Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/6239 E. 2021/7188 K. 16.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6239
KARAR NO : 2021/7188
KARAR TARİHİ : 16.12.2021

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23.09.2020 tarih ve 2016/1259 E. – 2020/448 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 24.06.2021 tarih ve 2021/392 E. – 2021/958 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanunun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı üçüncü şahıs konumunda bulunan…Teknik ve Sosyal Hizmetler Sanayi Ticaret Ltd. Şti.’nin ortağı olduğunu, şirketin ana faaliyet konusunun “insan kaynakları ve iş gücü desteği” olduğunu, şirketin, sanayi kuruluşlarının ürettikleri mamül, yarı mamül ve benzeri malzemeyi üretim yerlerine, üretim yerinden tüketiciye ulaştıracak tüm aşamalarda ambalajlama, taşıma, yükleme, boşaltma ve depolama işlerinde çalışan işçileri istihdam ettiklerini, şirketin iş hacminin genişlemesi üzerine Koç Holding bünyesinde bulunan bir kısım sanayi ve hizmet tesislerine işgücü destek hizmeti sağlayan üçüncü şahıs… Merkezi Hizmetler ve Ticaret A.Ş ile ticari faaliyete başladığını, anılan firmanın koordinatörlüğünde Koç Holding fabrika ve tesislerine işgücü destek hizmeti sağladığını, gelişen süreçte şirketin doğrudan Koç Holding firmalarına verdiği işgücü destek hizmetlerini düzenleyen sözleşmenin 31 Mart 2010 tarihinde sona erdiğini, fakat işlerin devamlılığı nedeniyle mevcut sözleşmenin 2’şer ve 3’er aylık dönemler halinde 2010 yılı sonuna kadar devam ettiğini, Koç grubunun firmalarla sözleşme yapabilmek için üstlenilen işin teminatını teşkil etmek üzere banka teminat mektubu istediğini, bu aşamada anılan sözleşmeler “2010 yılı içerisinde fesh edildiğinden” kısa süreli bir maddi sıkıntı yaşandığını ve teminat mektuplarının temininin zorlaştığını, bunun üzerine davalılardan …’nın eşi diğer davalı … ile görüşüldüğünü, anılan şahsın banka ilişkileri nedeniyle teminat mektubu sorununu çözebileceğini söylediğini, bunun için “eşi olan davalı …’nın şirkete ortak edilmesi ve kendisine de içeriğini kendisinin belirleyeceği bir vekaletname verilmesini” istediğini, mutabakat neticesinde o tarihte şirketin büyük ortağı olan…’ün 16800 adet hissesini 700.000.- TL karşılığında davalı …’ya satış sözleşmesiyle devrettiğini ve yine aynı ortaklar kurulu kararı ile…, … ve …’nın şirketi temsiline karar verildiğini, hisse devrinden sonra davalı …’nın eşi olan davalı …’ya Kartal 3. Noterliği’nin 15 Şubat 2011 tarih ve 8362 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile şirketi her anlamda temsil ve ilzama imkan verecek vekaletname verildiğini, ancak verilmiş olan bu vekaletnamenin davalılarca şirket aleyhine kullanıldığını ve anılan vekaletname kullanılarak şirketin içini boşaltmaya yönelik eylemlerin gerçekleştiğini ileri sürerek, davalı …’ya verilen Kartal 3. Noterliği’nin 15 Şubat 2011 tarih ve 8362 numaralı vekaletnamesinin kullanımının dava sonuna kadar tedbiren durdurulmasını, mahkeme aksi kanaatte ise en azından vekaletnamede yer alan şirket adına ödeme yapma, tahsilat yapma, şirketi borçlandırma, kambiyo senedi tanzim etme, kambiyo taahhüdü altına girme gibi tüm parasal yetkilerin kullanılmaması yönünde tedbir kararı verilmesini, vekâletnamedeki yetkilerin tamamı suiistimal edildiğinden tüm tazminat hakları saklı kalmak şartı ile davalı …’nın vekillikten azlini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, huzurdaki davanın … Teknik Ltd. Şti.’nin ortaklar kurulu tarafından imza sirküleri ile yetkilendirilmiş olan vekilin azli istemli olduğunu, ancak vekilin azli istemi ile dava açılmasının mümkün olmadığını, azli istenen …’nın şirket müdürü değil şirketin vekili olduğunu, ayrıca limited şirketin imza sirküleri ile yetkilendirilmiş olan vekilinin azli hususunda dava açılabileceği kabul edilse bile, bunu şirket tüzel kişiliğinin talep etmesi gerektiğini, bunun yanında, huzurdaki talebin sadece ticari vekilin azledilmesi ise de şirketin diğer ortağı … aleyhine hiçbir talepte bulunulmadığını, bu nedenle davalı …’nın pasif husumet ehliyeti olmadığını, dava dışı…Ltd.’nin Koç grubu içinde yer alan… A.Ş’ye karşı açmış olduğu dava lehe sonuçlanınca, ilâmın takibe konulduğunu, icra dosyasına yapılan ödemenin o günkü şirket avukatının hesabına geçtiğini, icra dosyasından reddiyatla alacaklı …’e gönderilen bedelin, davacının dilekçesinde gösterilen bedel olmadığını, bu bedelden tahsil harcı ve cezaevi harcı kesildiğini, kalan tutarın alacaklıya ödendiğini, davacının bunu bilmesine rağmen kasten mahkemeyi aldattığını, söz konusu paranın şirket avukatının hesabına geçmesinden sonra…’e avans ödemesi olarak 590.000.- TL, …’ye ise toplam 300.000.- TL avans ödemesi yapıldığını, davacının sırf tedbir almak için dürüst davranma yükümlülüğünü ihlal ettiğini, vergi dairesine 100.878,90 TL ödendiğini, bu ödemelerin şirket avukatının hesabından yapıldığını, davacının kendi rızası ve imzası ile şirkete vekil olarak atadığı bir vekilin yıllar önceki işlemleri hakkında asılsız beyanlarda bulunmasının kötü niyetten başka bir şekilde yorumlanamayacağını, davacı ve diğer ortağın şirkete borçlu olduklarını, şirket kayıtları incelendiğinde kendilerinin şirkete olan borçlarından kurtulmak için eldeki iddiaları dile getirdiklerini ileri sürerek, şirketin işlemesini engeller hale gelen tedbir kararının kaldırılmasını veya değiştirilmesini, dilekçe içeriğinde bahsedilen sebeplerle aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebi ile davanın reddini, … hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddini, davalı …’nın müdür değil vekil olmakla davacı yanın TTK’nın 630. maddesinden yararlanamayacağını, vekilin mahkeme kararı ile azli mümkün olmadığından talebin esastan reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davada davalı …’dan herhangi bir hak istenmediği, vekâlet veren kişinin şirket tüzel kişisi olduğu, dolayısıyla dava dışı şirket vekili olan davalı …’yı azletme yetkisinin de yine şirket tüzel kişisinde olduğu, davalının atandığı gibi şirket müdürleri tarafından azledilebileceği, şirket ortağının bu taleple mahkemeye başvurmasının mümkün olmadığı, davacının aynı zamanda dava dışı şirketin müdürü olduğu, vekilin “vekalet yetkisini şirket aleyhine kullandığı ve özen borcunu aykırılık teşkil eden hareketler içinde olduğunu düşündüğü” durumda müdürler kurulu toplantısı yaparak vekilin azli yönünde karar almasının pekalâ mümkün olduğu, zira diğer müdürlerin de şahsi sorumluluğu doğacağından şirket aleyhine hareket ettiği düşünülen bir vekilin azledilmemesi yönünde oy kullanmalarının pek olası olmadığı, kaldı ki, davacının aynı zamanda dava dışı şirketin ortağı da olduğu, haklı gerekçeye rağmen müdürler kurulunda azil yönünde karar alınması ve işlem yapılmaması durumunda, ortak sıfatıyla TTK m. 630 f. 2 uyarınca, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması veya sınırlandırılması talebi ile mahkemeye başvurabileceği, ancak yukarıda açıklanan nedenlerle, somut dava ve talep bakımından davacının aktif taraf ehliyetinin bulunmadığı, bu nedenle davacı …’nin davalı …’ya karşı açtığı davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı …’ya karşı açılan davanın ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamasına göre; İlk Derece Mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 16/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.