Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/632 E. 2020/4721 K. 04.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/632
KARAR NO : 2020/4721
KARAR TARİHİ : 04.11.2020

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.06.2018 tarih ve 2018/148 E. – 2018/615 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine , istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 21.11.2019 tarih ve 2018/1467 E- 2019/1485 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin sigortalısına ait emtia davalı tarafından taşındığı sırada bir kabın kaybolduğunu, müvekkilince sigortalısına 60.973,55-TL(19,054,83 EUR) hasar bedeli ödendiğini, davalı taşıyana 05.11.2015 tarihli rücu yazısı ile müracaat edildiğini, herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek 19.054,83 EURO’nun ödeme tarihindeki efektif satış karşılığı olan 60.973,55 TL alacağın ödeme tarihi olan 26.10.2015’ten işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı … şirketinin sigortalısına sınırlı sorumluluk hükümleri nazara alınarak 5.612,12 Euro’nun yatırıldığını, dolayısıyla sigoratacının halefiyeti hak kazanabileceği bir alacağın bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davalı taşıyıcının teslim aldığı emtiayı sözleşmede belirtilen şekli ile teslim ettiğini kanıtlayamaması nedeniyle taşıyıcı sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu olup, bu sorumluluğu Montreal Konvansiyonun 22/3 gereğince kg başına 19 SDR ile sınırlı olduğu, 235 kg bir adet kargonun kayıp olduğu, davalı taşıyıcının 4.465 SDR üst limit sorumluluğunun bulunduğu, davacı … şirketince 19.054,83 Euro hasar bedelinin dava dışı sigortalı Bosch AŞ.’ye ödenerek 26.10.2015 tarihli ibraname/temlikname alındığı, dolayısıyla somut uyuşmazlıkta halefiyet gerçekleştiği, dava dışı sigortalı tarafından davacı … şirketinden zararın tamamının tahsil edilmesinden sonra aynı hasar için davalıdan 04.12.2015 tarihinde 5.612,12 Euro’nun tahsil edildiğinin anlaşıldığı, 04.12.2015 tarihinde 4.465 SDR’nin karşılığının 5.688.85 Euro olduğu, sigortacı davacının halefiyet hakkı doğduktan sonra sigortalıya yapılan ödemenin etkisinin değerlendirilmesi gerektiği, TTK 1472 uyarınca sigortacının halefiyet hakkının düzenlendiği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise sigortalının, sigortacının hakkını ihlal edici şekilde davranması halinde sigortacıya karşı sorumlu olacağının düzenlendiği, bu sorumluluğun sigorta sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle zarar verene yüklenemeyeceği, zarar veren taşıyıcının iyiniyetle yaptığı ödemenin TBK 186 uyarınca da borcu sonlandıracağı, TBK 186 ve TTK 1472/2 hükümlerinin birlikte değerlendirildiğinde sigortalının halefiyet hakkı doğmuş olmasına rağmen zarar verene bir bildirim yapılmamış olması karşısında sigortalıya yapılan ödemenin geçerli bir ödeme olarak kabulü gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi ile aynı gerekçe ile davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığı olmasına ve davacı tarafın davalının kötüniyetinin varlığını ispatlayamamış olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04.11.2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davacı sigortacının emtia nakliyat sigorta poliçesine dayalı olarak sigortalısına yaptığı ödeme nedeniyle kazandığı halefiyet hakkına dayalı olarak zarar sorumlusuna vaki rücuen tazminat isteminden ibaret olup yasal dayanağı TTK’nın 1472. maddesidir.
Somut olayda, davacı sigortacı, davalı yanca gerçekleştirilen havayolu taşıma sözleşmesine dayalı olarak gerçekleştirilen taşıma sırasında emtianın bir kısmının kaybolması nedeniyle sigortalısına ödeme yapmış ve yukarda anılan yasa hükmü uyarınca kanundan kaynaklanan halefiyet hakkına dayalı olarak davalı taşıyıcıya karşı işbu tazminat davasını açmıştır. Davalı yan savunmasında, sigortalıya ödeme yaptığını ve bu nedenle davacının halefiyete dayalı bir hak talep edemeyeceğini savunmuştur. Dosya kapsamı uyarınca, davalının davadışı sigortalıya yaptığı ödemenin davacı sigortacının yaptığı ödemeden sonraki bir tarihte gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Şu halde, uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle, sigortalının sigortacının tazminat ödemesinden sonra yapacağı fiil ve işlemlerle sigortacının halefiyetini engellemesi gibi bir durumun söz konusu olup olmadığına bakılmalıdır. Sigortacının yaptığı ödeme anından itibaren, ödenen tutara ilişkin olarak her türlü dava hakkı kanunen sigorta şirketine intikal edeceğinden sigortalının bu hak üzerinde tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, tazminatı aldıktan sonra sigortalının, zarar veren üçüncü kişiden tazminat alması ve hatta zarar sorumlusunu ibra işlemi kendisi üzerinde kalmayan bir hakka dayalı ve bu nedenle geçersiz olup, hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Sigortacı, tazminatı ödemekle sigortalının haklarını devralmış olur ve bu andan itibaren bu hak üzerinde tasarruf yetkisi sadece sigorta şirketine aittir, sigortalı tarafından yapılan ibra işlemi dahi sigortacının zarar verene başvuru hakkını ortadan kaldırmaz. Bu anlamda, TTK’nın 1472/2. maddesinde düzenlenen halin, kural olarak, sigortalının, sigortacının halefiyet hakkını elde etmesinden, bir diğer söyleyişle, sigortacının sigortalıya ödeme yapmasından önceki fiil ve hareketleri ile ilgili olduğunu söylemek mümkündür.
Ancak, bu noktada, sigortalıya durumu bilmeksizin iyiniyetle ödemede bulunan zarar sorumlusunun da korunması gerekir. Nitekim, TBK’nın 185. maddesi delaletiyle olaya uygulanabilecek bulunan 186. maddesine göre, alacağın temlikinden habersiz olarak önceki alacaklıya iyiniyetle ödemede bulunan borçlu sorumluluktan kurtulur. Bu hükmün, sigorta ilişkisinde de geçerli sayılması ve sigorta ilişkisinin varlığından habersiz olarak sigortalıya verdiği zararı karşılayan kişinin iyiniyetle yaptığı bu ödemenin geçerli sayılması mümkündür. Bu durumda, sigortacının rücu hakkının ihlali nedeniyle sigortalıya başvurarak uğradığı zararın tazminini istemesi gerekir. Bu çözüm şekli, mal sigortalarında geçerli olan zenginleşme yasağına da uygun düşmekte ve sigortalının bir yandan sigorta şirketinden tazminat alırken, diğer yandan zarar veren kişiden zararını karşılamak suretiyle sebepsiz zenginleşme sağlaması da engellenmiş olmaktadır. Ancak, bu durumda, sigortalıya ödemede bulunan zarar sorumlusunun iyiniyetli olup olmadığına bakmak ve buna göre sigorta şirketinin rücu hakkının sona erip ermediği hususunda bir karar vermek gerekir. Sigortacının rücu hakkının bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği halde, sigortalıya ödemede bulunan zarar sorumlusu iyiniyetli sayılamayacağından, sigorta şirketinin bu kişiye karşı dava açma hakkının mevcut olduğunun kabulü gerekir. Bir başka söyleyişle zarar sorumlusunun bu halde yaptığı ödemenin “kötü ödeme” olarak adlandırılması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalının uluslararası taşımada taşıyıcı konumunda bulunduğu, bu taşımaya ilişkin olarak düzenlenen evrak içerisinde taşımanın uluslar arası niteliği, güzergah ülkelerin gümrük ve taşıma mevzuatının gerektirmesi nedeniyle Varşova Sözleşmesinin 16. maddesi dairesinde emtianın taşıma rizikolarına karşı sigortalandığına ilişkin poliçenin de yer almasının tabii ve hatta bir zorunluluk olarak ortaya çıktığı, bu durumda davalı taşıyıcının taşıdığı emtianın taşıma rizikolarına karşı sigortalandığını bilmediğinden, bir başka söyleyişle sigorta ilişkisinden haberdar olmadığından söz edilemeyeceği, keza dava dilekçesine ekli olarak sunulan ve davalı yanca kendilerine ulaşmadığı yolunda bir savunma ileri sürülmeyen rücu mektubu da gözetildiğinde, davalı taşıyıcının sigortalıya ödeme yapmazdan önce sigorta ilişkisini ve sigortacının ödeme yaptığını bildiğini, en azından bilmesi gerektiğini kabul etmek gerekir. Bu durumda davalı taşıyıcının yaptığı ödeme bakımından az yukarda açıklanan ilkeler çerçevesinde iyiniyetli olmadığı, sigortalıya yaptığı ödemenin kötü ödeme niteliğinde olup davacı sigortacının dava hakkına herhangi bir etkisi bulunmamamaktadır.
Tüm bu nedenlerle, mahkeme kararının bozulması düşüncesinde olduğumuzdan Daire çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılamıyoruz.