YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5517
KARAR NO : 2021/6585
KARAR TARİHİ : 25.11.2021
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20.12.2012 tarih ve 2010/169 E. – 2012/473 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla,
dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı… tarafından davacıya yönelik iki adet kambiyo senedine dayalı takip başlatıldığını, ancak takibe konu iki adet bonoda, TTK 321 maddesi gereğince temsile yetkili iki kişinin imzasının olmadığını, davalı …’un tek başına davacı şirket adına bonoyu imzalayamayacağını, buna ilişkin özel yetkisinin olmadığını, ayrıca temsilcinin kendisiyle sözleşme yapma yasağına aykırı davranıldığını, ticari kayıtlarında böyle bir işlemin bulunmadığını, davalı … ile … arasında yapılan 15.01.2008 tarihli sözleşmenin davalı …’un şahsi işiyle ilgili olduğunu, davacı şirketle bir ilgisinin olmadığını, bonolarda davacı şirketin kaşesinin de bulunmadığını, bu nedenle davacı şirketin Antalya 7. İcra Müdürlüğü’nün 2009/3758 esas sayılı takip dosyası ve takip dosyasına konu bonolardan ve sözleşmeden kaynaklanan borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı …, davalı …’un çek borçlusu olduğunu, bu kişiyle aynı tarafta olmasının usulen mümkün olmadığını, ayrıca takibe konu iki adet bonoyu …’un davacı şirketin yönetim kurulu başkanlığı yaptığı zamanda yetkili olarak imzaladığını, davalı …’nin bu yetkisinin esas sözleşmede bulunduğunu, şirketin faaliyetlerinden kaynaklanan borçlara ilişkin olarak bu bonoların verildiğini, hatta 18.000 TL’sinin de ödendiğini, bonoların geçerli olduğu ve illeten mücerret olduğunu, davalı …’un borçlarının teminatı olmak üzere, babasının evi üzerine ipotek konulduğunu, kendisinin bu taşınmazı satın almak için Ankara 18 İcra Müdürlüğü’nün 2006/1023 esas sayılı takip dosyasındaki …’un borcunu temlik aldığını ve borcu ödeyerek alacaklı bankanın yerine halef olduğunu, ancak Sezai’nin bu taşınmazı 3. kişiye sattığını, bu nedenle evin borcu için ödenen para nedeniyle takip konusu bonoların verildiğini, bonoların verilmesi ile Sezai ile yapılan anlaşma gereği, banka yerine devraldığı alacak hakkını şirkete devrettiğini, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini belirterek davanın reddi ile %40 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı …, cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davaya konu her iki bonoda davalı …’un kendi adına ve davacı şirketi temsilen atmış olduğu imzaların bulunduğu, bono tanzim tarihi olan 15.01.2008 tarihinde …’un şirketi tek başına temsile yetkili olduğu ve bonoların geçerli olduğu, şirket temsilcisinin şahsen ve temsil ettiği şirketi borçlu gösteren bono düzenlemesinde yasal bir engel bulunmadığı, davada ispat yükünün davacı tarafa ait olduğu ve bonoların geçerli olduğu, ayrıca tedbir kararının infaz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine, davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, iki adet bono nedeniyle davacı şirketin borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Dava konusu senetlerin, davalı … tarafından davalı … lehine düzenlendiği tarihte davalı …’nin asıl borçlu, keşidecinin yetkilisi olduğu şirketin avalist olarak gösterildiği, son hamilin ise davalı… olduğu bonolardır. Davalı …, aval ve keşide tarihinde şirketi temsile yetkili ise de, kendisinin keşideci olduğu bonolarda, davacı şirketi avalist olarak göstermesi, davacı şirket yönünden temsil yetkisinin kötüye kullanılması olup, bu nedenle aval işlemi geçersiz olmakla, davacı şirketin dava konusu bonolardan dolayı borçlu olmadığı anlaşılmaktadır.
Temsilcinin izinsiz olarak yaptığı işlem sakat bir işlemdir. Bu işlem temsil olunanı bağlamaz. Özenli bir temsilci, iyiniyet ve sadakat borcu gereği, temsil ettiği şirketin çıkarına aykırı olarak bir işlem yaparsa bu işlem kural olarak temsil görevinin dışında kalır ( Doç. Dr. Erol Ulusoy, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara, 2005, S: 67-78-228 ). Bu nedenle mahkemece, davalı … ve davalı …’a yönelik davaların, davalı keşidecinin, dava konusu bonoları, şirket yetkilisi olduğu dönemde keşide etmesi ve şirket adına attığı aval imzasının, TTK 626. ve 629. maddeleri çerçevesinde müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde yetkinin kötüye kullanılması üzerinde durulup, temsilciye verilmiş bir iznin olup olmadığı hususu da değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davalı…’ye yönelik açılan davanın ise, bu davalının bonoların son hamili olduğu ve TTK’nın 778. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun’un 687. maddesinde hükmolunan, hamilin bonoları iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmesi durumunun mevcut olup olmadığının irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25/11/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1- Dava, aval nedeniyle iki adet bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Somut olayda, davaya konu her iki senedin de, davalı …’nin hem keşide eden asıl borçlu, hem de davacı şirketi temsilen aval veren sıfatıyla imzalayarak, lehtar olan davalı …’e, onun da ciro yoluyla hamil Hüseyin’e devrettiği, senedin tanzim tarihi itibariyle Sezai’inin davacı şirketi tek başına temsil yetkisine sahip olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
2- Mahkemece, her iki bononun da geçerli olduğu, Sezai’nin şirketi tek başına temsil yetkisinin bulunması nedeniyle şirket adına senedi imzalamasına yasal bir engel bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar Daire çoğunluğu tarafından bozulmuştur.
3- Anonim şirketlerde şirketi temsil yetkisi bulunan kişilerin olaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK’nın, 321.maddesi uyarınca, şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler. Anonim şirketin her türlü idaresi şirket yöneticilerine aittir. Anonim şirketlerde temsil yetkisinin kısıtlanabilmesi ancak sınırlı hallerde (miktar, merkez/şube) mümkün olup, bunun için genel kurulda bu yönde karar alınması ve esas sözleşmede değişiklik yapılması gerekir. Kısıtlama yapılmış olsa bile bu karar iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Şirketi temsilen yapılan iş ve işlemler her halükarda geçerli olup, iç ilişkide temsil yetkisinin sınırlandırılmış olması üçüncü kişilerin şirkete müracaat etmelerine engel değildir.
4- Şirketi temsile yetkili olanlar şirketi üçüncü kişilere karşı borçlandırabilecekleri gibi üçüncü kişiler lehine kefalet ve aval vermelerine de bir mani bulunmamaktadır.
5- Somut olayda Daire çoğunluğunca, davalı anonim şirket yöneticisi Sezai’nin aleyhine açılan menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuş ise de, şirket temsilcisi Sezai ile davacı şirket arasında bir borç ilişkisi bulunmamaktadır. Her ne kadar aval keşidecinin lehine verilse de, aval; aval veren ile hamil arasında, senet borçluları (önceki ciranta ve keşideci) dışında, senede konu borcun hamile ödenmesini garanti eden ayrı ve bağımsız bir sözleşme (garanti sözleşmesi) niteliğindedir. Bu anlamda, Sezai’nin davaya konu senetler nedeniyle senette aval veren konumunda olan davacı şirkete borç çıkarması, senet bedelini ödemesi nedeniyle ona rücusu veya müracaatı söz konusu olmadığından Sezai hakkında menfi tespit isteminin reddine karar verilmesi yerindedir. Temsil yetkisinin istismarı olsa olsa, yöneticinin haklı sebeple azli ve sorumluluk davasına konu olur.
Yönetici aleyhine sorumluluk davası açabilmek için her şeyden önce şirketin bir zarara uğraması, yani temsil yetkisinin kötüye kullanılması nedeniyle gereksiz yere üçüncü kişilere bir ödemede bulunması gerekir. Ayrıca yöneticiye karşı sorumluluk davası açabilmek için 6762 sayılı TTK’nın 341. maddesi uyarınca, şirket genel kurulundan bu yönde bir karar alınması dava şartıdır.
6- Daire çoğunluğunca, senet lehtarı … yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kabul edilmiş ise de, bu görüşe de iştirak etmiyorum. Şöyle ki; TTK’nın 614.maddesi uyarınca, aval veren, kimin için taahhüt altına girmişse onun gibi sorumlu tutulacaktır. Bu bağlamda, davacı şirket senette aval veren vasfında olduğundan, senedi tanzim eden Sezai gibi davalı …’e karşı sorumludur.
Her şeyden önce temsil yetkisinin kötüye kullanıldığı iddiası üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Ancak temsil yetkisinin genel kurul kararına veya esas sözleşmeye aykırı olması halinde iyi niyetli olmayan kişilere karşı ileri sürülebilir. Oysa somut olayda şirketi temsile yetkili Sezai’nin temsil yetkisinin tahdit edilmesi söz konusu değildir.
Kaldı ki, TMK’nın 3. maddesi uyarınca, kanunun iyi niyete sonuç bağladığı hallerde aslolan iyi niyetin varlığıdır. Şirketi tek başına temsile yetkili kişinin, kendi lehine senet lehtarına karşı aval vermesinde hukuki bir engel bulunmadığı gibi, aval alacaklısı lehtarın temsilci ile şirket arasındaki iç ilişkiyi bilmesi gerekmez ve tek başına bu olgu o kişilerin kötü niyetli olduğunu göstermez.
7- Mülga 6762 sayılı TTK’nın 737 (6102 sayılı TTK’nın 825) maddesi uyarınca, borçlu, emre yazılı bir senetten doğan alacağa karşı ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senet metninden anlaşılan def’ilerle alacaklı kim ise ona karşı, şahsen haiz bulunduğu def’ileri ileri sürebilir. Borçlu ile önceki hamillerden biri veya senedi düzenleyen kişi arasında doğrudan doğruya varolan ilişkilere dayanan def’ilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması halinde caizdir. Aval veren, keşidecinin ileri süremeyeceği bir def’iyi ileri süremez.
Somut olayda, kambiyo ilişkisinde gerek lehtarın, gerekse senet hamiline karşı ileri sürülebilecek senet metni kaynaklı bir def’i söz konusu olmayıp, aslolan iyi niyetin varlığı olduğuna göre, senedin iktisabı sırasında lehtarın ve hamilin bilerek borçlunun zararına hareket ettiklerinin ispatı gerekmekte olup, böyle bir ispat söz konusu olmadığından, yerel mahkemece davanın reddi yönünden verilen kararı sonucu itibariyle doğru bulduğumdan her üç davalı yönünden de ret kararını bozan Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.