrendiği tarihten itibaren derhal satıcıya ayıbı ihbar etmekle yükümlüdür.
Bölge Adliye Mahkemesince gerekçede ayıbın tespit raporunun hazırlanış tarihi olan 01.11.2010 tarihinde öğrenildiği kabul edilmiş ise de tespit raporu mahkemece davacıya tebliğ edilmediğinden davacının ayıbı bu tarihte öğrendiğinin kabulü doğru değildir. Kaldı ki davalıların uzmanı olan kişi tarafından ayıplı mal ile ilgili inceleme ve tahlil sonucu düzenlenen 11.08.2010 tarihli raporda ürünün ayıplı olduğu tespit edilmiş ve bu husus da davalıya bildirilmiş olduğundan artık ayıp ihbarının yasal sürede yapıldığının kabulü gerekir.
Bölge Adliye Mahkemesince ayıba dayalı hakların üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davalılar tarafından ürünle ilgili garanti de verilmediğinden bu davalıların sorumlu tutulamayacağı da belirtilmiştir.
Yargıtay HGK 27.11.1996 gün 1996/4-588 esas ve 1996/831 karar, 13.02.2002 gün 2002/4-114 esas ve 2002/84 karar, 15.04.2011 gün 2011/4-58 esas ve 2011/176 karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, üretici ile alıcı arasında bir sözleşme ilişkisi yoktur. Ancak öğretide ve uygulamada üretici ile zarar gören arasında böyle bir bağ olmasa bile üreticinin sözleşme dışı sorumlu tutulabileceği, Türk Hukukunda üreticinin sorumluluğuna ilişkin özel bir sorumluluk düzenlenmemişse de (Yasa koyucu bu konudaki yasa boşluğunu görerek 12.03.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu ile üreticinin sorumluluğu hüküm altına alınmış ve bu konudaki yasa boşluğu giderilmiştir.) bu konuda Borçlar Kanunu’nun 41. (6098 sayılı TBK’nın 49. ) maddesinin 1. fıkrasındaki hükmün uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bu madde hükmü uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Üreticinin buradaki sorumluluğu kusur sorumluluğudur. Üretici bulunduğu faaliyet gereği hukuk düzenince gerekli olan ve kendisinden beklenebilen tüm özeni göstermesi, önleyici tedbirler alması gerekir.
Üreticinin sorumlu tutulabilmesi için taraflar arasında akdi ilişki bulunması da zorunlu değildir. Üretici BK’nun 41. madde hükmü uyarınca meydana gelen haksız fiilden sorumludur. Ürün ile üretici (Üreticinin fiili ile üründeki ayıp nedeniyle meydana gelen zarar.) arasında uygun illiyet bağı bulunduğu takdirde üretici meydana gelen zararı tazminle yükümlüdür.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2015 gün, 2014/8733 esas ve 2015/5518 karar, 16.03.2011 gün 2010/9917 esas ve 2011/3356 karar, 11.10.2016 gün 2016/4075 esas ve 2016/13270 karar, 11. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2014 gün 2014/1814 esas ve 2014/2165 karar, 23.10.2014 gün 2013/14654 esas ve 2014/16363 karar, 4 Hukuk Dairesi’nin 11.04.2000 gün, 2000/517 esas ve 2000/3348 karar, 27.03.1995 gün 6256 esas 2596 karar sayılı kararlarında da üreticinin ayıplı maldan dolayı meydana gelen zarardan sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Tüm bu açıklanan nedenlerle davalı … … GMBH firmasının üretici firma olması, diğer davalı … … GMBH’nin ise ürünü yurtdışından üretici Böske firmasından alarak ürünün bulunduğu ambalajlara kendi ismini yazarak analiz raporlarını sunmak suretiyle ürünün tasarımını ve imalatını yaptırıp kendi isim ve ticari markası ile piyasaya arz etmesi nedeniyle üretici sıfatı ile meydana gelen zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken dosya kapsamındaki delillerin ve tarafların hukuki durum ve sorumluluklarının yanılgılı değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozmanın sebep ve şekline göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 30.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava, ayıplı mal satışından kaynaklanan maddi, manevi tazminat talebine ilişkindir.
Davacı ile doğrudan satım ilişkisi bulunan Rito Tohumculuk A. Ş yönünden de dava kabul edilmesine rağmen ilgili davalının istinaf başvurusunda bulunmaması onun yönünden ihtilaf kalmamıştır.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı ilişkinin doğrudan tarafı olmayan üretici firma ile ve önceki satıcı firmanın zarardan sorumlu olup olmayacakları hususunda toplanmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlığın temelini oluşturan hukuki vakıalar 818 Sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte bulunduğu döneme tekabül etmektedir.
Satış sözleşmelerinde tarafların hak ve sorumluluklarını düzenleyen ilgili hükümler BK. 182 ve devamı maddelerinde yer almıştır. Burada SATICI, “satılan malı alıcının iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyeti ona nakletmek borcunu tahammül eden… kişi olarak tanımlanmaktadır.
Bun göre somut vakıada satıcı sıfatının Rito Tohumculuk olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Diğer davalılar ise akti ilişkinin doğrudan tarafı olmayıp satıcıya önceden mal satan veya üretici firmalar olduğu görülmektedir. Bu durumda hukuki ilişkinin doğrudan tarafı olmayan kişilerle ilgili Borçlar Kanununun satım akdi düzenlemeleri kapsamında bir sorumluluk öngörülmediği açıkça görülmektedir.
Nitekim ticari satımdan kaynaklanan uyuşmazlıklara bakan Yargıtay (Kapatılıp 11, HD ile birleştirilen )19 Hukuk Dairesi, üretici , ithalatçı vs gibi ilişkinin doğrudan tarafı olmayan kişilerin ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre sorumlu olmayacaklarına dair yerleşik uygulaması mevcuttur.
Daire emsal nitelikteki bir kararında: “…Ne var ki, satıcının ayıba karşı tekeffülü düzenleyen TBK hükümlerine göre alıcıya karşı satıcının sorumluluğu bulunmaktadır. Olayımızda aracı davacıya satan davalı K…Ç…. olup diğer davalı Y… M… A… San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davacı arasında satış ilişkisi bulunmamaktadır. Bu itibarla ithalatçı şirket olan bu davalıyı satıcının ayıba karşı tekeffülü hükümleri çerçevesinde hukuki ayıplı mal satışından dolayı sorumlu tutmak doğru değildir. Mahkemece bu yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından… (Yargıtay 19. H.D. 09.05.2016, 2015/12073 E, 2016/8453 K,)” denilmektedir.
Borçlar Kanununun satım akdi hükümlerine göre sorumlu olmayacak üretici veya tedarikçi firmalar ancak garanti vermeleri halinde ayıba karşı sorumlu olacakları izahtan varestedir. Somut vakıada davalıların garanti verdiklerine ilişkin bir iddia ve belge de bulunmamaktadır.
Konunun haksız fiil hükümlerine göre değerlendirilmesine gelince: Mülga Borçlar Kanununun 41 maddesinde “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer bir kimseye zarar ika eden şahıs, o zararın tazmine mecburdur” denilmek suretiyle haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk hali düzenlenmiştir.
Mezkur maddeye göre sorumlu tutulmak için akdi ilişki gerekmez. Ne var ki, kanunda sıralanan, bir takım şartların tahakkuk etmesi gerekmektedir. Konuyu bir örnekle izah edersek; satıma konu herhangi bir cep telefonunun bataryasının taahhüt edilen yeterlilikte
bulunmaması ayıp iddiasına konu olabilecek iken ve yalnızca satım akdinin tarafları yönünden sonuç doğuracak iken, aynı telefonun bataryasının patlaması sonucunda oluşacak maddi kayıp ve hasarlarda akdi ilişkinin tarafı olsun ya da olmasın; zarar gören herkes tarafından üretici firmaya gidilebilecektir.
Somut vakıadaki gibi torfun ambalaj üzerinde yazan evsafa uygun olmaması, tipik bir ayıplı ürün satış hali olup, yalnızca akdi ilişkinin tarafları açısından sonuç doğurur.
Açıklanan bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin, temyize konu diğer davalılara ilişkin hukuki tespiti yerinde olduğundan, aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.