YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3525
KARAR NO : 2023/7039
KARAR TARİHİ : 04.12.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/480 Esas, 2022/280 Karar
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/531 E., 2019/789 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne ve davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine asıl borçlu … Besicilik Tur. Gıda Tar. Ürn. İnş. Otom. Paz. San. Tic. Ltd. Şti.’nin borcuna kefaleti bulunduğundan bahisle icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak genel kredi sözleşmesinin krediyi kullanan asıl borçlu şirket ile bu şirketin yetkilisi tarafından imzalandığını, müvekkiline yanıltıcı bilgi verilmek sureti ile kefalet ettiği belirtilmeden ve kefalet miktarı bildirilmeden sonradan imzalatıldığını, genel kredi sözleşmesinde kefalete ilişkin bölümde bulunan yazıların müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2016/713 sayılı dosyasına dayanak kefalet sözleşmesinin geçersizliği nedeni ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasındaki genel kredi sözleşmesini davacının kefil sıfatı ile imzalamak suretiyle asıl borçlu gibi kredinin ödenmemesinden … sorumluluğu üstlendiğini, hesap kat edilerek asıl borçlu ve kefiller hakkında keşide edilen ihtarnamenin sonuçsuz kalması üzerine takip başlatıldığını, davacı kefilin kefalete dair imzalarının müvekkili banka şubesinde huzurda alındığını, davacı tarafından imza inkârında bulunulmadığını, davacının asıl borçlu şirketin ortağı olduğunu ancak hisselerinin tamamını 2015 yılında devrettiği iddiası ile kendisini kefaletin sorumluluğundan kurtaramayacağını, 2015 yılındaki ihtarname keşide ve tebliğ edilen, 2016 yılındaki takip başlatılan kendisine tebligat yapılan davacının kefil olmadığını, kefalet iradesinin bulunmadığını ileri sürmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile T. … Bankası T.A.O. … Ankara Şubesince “… Besicilik….”adına, kefilleri … … ve … olarak düzenlenmiş, toplam 38 sayfadan oluşan kredi sözleşmesinin “Bu bölümdeki boşlukların tamamı kefil tarafından el yazısı ile doldurulacaktır” ibaresiyle başlayan 29. sayfasındaki “Adı, Soyadı/Unvanı” bölümündeki “…” isim yazısının, … … ürünü olduğu, aynı sayfadaki diğer tüm yazıların … … ürünü olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.Kendi adına kefil olma konusunda … yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.” 12 nci maddesinde; “Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.” düzenlemelerine yer verildiği, takibe konu 13.05.2013 tarihli genel kredi sözleşmesine ilişkin davalı borçlunun kefalet sözleşmesinde adı ve soyadı bölümünün kendisi tarafından yazıldığı, ancak kefalet tarihi, kefaletin türü, kefalet miktarının davacının … ürünü olmadığı, yukarıda belirtilen mevzuat hükmü gereği, kefalet öngörülen şekle uygun olarak yapılmadığından, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık sebebiyle geçersiz olduğu, davalı bankanın takipte kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafından davacıya karşı genel kredi sözleşmesine bağlı olarak başlatılan Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2016/713 sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kötü niyet tazminatı taleplerinin reddinin hukuka aykırı olduğunu, kefalet sözleşmesinin banka tarafından hazırlandığını ve müvekkili dışında bir kişiye yazdırıldığını, kefalet sözleşmesindeki yazıların müvekkili tarafından doldurulmadığını … davalı bankanın müvekkili aleyhine kötü niyetli olarak takip başlattığını, davalı bankanın basiretli tacir olarak … yükümlülüğüne uygun olarak hareket etmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kötü niyet tazminatının reddi yönündeki kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuna karşı itirazları dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporunun adli belge incelemeleri uzmanı tarafından hazırlandığını, ne tür teknik cihazlar kullanılarak inceleme yapılıp sonuca varıldığının belirtilmediğini, dosyanın yazı incelemesi yönünden Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerektiğini, hesap kat edilerek borçlu ve kefiller hakkında başlatılan icra takibi ile ilgili olarak ödeme emrinin davacıya tebliğ edilerek takibin kesinleştiğini, davacı kefilin kefalete dair imzalarının müvekkili banka şubesinde huzurda alındığını, davacı tarafından da imza inkarında bulunulmadığını, 2016 yılında takip başlatılan ve kendisine tebligat yapılan davacının kefil olmadığını ileri sürmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, müvekkili banka harç ve masraflardan muaf olduğu halde aleyhine harca hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı banka ile dava dışı şirket arasında 13.05.2013 tarihli 2.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının söz konusu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla aynı limitle imzaladığı, grafoloji bilirkişisinden alınan rapora göre 13.05.2013 tarihli sözleşmenin 29. sayfasındaki matbu “Kefalet Türü”, “Kefalet Limiti” ve “Kefalet Tarihi” bölümlerinin karşılarında yazılı bulunan yazıların davacının elinden çıkmadığının tespit edildiği, bu hale göre davacı …’ın dava konusu sözleşmedeki 6098 sayılı Kanun’un 583 üncü maddesi uyarınca kefaleti geçersiz olduğundan İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne yönelik kararında isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerektiği; şekil noksanlığını sonradan ileri sürmenin davacı yönünden hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyeceği, davalı bankanın, davacı kefilin şekil şartı yokluğunu bilerek davacının kredi kullandırma iradesini sakatlamak kastı ile şekil noksanlığını yarattığını ispatlayamadığı, davalı bankanın, davacının kefaletinin kanundaki düzenleme çerçevesinde şekil şartlarına uygun olarak alınması gerektiğini ve buna aykırı düzenlenen kefaletin geçerli olmayacağını bilecek durumda olduğu, ürün 6098 sayılı Kanun’un 583 üncü maddesindeki şekil şartını gerek görmeden kredi kullandıran davalı bankanın, sonradan şekil şartı eksikliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu açıkça ortaya koyması gerektiği aksi takdirde kanunun aradığı şekil şartının öneminin kalmayacağı, somut olayda kredinin açılmasının salt davacı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullanıldırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğunun ispatlanamadığı, bu durumda davacı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davalı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersiz adledilmesi gerektiği, davacının kredi sözleşmesindeki kefaleti kanunda öngörülen şekle uygun alınmadığından, geçersiz olmasına rağmen davalı bankaca davacı hakkında icra takibine girişilmesinden ötürü davalı bankanın kötü niyetli olduğu kabul edilerek davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerektiği, davalı bankanın, banka tarafından açılmış veya açılacak dava veya takiplerden dolayı harçtan muaf tutulduğu, eldeki dava ise banka davalı konumda olduğundan harçtan muaf olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kötü niyet tazminatı yönünden kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2016/713 sayılı takip dosyasında genel kredi sözleşmesinden kaynaklı yapılan takipten ötürü davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, dava değeri asıl alacak olarak belirtilen 287.881,68 TL üzerinden hesap edilen %20 kötü niyet tazminatı olan 57.576,34 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yinelemiş ayrıca istinaf mahkemesi gerekçesine ilişkin olarak da; huzurdaki davaya konu kefalet olmasa idi, müvekkilinin kredi kullandırmayacağını, davacının, bizzat kredi kullandırılan şirketin ortağı olduğunu, kefalet ibaresinin yer aldığı evrakı imzalayıp, internet bankacılığı evrakı imzaladığını sanması yönündeki iddiasının hukuken korunmaması gerektiğini, şekil eksikliğinin esaslı olup olmamasına göre hukuki sonucunun değişmesi gerektiğini, müteselsil olmasa bile adi kefalet olarak kabulü gerektiğini, kefalet sayfasında ad ve soyad yazılarının davacıya ait olduğu dikkate alındığında müvekkilinin kötü niyetle hareket ettiğinden bahsedilemeyeceğini belirterek istinaf mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesine kefalet nedeniyle başlatılan icra takibinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 72 nci maddesi.
2. 6098 sayılı Kanun’un 12 nci maddesinin ikinci fıkrası, 583 üncü maddesi.
3.696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11 … maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 … maddesinde yer … sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.