Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/8457 E. 2022/5945 K. 15.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8457
KARAR NO : 2022/5945
KARAR TARİHİ : 15.09.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28.11.2019 tarih ve 2017/483 E. – 2019/1051 K. sayılı kararın davacı vekili ve feri müdahiller vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 08.10.2020 tarih ve 2020/1035 E. – 2020/1048 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve feri müdahiller vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 13.09.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan fer’i müdahiller vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili şirketin %75 hissesine sahip hakim ortağı olduğunu, davalının söz konusu hisseleri eski ortaklardan devralmak suretiyle ortak olduğunu, eski ortaklar ile davalının şirket hisselerinin satın alınması, hisse bedellerinin ne şekilde ödeneceği konusunda anlaştıklarını, davalının satın aldığı hisse bedellerinin bir kısmının ödenmesi için müvekkili şirket üzerinden kredi kullandığını ve kullanılan kredi ile hisse bedellerinin davalı adına ödendiğini, kullanılan kredinin geri ödemesi için davalının müvekkili şirkete havale gönderdiğini ve müvekkili şirketin de davalıdan alınan bu havaleleri, davalının borcu için kredi kullanılan bankaya ödediğini ancak davalının bu amaçla gönderdiği paraları müvekkili şirketten talep ettiğini, müvekkili şirketin eski hissedarları olan …, …, …, … ve …’ye davalı şirketin ödemesi gereken bakiye satış bedelinin ödenmesi için Oyak Bank’tan müvekkili şirkete kullandırılan kredinin geri ödenmesi ile ilgili olarak, yine müvekkili şirkete imzalattırılan ve 20.02.2007 tarih 69-16 sayılı, 08.05.2008 tarih 153-20 sayılı, 24.04.2009 tarih 59-15 sayılı, 31.03.2010 tarih 97-15 sayılı, 09.03.2011 tarih 203-17 sayılı sözleşmelerden dolayı ana para, faiz, vergi, harç, gecikme cezası, cezai şart ve sair ferileri de dahil olmak üzere müvekkili şirketin davalı şirkete hiçbir borcunun bulunmadığını iddia ederek şirket kayıtlarının doğruluğunun tespitine, müvekkili şirketin davalı şirkete var ise vaki ödemelerinin tespiti ve istirdadı ile ilgili dava ve talep haklarının saklı tutulmasına, ayrıca terditli olarak taleplerinin saklı kalması ve kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bu taleplerinin kabul edilmemesi varsayımında bu sefer de sözkonusu bedellerin geri ödenmesi talebinin zamanaşımına uğradığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacı şirketin huzurdaki davayı ikamet etme iradesinin olmadığını, bu hususta davacı şirketin yetkili organları tarafından alınmış bir karar ya da davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerin dava açılmasına ilişkin onaylarının bulunmadığını, davacı şirket vekilinin mahkemece verilen 2 haftalık kesin süre içerisinde bu konuda dayanak yetki belgesini sunamadığını, bu sebeple davanın açılmamış sayılmasına veya davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki finansal yardım sözleşmelerinde yer alan yetki anlaşmasının yanı sıra, ticari merkezi Kazakistan’da bulunan müvekkili şirkete karşı huzurdaki davanın Ülkemiz Mahkemeleri’nde açılmasının mümkün olmayacağını, taraflar arasında yetki anlaşması bulunduğunu, bu nedenle yetkili mahkemenin Kazakistan mahkemeleri olduğunu, yine huzurdaki davanın açıldığı tarihte dava konusu hakkında Kazakistan Cumhuriyeti Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi nezdinde müvekkili şirket tarafından davacı şirkete karşı açılmış alacak davasının derdest olduğunu, bu nedenle derdestlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiğini, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından 10.05.2017 tarihinde karar verildiğini, bu kararın kesin hüküm teşkil edeceğini, davacı şirketin terditli olarak zamanaşımı tespiti talebinde bulunmasında hukuki yararının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, davalı yanın yetki itirazının reddine karar verildiği, davacı şirketin A ve B grubu yönetim kurulu üyelerinin birlikte atacakları imza ile temsil edildiği, huzurdaki davanın açılmasına davanın açılması tarihi itibariyle A grubu yönetim kurulu üyelerinin tamamının davanın açılmasına ilişkin rıza, muvafakat ve talimatlarının bulunmadığı, davacı vekilinin vekaletnamesinin halihazırda A ve B grubu yönetim kurulu üyeleri arasındaki anlaşmazlık ve birlikte imza şartının gerçekleşmemesi nedeniyle azledilemediği, A grubu yönetim kurulu üyelerinin tamamının davanın açılmasına ilişkin rıza, muvafakat ve talimatlarının olmaması nedeniyle taraf ve dava ehliyeti ile vekalet ehliyetine ilişkin dava şartının somut olayda bulunmadığı gerekçesi ile davanın HMK’nın114/1-f, d bentleri ile aynı Yasa’nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve feri müdahiller vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın muarazanın meni, şirket kayıtlarının doğru olduğunun tespiti, borçlu olunmadığının tespiti ve var ise fazla ödemelerin istirdadı, olmadığı takdirde davalıya yapılması gereken ödemelerin zamanaşımına uğradığının tespiti istemine ilişkin olduğu, davacı şirket ana sözleşmesine göre yönetim kurulunun 5 kişiden oluştuğu, bu yönetim kurulu üyelerinin 3’ünün (A) grubu hissedarlar tarafından, 2’sinin (B) grubu hissedarlar tarafından seçildiği, (Ana sözleşme 11. madde), yine ana sözleşmenin 13. maddesine göre “50.000 USD karşılığı TL değerindeki veya üzerindeki ihtilaflar hakkında her hangi bir yasal takibatın veya alternatif ihtilaf çözümünün şirket tarafından başlatılması veya uzlaşılması” için A grubu imza yetkililerinden herhangi birisi ile B grubu imza yetkililerinden her hangi birinin şirket kaşesi altında atacakları müşterek imzaları ile şirketi temsil edeceğinin kararlaştırıldığı, şirket ana sözleşmesine göre şirketin belirli bir miktarın üzerinde hakları yönünden davalarda temsil edilebilmesi (dava açabilmesi) için A grubu imza yetkililerinden herhangi biri ile B grubu imza yetkililerinden her hangi birinin müşterek imzaları gerektiği, dosya içine sunulan belgeden davacı şirketin A grubu imza yetkililerinin tamamının işbu davanın açılmasına onay vermediklerini belirttikleri, buna göre davacı şirketin davada kanuni temsilcileri aracılığı ile temsilinin söz konusu olmadığı, kanuni temsil yetkisi eksikliği ortaya çıkmış olup şirket A grubu yetkililerinin beyanı doğrultusunda bu eksikliğin giderilmesine de olanak bulunmadığı, A grubu imza yetkilileri tarafından işbu davanın açılması için davacı şirket vekiline verilmiş bir talimat bulunmadığından (talimat geri alındığından) vekilin genel vekaletnamesinin bulunmasının bu davayı açarak devam ettirmesine olanak tanımadığı, davacı şirketin davada temsili şartları oluşmadığından (kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması) ve dava açan vekilin dava takip yetkisi kalmadığından bunların tamamlanması da mümkün olmadığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı ve feri müdahillerin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine, karar verilmiştir.
Karar, davacı ve feri müdahiller vekillerince temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının ve feri müdahiller vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı ve fer’i müdahilden alınarak, davalıya verilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 82,50 TL harcın temyiz eden fer’i müdahillere iadesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,15/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.