YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/596
KARAR NO : 2020/3212
KARAR TARİHİ : 25.06.2020
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 10/03/2016 tarih ve 2004/594-2016/187 sayılı kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 26/02/2019 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … ve asil … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının İktisat Bankası T.A.Ş’nin müşterisi olduğunu, 19.02.2001 ile 14.03.2001 tarihleri arasında O/N işlemleri yaptığını, 9.557.690.864.000.- TL yatırarak İMKB ortalama faiz oranlarının çok üzerinde gecelik faiz verildiğini, bankanın Fon’a devrinden kısa bir süre öncesine rastlayan işlemlerin bankanın müzayakasına dayalı işlemler olup, BK’nun 20’inci maddesi gereğince mutlak butlan ile sakat olduğunu ileri sürerek, 4.379.903.108.945.- TL borçlu olmadıklarının tespitini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının, bankanın Karaköy Şubesi mevduat müşterisi olduğu, 15.03.2001 tarihi itibarıyla hesabında 7.489.340.000.000.- TL parası olduğu, %85 brüt faiziyle birlikte 1 günlük mevduat yapılarak 16.03.2001 tarihinde işleyip hesabına eklenen faiziyle birlikte 7.503.711.325.304.- TL olarak işlem gördüğü, davalının 16.03.2001 tarihli ihtarname ile hesabındaki bu paranın İktisat Bankası Karaköy Şubesi nezdindeki Öznur Kablo Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. hesabına virman yapılarak o hesaptan Fon Bankalarının verdiği en yüksek mevduat faiz oranıyla 3 günlük mevduat yapılmasını istediği, bu işlemin yapılmayarak aynı gün bankaca İMKB faiz ortalaması baz alınarak yapılan bir uygulama ile davalının hesabından 4.371.514.591.630.- TL ve 8.388.517.315.- TL olmak üzere 2 kalemde toplam 4.379.903.108.945.- TL kesilerek hesap bakiyesinin 3.123.808.475.262.- TL’ye düşürüldüğü, davacı bankanın, davalının banka nezdinde mevcut mevduat alacağı kapsamındaki 4.379.903.108.945 TL faiz alacağını, davalının davacı bankanın müzayaka halinde olmasından istifade ederek elde etmekle sözleşmenin gabin nedeniyle kısmi butlanla malul olduğunu öne sürerek davalıya ödemediği, davacının mahsup ettiği ancak bozma ilamında belirtildiği üzere tahakkuk ettirilen (Over Night) faiz oranlarının uyuşmazlık konusu dönemlerde daha sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankalar dışındaki banka ve aracı kuramların bildirdiği repo, ters repo ve O/N faizlerinin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda araştırılarak aşırı olup olmadığı; sözleşmede edimler arasında açık bir dengesizlik (objektif unsur) olup olmadığı, nispetsizlik var ise, bunun bankanın o tarihlerde içerisinde bulunduğu koşullara göre, müzayakadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda (sübjektif unsur), banka kayıtları üzerinde ekonomist, bankacı ve borçlar hukuku konularında uzman bilirkişi kurulunca yapılan inceleme sonunda sunulan 24.04.2015 tarihli raporda ifade edildiği gibi davacı lehine tahakkuk ettirilen akdi faizin günün koşullarına göre fahiş olmadığı, davacı lehine tahakkuk ettirilen 4.379.903.108.945.- TL tutarındaki faiz alacağının davalının rızası dışında davalının mevduat hesabından indiremeyeceği, sonuç olarak davacının 4.379.903.108.945.- TL yönünden borçlu olmadığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalının hesabına tahakkuk ettirilen 0/N (Over Night) faiz alacağının aşırı bölümünün gabin, ahlaka ve hukuka aykırılık nedenleriyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, temyiz incelemesinden geçen çok sayıdaki emsal davalarda alınan bilirkişi kurulu raporlarından bilindiği üzere, İktisat Bankası T.A.Ş.’nin 01.01.2001-14.03.2001 tarihleri arasındaki dönemde birikmiş zararının 1.9 katrilyon TL’na ulaştığı, bankanın müzayaka halinde bulunduğu, banka devir bilançosu ve bağımsız denetçi raporu ile sabit olduğundan, bankanın içinde bulunduğu yüksek likidite ihtiyacı nedeniyle mevduat kaçışını engellemek için yüksek oranda faizler ödediği, mevcut hesapların miktarı ne olursa olsun İktisat Bankası T.A.Ş. tarafından uygulanan faiz oranlarının müzayakadan kaynaklandığı, davalının da bankanın düştüğü müzayaka halinden yarar sağladığı, İktisat Bankası T.A.Ş.’nin TMSF bankaları dışındaki bankaların ve İMKB’nın verdiği faiz oranlarından daha yüksek faiz verdiği, 62 şubesinin bulunduğu ve Fona devir tarihi olan 14.3.2001 itibariyle incelenen bilançosuna göre zarar ettiği, öz kaynaklarının eksiye dönüştüğü, topladığı mevduatları zararla kaybettiği, kriz döneminde toplanan mevduatın yarısının bir günlük vadeli olduğu diğer anlatımla, bu yarının kısa sürede bankadan çıkacak mevduat olduğu, kriz olmasaydı dahi, bankanın kendi imkanları ile büyüme ve gelişme göstermesinin mümkün olmadığı, davalının nakit açığını gidermek için yüksek faizle mevduat toplama yolunu seçtiği tespitlerine yer verilmiştir. Bu durumda, gabinin koşullarının mevcut olmadığı, bankanın uygulayacağı faiz oranlarını bizzat belirleyip umuma ilan ettikten sonra münferit bir müşterisinin gabinine maruz kalamayacağı sonucuna varılmamalıdır.
Hukuk Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenmekte olan 2007/19-63 E, 2007/52 K. numaralı kararında da belirtildiği üzere, İktisat Bankası T.A.Ş.’nin anılan dönemde, hem piyasadan para toplayabilmek ve hem de mevcut hesaplardaki paraların çekilmesini önlemek, günlük ödemelerini karşılamak için, bunlara normalin çok üzerinde faiz uygulamak zorunda kaldığının, başka bir ifadeyle, müzayaka halinde bulunduğunun kabulü zorunludur. Bankanın yönetim ve denetiminin, mali bünyesindeki zaafiyetten dolayı TMSF’na devredilmiş olması da, varılan bu sonucu teyit etmektedir. Yine, basiretli, müdebbir davranmakla yükümlü bulunan davalının 2001 yılı başlarında Ülkemizde yaşanan ve esasen belirtileri daha önce ortaya çıkmış olan ekonomik krizin olası sonuçlarını öngörememiş olabileceğinin, bankanın ve benzeri durumdaki, mevduat hacmi ve şube sayısı düşük, sayıları az ve fakat mevduatları yüksek hesap sahipleriyle çalışan başka bazı bankaların, kamuoyuna açıklıkla yansıdığı için toplumun genelinde dahi bilinen mali durumlarından, nakit sıkıntılarından haberdar bulunamayabileceğinin kabulü mümkün değildir. Davalının, buna rağmen uyuşmazlık konusu dönemde mevduat hesabında önemli miktarda para bulundurmasının, banka mevduatlarının sınırsız olarak Devlet güvencesi altında bulunmasından ve bankanın da nakit para sıkıntısı çekmesinden, müzayaka halinde olmasından yararlanmak suretiyle, fahiş oranlarda faiz geliri elde etme amacına yönelik bulunduğu kabul edilmelidir. İktisat Bankası T.A.Ş.’nin mali açıdan zorluk yaşamasının, nakit para sıkıntısı içine düşmesinin, müzayaka haline girmesinin kısmen kendi zaaflarından ve yönetimindeki basiretsizliklerden kaynaklanmış olması, başka bir ifadeyle, müzayaka halinin oluşmasında kendi kusurunun da bulunması, davalının bu durumdan yararlanma isteğini hukuken meşru ve haklı kılamaz. Faiz, sermayenin ondan mahrum kalınan süredeki getirisidir ve faiz oranının belirlenmesinde, o andaki ekonomik koşullar önemli bir rol oynar. Ülkedeki aynı ekonomik koşulları yaşayan diğer bazı bankaların ve aracı kurumların, nakit para sıkıntısı içerisinde olmadıkları için daha düşük oranlarda faiz uygulamak suretiyle faaliyetlerini sürdürebildikleri bir dönemde, İktisat Bankası T.A.Ş.’nin nakit para sıkıntısından dolayı, davalıya sermayenin mahrum kalınan normal getirisinin çok üzerinde, fahiş oranlarda faiz vermek zorunda kalması, genel ekonomik koşullardan daha çok, kendisinin özel durumundan, daha açık bir ifadeyle müzayaka halinden kaynaklanan bir sonuç olarak kabul edilmelidir.
Medeni Kanun’un 2. maddesi uyarınca, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüst davranmak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzenince korunmaz.
O halde mahkemece, gabinin objektif ve subjektif unsurlarının gerçekleştiği dikkate alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yukarıda açıklanan esaslara ve tespitlere uymayan bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin ücret-i vekalete yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 25/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.