YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4033
KARAR NO : 2022/7628
KARAR TARİHİ : 01.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21.06.2017 tarih ve 2016/537 E.- 2017/628 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi’nce verilen 18.03.2021 tarih ve 2020/265 E. – 2021/289 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin kanuna ve kurallara göre yayın yapan televizyon kuruluşu olduğunu, davacı şirket ile davalı arasında 16/05/2014 tarihinde davacı şirketlerin bünyesinde bulunan kanalların yayınlarının davalı şirketin sahibi olduğu dijital platformu aracılığı ile müşterilerine ulaştırılmasını konu edinen bir sözleşme imzalandığını, davalının tek taraflı olarak yayını durdurduğunu ve sözleşmeyi fesih ettiğini ileri sürerek davalının feshinin geçersizliğinin tespitine, davalının sözleşme gereğince edimini aynen ifasına, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle oluşan maddi zararlarının tazmini için şimdilik 4.000,00 TL’nin 8/10/2015 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafın kanalının davalı şirketin platformundan çıkarılma nedenini adeta davalı şirketin keyfi bir uygulaması gibi göstermeye çalıştığını ve bu şekilde de haksız ve hukuka aykırı şekilde davalı şirkete sorumluluk ihdas ederek mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 07/10/2015 tarih ve 2014/37666 soruşturma sayılı yazısı uyarınca, içerik bukelerinde yayın yapan Samanyolu TV kanalının platformlarından çıkartılması zaruretinin hasıl olduğunu, savcılık yazısı üzerine diğer platform işletmecilerinin de anılan kanalı platformlarından çıkardıklarını, bahse konu kanalın Turksat uydusundan da çıkartıldığını, davalı şirketin, sözleşme yapma serbestisi ilkesi uyarınca TV kanalları ile sözleşme yapıp yapmama hürriyetine sahip olduğunu, dava konusu olay hakkında RTÜK tarafından verilmiş aksi yönde bir karar/ görüş söz konusu olmadığını, davalı şirketin, davacının hukuka aykırı yayınları sebebi ile Anayasa ilgili yasa hükümlerini ihlal ettiğini, davacının alacak talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının hukuka aykırı yayınları nedeni ile platformlarından çıkartılması neticesinde, davalı şirketin büyük ölçüde maddi ve manevi zararlara uğradığını ve şirketin marka değerinin de zarara uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ nın Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 07/10/2015 tarih, 2014/37666 soruşturma sayılı yazısı uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin fesih edildiği, gerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, gerekse davacı şirkete el konulan ve ticaret sicil kaydının re’ sen terkinine karar verilen 668 ve 670 sayılı KHK ‘da belirtildiği üzere, kapatılan davacı şirketin, terör örgütü olan yapının amacına hizmet etmek kastı ile devleti ve siyasi iktidarı hedef alan yayınlar yapmak suretiyle anayasa hükümlerini ihlal etmiş olduğu, bu itibarla sözleşmenin fesih edilmesinin haklı gerekçeye dayandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı yönünden sözleşmeyi sürdürme iradesinin kendisinden beklenemeyeceği, yazının sözleşmenin feshi yönünde haklı fesih sebebi teşkil ettiği, her ne kadar sözleşmenin fesih edildiği tarih itibariyle hukuki durum itibari ile mahkeme gerekçesi yerinde görülmemiş ise de, sözleşmenin fesih edildiği tarih itibariyle Savcılık yazısı birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin feshedilmesinde haksız bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 01/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.