Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5607 E. 2021/3872 K. 20.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5607
KARAR NO : 2021/3872
KARAR TARİHİ : 20.04.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/01/2020 tarih ve 2019/109 E. – 2020/21 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nce verilen 19/06/2020 tarih ve 2020/431 E. – 2020/433 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili tarafından personele yapılacak promosyon ödemelerine dair ihaleye çıkıldığını, yapılan ihalede davalı bankanın sunduğu teklifin personel başına aylık 62,50 TL olmak üzere 48 ay için toplam 3.000.- TL olduğunu, ihale şartnamesinin 11. maddesine göre, promosyon anlaşması yapıldıktan sonra kurumlara naklen atama yoluyla gelen personele ilk maaş yatırıldığı tarihten itibaren promosyon süresi sonuna kadar kalan kısmı hesaplanarak belirlenecek olan tutarın 15 gün içerisinde banka tarafından ilgili personele ödeneceğinin, 12. maddesine göre, 10. ve 11. maddede belirtilen işlemlerin bankanın sorumluluğunda olduğunun, 14. maddesine göre, verilecek promosyonun her personele eşit miktarda ve tek seferde dağıtılacağının ve yine şartname hükümlerine göre anlaşmalı bankanın bu şartnamede belirtilen şartları yerine getirmekle sorumlu olduğunun belirlendiğini, ihalenin düzenlenmesinden sonra Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde geçici statüde görevlendirilen 50 kişilik personel listesinin davalı bankaya gönderilerek ihale şartnamesinin 11. maddesine göre kalan dönem için hesaplanacak promosyon tutarının ilgili personelin hesabına ödenmesinin istenildiğini, bahse konu edilen personellerin maaş, performans, nöbet, harcırah v.b. ödemelerinin davalı banka tarafından yapıldığını, banka tarafından gönderilen 28/06/2018 tarihli yazıda maaş ödeme sözleşmesinin 13/a maddesinde ek bütçe kapsamında yer alan personelin belirlendiğini, sonradan idare bünyesine dahil olan personelin ek bütçe kapsamında yer almadığını, bu nedenle sözleşmenin 13/a maddesi uyarınca sonradan idare bünyesine dahil olan personelin ek bütçe kapsamında yer almadığı bu nedenle anılan personele promosyon ödemesinin yapılamayacağının bildirildiğini, maaş ödeme sözleşmesinin yürürlük döneminin 15/09/2017-14/09/2021 olup davaya konu olan ve müvekkil bünyesine sonradan katılan personelin katılma döneminin bu süre içerisine tekabül ettiğini, sözleşmesinin 2. maddesinde mevcut 2.051 personel sayısından söz edilmekle birlikte devamında her ne şekilde olursa olsun kurum bünyesine dahil olan personelin de otomatik olarak sözleşmeye dahil olacağının belirtilerek personel sayısı bakımından üst sınır konulmadığını, şartnamesinin 11. maddesinde de promosyon anlaşması yapıldıktan sonra kuruma naklen atamayla gelen personele de promosyon ödemesi yapılması gerektiğinin açıkça belirtildiğini beyan ederek her bir personel için 2.562,50 TL’den toplam 131.437,50 TL promosyon ödemesi yapması gereken davalının bu ödemeyi yapmayacağını belirttiğinden Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesi gereği dava dilekçesinde isimleri yazılı lehtarlar lehine hüküm kurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı kurumda geçici statüde çalışan personellerin kurum ile yapılan maaş promosyon ödeme sözleşmesinin kapsamında yer almadığını, bu sebeple sözleşme kapsamında yer almayan geçici personel adına davacı kurumun talep ve takip yetkisi bulunmadığını, maaş promosyon sözleşmesi ile davacı kurumda çalışan personellerin promosyon ödemesine hak kazandıklarını, davacı kurumun geçici işçiler adına bu davayı açamayacağını, taraflar arasında düzenlenen şartnamede kurum biriminde sürekli görev yapan kadrolu ve sözleşmeli tüm çalışanlara promosyon ödenmesine karar verildiğini, bu maddede geçici görevli çalışan personelin yer almadığını, şartnamenin 11. maddesinde de geçici personelin promosyon dışı tutulduğunu, promosyon ödemesi yapılacak personelin müvekkil bankadan maaş almasının esas olduğunu, davaya konu geçici personelin müvekkil bankadan sadece döner sermaye aldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı … tarafından davalı banka aleyhinde, dava dışı çalışanlarına maaş promosyonlarının ödenmemiş olması sebebi ile açılmış alacak davasında benimsenen rapora göre davaya konu personelin sürekli görev yapacak kadrolu ve sözleşmeli çalışan olmaması ve maaşını davalı bankadan almaması nedeniyle promosyon ödemesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesince bahsi geçen 50 personelin statüsünün değerlendirilmesinde hata olmadığı, bu kişilerin sözleşme kapsamındaki statüde olmadıkları, maaş dışındaki ödemelerin miktarı ne olursa olsun ilgililere sözleşme kapsamına alınmayı bahşetmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava, davacı …’nın dava dışı personellerine maaş promosyonlarının ödenmediği iddiasına dayalı olarak davalı banka aleyhine açtığı alacak davasıdır.
Somut uyuşmazlıkta, …’na bağlı Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü ve Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından personele yapılacak promosyon ödemelerine dair ihaleye çıkılmış olup, ihale şartnamesinin 11. maddesi “Promosyon anlaşması yapıldıktan sonra kurumlara naklen atama yoluyla gelen personele ilk maaş yatırıldığı tarihten itibaren promosyon süresi sonuna kadar kalan kısmı hesaplanarak belirlenecek olan tutar on beş gün içerisinde banka tarafından ilgili personele ödenecektir.” düzenlemesine haizdir. İlk derece mahkemesince, davaya konu personelin sürekli görev yapacak kadrolu ve sözleşmeli çalışan olmaması ve maaşını davalı bankadan almaması nedeniyle promosyon ödemesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesince ise bahsi geçen elli personelin sözleşme kapsamındaki statüde olmadığı, maaş dışındaki ödemelerin miktarı ne olursa olsun bu durumun ilgililere sözleşme kapsamına alınma hakkı bahşetmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, sözleşmeler ilke olarak yalnız tarafları etkiler, onların leh ve aleyhlerine hak ve borç doğururlar. Bununla birlikte, taraflar üçüncü kişi lehine de sözleşme yapabilirler. (Bkz. Prof. Dr. Fikret Eren, 1998, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6. baskı, sayfa 203.) Bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına, üçüncü kişi yararına sözleşme denir. Üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borç üçüncü kişiye ifa edilir, vadettiren borcun üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Kural olarak üçüncü kişi yararına sözleşmeleri, eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak ikiye ayırmak mümkündür. Aralarındaki temel fark; eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişinin, sözleşme ile borç altına giren taraftan talepte bulunamamasına karşın tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde bunun mümkün olmasıdır. Üçüncü kişiler yararına yapılan sözleşmelerin eksik ya da tam olup olmadığının tespitinde, sözleşmede bu yönde açık bir hüküm ya da anlatımın olması halinde sözleşme maddeleri, bu yönde bir açıklık olmaması halinde ise sözleşme hükümlerinin amaçsal yorumu ile değerlendirilmesi esas alınmalıdır. TBK m.129’a (e BK m.111) göre, sözleşme tarafları, ifanın üçüncü kişiye veya üçüncü kişi lehine yapılacağını kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşme, ifada bulunacak olan borçlu ile ifayı kabul etme hakkına sahip olan üçüncü kişi arasında bir edim ilişkisi kurar. Ancak üçüncü kişi, edimi bizzat talep etme hakkına sahip olsa bile, ne sözleşmenin tarafı haline gelir ne de sözleşme alacaklısının temsilcisi durumundadır. İşte bu nedenle üçüncü kişi lehine sözleşmenin, sözleşmelerin nisbiliği ilkesine istisna oluşturduğu söylenir. Yukarıda açıklandığı üzere üçüncü kişinin edim talep hakkına sahip olduğu sözleşmeler tam üçüncü kişi lehine sözleşme, üçüncü kişiye talep hakkı tanımayan sözleşmeler ise eksik üçüncü lehine sözleşme olarak adlandırılır. Eksik üçüncü kişi lehine sözleşmede sözleşme ediminin yerine getirilmesini yalnızca sözleşmenin tarafı olan alacaklı talep edebilir. Üçüncü kişi sadece ifayı kabule yetkilidir. Tam üçüncü kişi lehine sözleşmede ise, hem alacaklı hem de edimin lehine ifası kararlaştırılan üçüncü kişi ifa talebinde bulunabilir. Böylece lehtar üçüncü kişi, tarafı olmadığı sözleşmeden doğan bir alacak hakkı kazanır. Bu hakkın kazanılması için üçüncü kişinin ne rızası ne de bilgisi gerekir. Üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmaması asıldır. Bu durumun aksi ya sözleşmede açıkca kararlaştırılabilir ya da sözleşmenin yorumu yoluyla böyle bir hakkın zımmen kararlaştırıldığı sonucuna varılabilir. Sözleşmenin yorumunda aranacak olan, tarafların ortak niyetidir. Sözleşmenin hangi hallerde tam üçüncü kişi lehine sözleşme olarak yorumlanabileceği konusunda kesin bir ilke benimsemek mümkün gözükmemektedir. Ayrıca taraflar arasındaki menfaat dengesi, tarafların sözleşmenin akdinden sonraki ve özellikle ilgili üçüncü kişiye karşı davranışları da, üçüncü kişiye talep hakkı tanınıp tanınmadığı hususunun belirlenmesinde dikkate alınır. Sözleşmenin yorumundan tarafların ortak niyetinin bu olduğu anlaşılmıyorsa, örf ve adete bakılır. Bazı hallerde teamül gereği üçüncü kişiye doğrudan borçluya başvurma hakkı tanınabilir (Nilson Okutan Gül, Anonim Ortaklıklarda Pay Sahipleri Sözleşmeleri sayfa 307, 308, 309).
Yapılan bu genel açıklamalar ışığında, davacının dava konusu ödemelere ilişkin düzenlemeleri içeren ve tarafı olduğu ve fakat tam üçüncü kişi lehine bir sözleşme olan metne dayanarak üçüncü kişi nam ve hesabına talepte bulunabilmesi mümkün olmayıp, mahkemece davanın, davacının sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekirken davanın esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle re’sen bozulması gerekmiştir.
2) Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda, (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.