YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5450
KARAR NO : 2021/7133
KARAR TARİHİ : 14.12.2021
MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03.10.2018 tarih ve 2016/807 E. – 2018/716 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 12.02.2020 tarih ve 2018/2430 E- 2020/202 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının T. Halk Bankası A.Ş. Merkez/Ankara Şubesi ile dava dışı asıl borçlu Ankara Elektrik Elektronik San ve Tic. Ltd. Şti arasında akdedilen 10.07.2013, 30.04.2014, 09.12.2014 ve 13.07.2012 tarihli Kredi Çerçeve Sözleşmeleri uyarınca davacı Bankaca borçluya kredi kullandırıldığını, davalıların söz konusu sözleşmeleri müşterek borçlu ve müşterek müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, kredi geri ödemelerinin zamanında yerine getirilmemesi üzerine davalılara kat ihtarnamesi keşide edildiğini, icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, davalıların itirazının aksine, takibe konu borcun takipten önce keşide edilen 15.05.2015 tarih ve 7402 sayılı ihtarname ile muaccel hale geldiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve davalılar aleyhinde % 20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davalıların dava dışı şirket ile davacı arasında imzalanan sözleşmede kefil olarak yer aldığını, takip konusu borcun muaccel hale gelmediğini, taraflar arasında imzalanan protokol ile davalıların kefalet sözleşmesinden kaynaklanan borçlarının vadesinin uzatıldığını, davacının vadenin dolmasını beklemeden davalılar aleyhine icra takibi başlattığını, kat ihtarında belirtilen miktarı aşacak şekilde takip başlatıldığını, borcun fahiş olup yapılan kısmi ödemelerin dikkate alınmadığını, sözleşmede yer alan genel işlem koşullarının geçersiz olduğunu, takibe konu BSMV’ nin mükellefinin davalılar olmadığını, gayri nakit alacağın depo edilmesinin kefilden istenemeyeceğini, temerrüt faizinin fahiş oranda olduğunu, rehin limiti dışında kalan borç miktarı için takip yapılması gerekirken alacağın tamamı hakkında ilamsız icra takibi yapılmasının usule uygun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacı ile davalılar arasında hesap kat tarihinden sonra borç yapılandırma sözleşmesi imzaladığı, sözleşmede banka tarafından borçlulara kullandırılan ve hesap kat ihtarında belirtilen nakit ve gayrinakit alacağın yeniden yapılandırılmak suretiyle tasfiyesinin öngörüldüğü, davacının protokolde öngörülen 31/05/2016 vade tarihinden önce 24/05/2016 tarihinde davalılar aleyhine icra takibi başlatmasının protokol hükümlerine uygun olmadığı, vade tarihi beklenmeden takibe geçilmesini haklı kılacak herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığı, ipotekli taşınmazların tüm alacağı karşılayacağı şeklinde bir taahhüde protokolde yer verilmediği, davacı vekilinin tahkikatın bittiğinin tefhim edilmesinden sonra sözlü yargılamanın yapıldığı duruşmada, karşılıksız çıkan çek yaprakları ile ilgili banka sorumluluk tutarının ödenmediğini bu durumda bankanın protokolde belirtilen vade tarihini beklemesinin gerekmediğini yeni bir vakıa olarak ileri sürdüğü, davacı vekilinin sözlü yargılama duruşmasında ileri sürdüğü bu iddianın ispata muhtaç olduğu, buna ilişkin delillerin de süresinde mahkemeye ibraz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davacı bankanın muaccel olan borcunun tahsili için icra takibi başlatmak yerine davalı borçlulara yeni bir atıfet süresi tanıyarak borcun vadesini 31/05/2016 tarihine kadar ertelediği, bu durumda davacının protokol ile belirlenen vade tarihinden önce davalı borçlular aleyhine icra takibi başlatmasının TMK’ nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturacağı, hal böyle olunca mahkemece davacının protokolde belirlenen vade tarihinden önce icra takibi başlatamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 14/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.