YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5423
KARAR NO : 2021/7114
KARAR TARİHİ : 14.12.2021
MAHKEMESİ : SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 18.12.2019 tarih ve 2019/315 E- 2019/1166 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.03.2020 tarih ve 2020/198 E- 2020/591 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının altyüklenicisi olduğu stadyum inşaatı için davalı şirket ile 02/05/2015 tarihli sözleşme imzalandığını, davalı taşeronun şantiye sahasına getireceği malzemelerin ödenmesini teminat altına almak üzere 1.365.000,00 TL değerinde teminat mektubu verildiğini, gelen malzeme karşılığı ödenen bedel kadar teminat mektubunun davalı tarafından serbest bırakıldığını ancak çelik malzemenin getirilmediğini belirterek, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. tarafından düzenlenen 63010000279 nolu 673.300,00 TL bedelli kesin teminat mektubunun davacıya ya da Yapı ve Kredi Bankasına iadesine, 673.300,00 TL bedelli kesin teminat mektubundan dolayı borçlu olunmadığının tespitine ve dava konusu teminat mektubunun hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile imzalanan sözleşmenin Samsun’da 33.000 seyirci kapasiteli stadyumun çelik çatısı ile bu inşaatla bağlantılı yürütülen AVM’nin çelik çatı işlerinin yapılmasına ilişkin olduğunu, dava konusu teminat çekinin her iki sözleşmenin de teminatını oluşturduğunu, davalının teminat mektubunu iade yükümlülüğünün sadece 02.05.2015 tarihli sözleşme kapsamında tanzim olunan hakedişlerin ödenmesi ile doğmadığını, davalının muhtelif bakiye alacaklarını tahsil edemediğini belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, 6102 sayılı TKK’nın 5/A maddesinde konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak düzenlendiği, kanun koyucunun talep ve dava türü ne olursa olsun konusu bir miktar para alacağı olan tüm talepler hakkında alacaklı ve borçlu açısından bir ayrım yapmadan ve sınırlama getirmeden dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olmasını amaçladığı, ister alacak ister menfi tespit yahut istirdat veya tazminat olsun bu davaların konusunun bir miktar para alacağı olduğu, davacının davalı tarafa verdiği teminat mektubunun bir kısmıyla borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğuna dair beyan bulunmadığından 6325 Kanunu’un 18/A/2 maddesi doğrultusunda davacıya son tutanağın 1 haftalık kesin sürede mahkemeye ibrazı için süre verilmesine gerek bulunmadığı, bu dava şartı eksikliğinin giderilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, menfi tespit davalarının, borçlu tarafından alacaklıya yönelik açılan borcun bir miktarının veya tamamının davalı alacaklıya ödenmemesi gerektiğine ilişkin olduğu, davalı açısından ise eda davasının hukuki sonuçlarını doğuracak nitelikte olduğu, menfi tespit davalarının taraflar arasındaki hukuki sonucunun niteliği, zorunlu arabuluculuk yasası ve TTK’nın 5. maddesi bir arada düşünüldüğünde menfi tespit davalarının zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, 6325 sayılı Kanun’un 18/A- 2. maddesinde, arabuluculuğa başvurulduğu anlaşılıyor ise, davacı tarafa arabuluculuk tutanağını sunmak üzere bir haftalık kesin süre içeren davetiye gönderilmesi gerektiği, arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise, herhangi bir işlem yapmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceğinin düzenlendiği, işbu davada davacının arabuluculuğa başvurmadan dava açtığının sabit olduğu, dolayısıyla yerel mahkemece verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, teminat mektubundan dolayı borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin verilen karara yönelik istinaf başvurusunun, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir. 7155 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK’ya eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; ” (1) Bu kanunun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” düzenlemesi getirilmiştir. Madde metni herhangi bir tereddüde ve yanlış anlamaya yer vermeyecek şekilde açık yazılmıştır. TTK’ya bu maddenin eklenmesini sağlayan 7155 sayılı Kanun’un genel gerekçesinin bu konuyla ilgili kısmı ve madde için özel olarak yazılan gerekçe de bu açık anlamı desteklemektedir. Hal böyle iken, menfi tespit davalarının ticari bir dava olduğu için TTK’nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce arabulucuya başvurmaya zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 14/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.