YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/4133
KARAR NO : 2023/4965
KARAR TARİHİ : 14.09.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1493 Esas, 2021/449 Karar
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/827 E., 2019/300 K.
Taraflar arasındaki hisse devrinin pay defterine kaydı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davalı … vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.12.2021 günü hazır bulunan davacılardan … ve vekilleri Avukat …., Avukat …, Avukat …. Avukat …., Avukat … ve davalı … vekili Avukat … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri … ve …’ın muhtelif tarihlerde bedelsiz olarak ve emaneten …’ın kızı, …’ın ablası olan davalı …’e duydukları güvene istinaden davalı …Ş.’nin hisselerinin tamamını devrettiğini, daha sonra aile bireylerinin bir araya gelerek baba, oğul ve kız arasında adil bir paylaşım yapılmasına karar verdiklerini ve davalı … ile 05.06.2015 tarihinde hisse devir sözleşmesi imzaladıklarını, işbu sözleşmenin 2.1. maddesine göre, devreden …, …’ın S.İ.S. Sayılgan İplik Tekstil’deki 17.600.000 TL nominal değerli hissesinin ve aynı şirketteki …’ın toplam 6.200.000 TL nominal değerli hissesinin 19.05.2010 tarihinde bedelsiz olarak emaneten devredildiğini ve muhtelif tarihlerde 6.210.478 TL nominal değerli S.İ.S. İplik hissesinin aynı şekilde kendisine bedelsiz olarak emaneten devredilmiş olduğunu kabul ve beyan ettiğini, tüm bu devir işlemleri ve yapılan sermaye artırımları sonucunda 67.500.000TL’ye çıkan şirket sermayesi içinde devredenin hisselerinin 51.010.478,28 adet olduğunu, S.İ.S. İplik’in davalı … ile birleşme yoluyla devralınması sonucu S.İ.S. İplik’in değerinin 528.505.080 TL olduğunun belirlendiğini, Kervansaray sermayesinin de 588.505,080 TL olduğunu, davalı …’in hisseleri de bu oranda artış göstererek 428.764.660 TL sermayeye tekabül eden 42.876.466.000 hisse halini aldığını, devreden …’in kendisine emaneten devredilen Kervansaray’ın 304.773.059 TL sermayeye tekabül eden 30.477.305.900 adet hissesini müvekkili …’a, 60.996.234 TL sermayeye tekabül eden 6.099.623.400 adet hissesini …’a tüm aktifi ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade ettiğini, hisse bedelleri karşısında hiçbir hak ve alacağının olmadığını devralanların hisseler üzerinde diledikleri gibi tasarrufa yetkili olduklarını kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, işbu hisse devirlerinin müvekkili …’ın lüzum gördüğü bir zamanda yapılacağının ve devralanların devre konu hisseleri şirket pay defterine ve MKK kayıtlarına işletebileceklerini ve bu konuda yetkili olduklarının hüküm altına alındığını, tarafların Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2014/205 E. sayılı davası ve şirket hisse değerlerinin olumsuz etkilenmemesi için hisse devirlerinin şirket kayıtlarında ve MKK nezdinde hemen yapılmaması ve şirketin onursal başkanı olan müvekkili …’ın lüzum gördüğü bir zamanda yapılması hususunda sözleşmede mutabakata varıldığını, davalının işbu hisseleri devir etmekten imtina etmesi halinde 150.000.000,00 TL cezai şart ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini, ancak davalı …’in kendisine emaneten ve bedelsiz olarak verilen hisseleri, imzalanan sözleşmeye ve kanuna aykırı olarak iadeden imtina ettiğini, bunun üzerine müvekkilleri tarafından Beyoğlu 18. Noterliğinin 31.08.2018 tarihli ihtarı ile 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi gereğince hisselerin iadesi ve hisse devirlerinin şirket pay defterleri ile MKK ve aracı kuruma işletilmesini talep ettiklerini, ancak davalının cevabi ihtarname ile sözleşme ve altındaki imzayı reddettiğini, bahse konu hisse devir sözleşmesinin gerekli şekil şartlarına uygun olarak akdedildiğini ve sözleşmenin imzalanması ile hisse devrinin hukuken gerçekleştiğini, tarafların iradesine uygun olarak gerçekleşen hisse devrinin şirket defter ve kayıtlarına geçirilmesi gerektiğini, devrin pay defterine kaydedilmesi için diğer pay sahiplerinin iznine gerek olmadığını, ayrıca pay devrinin ticaret siciline tescil ettirilmesinin de zorunlu olmadığını, müvekkilleri ile davalı arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi şekli olarak alacağın temliki hükümlerine tabi olup tasarrufi işlem özelliği gereği sözleşme yapıldığı anda sonuçlarını doğurduğunu iddia ederek müvekkillerinin devraldıkları hisse senetlerinin üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla şirket pay defterine ve pay devrinin MKK nezdindeki kayıtlara işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin hiçbir şekilde taraflarla hisse devrine ilişkin bir sözleşme imzalamadığını, sözleşmenin içeriğinin sahte olduğunu ve sözleşmede müvekkiline ait olduğu ileri sürülen imzaların sahte olduğunu, davacıların müvekkili şirketin yönetiminde kusurlu ve şirketin içini boşaltan davranışlarda bulunarak daha fazla mal kaçırmaya başladıkları için dava ile hisseleri ele geçirme ümidiyle sahte sözleşme düzenleyerek afaki iddia ve taleplerde bulunduklarını, müvekkilinin şirketin borçlarını kapatma ve şirketi ayağa kaldırma çabaları karşısında davacıların şirketten malvarlığı kaçırmaya matuf davranışlarını engellediğinden baba ile kızı arasında ihtilaf doğduğunu, davaya konu hisse devir sözleşmesinin imzalandığı iddia edilen tarihte davacıların müvekkili şirketin önceki münferit imza yetkilileri olarak görev yaptıklarını, iddia olunan sözleşme döneminde davacı …’ın şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, ancak … ve …’ın hukuka aykırı işlemlerinden dolayı, SPK tarafından birçok yaptırım uygulandığını ve haklarında cezai ve hukuki süreç başladığını, bu nedenle yatırımcılar tarafından da sürekli şikayette bulunulan yönetim kurulu üyelerinden … ile …’ı yeni dönemde imza yetkilisi olarak tekrar atamadıklarını, davacıların imza yetkilerinin ellerinden alınması akabinde müvekkili …’in imzasını taklit ederek bir çok sahte belge, sözleşme, hatta geriye dönük senetler imzalayarak dava açıp icra takibi başlattıklarını, ayrıca davacıların müvekkili şirketin imza yetkilisi oldukları tarihte yine yetkilisi oldukları diğer şirketlere para aktarmak ve müvekkili şirketin içini boşaltmak adına müvekkili şirket adına takip başlattıklarını, davacıların hukuka aykırı ve suç teşkil eden davranışları nedeniyle İstanbul CBS’nin 2018/143921 sayılı dosyası ile şikayette bulunduklarını, soruşturmanın devam ettiğini, davacıların dava dilekçelerindeki taleplerinin muğlak olduğunu, davacılara süre verilerek taleplerini açık bir şekilde ortaya koymaları gerektiğini, davacıların taleplerini açıklamamaları hâlinde huzurdaki davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşme altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca davacıların işbu davaya dayanak gösterdikleri Bursa 8. İcra Müdürlüğünün 2018/6341 E. sayılı dosyasında dahi takibe konu ettikleri sözleşmeyi icra dosyasına ve takip taleplerine eklemediklerini ve sözleşmenin tarihine atıfta bulunmadıklarını, gerçekte icra takibinin başlatıldığı tarihte gerçek bir sözleşmenin olmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemekle beraber bahse konu sözleşmedeki devrin talep hakkının yalnızca davacı …’a bahşedilmiş olması ve imzalandığı iddia edilen sözleşmenin yalnızca bir nüsha ve …’da kalacak şekilde düzenlendiğinin belirtilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bir an için sözleşmenin imzalandığı değerlendirilse dahi davacıların seçimlik haklarını kullanmış olduğunu, hem pay bedeli hem de payların devrini talep etmelerinin hukuken mümkün olmadığını, açıkça icra dosyasında hisse bedeli olarak bu miktarı talep ettiklerini yazdıklarını, bu hâlde huzurdaki davayı açma haklarının bulunmadığını, seçimlik ceza koşulu olarak adlandırılan cezai şartın, asıl borcun ifasından vazgeçilerek istenebilir bir ceza koşulu olduğunu, seçimlik yetkide cezayı seçen alacaklının cezayı talep ettiğine ilişkin tek taraflı beyanının borçlunun egemenlik alanına girdiği anda hükümlerini doğuracağını, alacaklının artık asıl edimi talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği itibari ile inançlı işlem olduğu, taraflar arasında düzenlenen 05.06.2015 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde, davalının Kervansaray Yatırım Holding A.Ş.’deki hisselerini davacılara devretmeyi taahhüt ettiği, sözleşmenin 2. maddesinde davalının dava konusu hisselerin kendisine bedelsiz olarak emaneten devir edilmiş olduğunu kabul ettiği, kendisine emaneten devredilmiş hisseyi davacılara tüm aktif ve pasifiyle beraber bedelsiz olarak iade /devir etmeyi kabul ettiği, davacı tarafça keşide edilen Beyoğlu 18. Noterliğinin 31.08.2018 tarihli ihtarnamesi ile hisselerin şirket pay defteri, aracı kurum, MKK ve ilgili tüm kayıtlarda bir iş gün içinde gerçek duruma uygun hâle getirilmesinin talep edildiği, davalı tarafça talebin kabul edilmediği, bu nedenle davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, sözleşmenin ilgili maddesi gereğince cezai şartın aynen ifaya ilave olarak talep edilebilmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların iddialarına dayanak ettikleri 05.06.2015 tarihli sözleşmenin sahte bir sözleşme olup müvekkili tarafından böyle bir sözleşme imzalanmadığını, söz konusu sözleşmedeki imzaya ve sözleşmeye müvekkili tarafından itiraz edildiğini, aynı zamanda davacılar aleyhinde İstanbul CBS’nin 2018/143921 numaralı dosyasında sahtecilik ve dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturmanın hâlen devam ettiğini, savcılık dosyasında imzanın müvekkiline ait olmadığının ortaya çıktığını, ancak Mahkemece alınan rapora itirazlarının hiç incelenmediğini, Mahkeme tarafından alınan raporun teknik ve hukuki açıdan sakat ve eksik iken Savcılık dosyasında alınan diğer rapor ile çelişmekteyken yeniden rapor alınmadığını, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm tesis edilemeyeceğini, Mahkemece ön inceleme yapılmadan, uyuşmazlık tespiti yapılmaksızın, imza incelemesi için delil toplanması ve bilirkişi incelemesi yapılmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, yerleşik içtihatlar ve yasa hükmü gereğince ön inceleme yapılmadan, hiçbir şekilde bilirkişi incelemesi yapılamayacağını, ön incelemenin yasada öngörüldüğü şekilde yapılmadığını, delillerin sunulmasına yönelik süre verilmeyerek delillerinin toplanmadığını, müvekkillerinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, davaya konu sözleşmenin aynı zamanda dolandırıcılık ve sahtecilik suçu kapsamında İstanbul CBS’nin 2018/143921 sor. numaralı dosyasına konu olmasına karşılık, soruşturma sonucu beklenmeksizin hüküm tesisinin hatalı olduğunu, harç ikmali yapılmadan davaya devam edilmesinin de yasa ve usule aykırı olduğunu, yargılamanın devam edebilmesi ve sürdürülebilmesi bakımından ilkin harç ikmalinin yapılmasının zorunlu olduğunu, Mahkemenin bu hususu nazara almadan davayı eksik harçla görmesi ve eksik teminatla tüm hisseler üzerinde tedbir kararı vermesinin yasaya aykırı olduğunu, yerel Mahkeme tarafından ATK’dan rapor alınmış olup rapora itirazlarının hiç incelenmediğini, 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi hukuka aykırı şekilde geriye dönük olarak düzenlenmiş olup sahte ve geçersiz olduğunu, sözleşmenin şekil şartlarına aykırı olduğunu, davacılar tarafından 05.06.2015 tarihinde imzalandığı iddia olunan hisse devir sözleşmesinden doğan hakların tam 3,5 yıl sonra talep edilmesinin ticari hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği gibi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına da aykırı olduğunu, bir an için sözleşmenin imzalandığının değerlendirilmesi hâlinde bile, davacıların seçimlik haklarını kullanmış olup hem pay bedeli hem de payların devrini talep etmeleri hukuken mümkün değilken bu savunmalarının hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, davacıların davayı açmadan önce Bursa 8. İcra Müdürlüğünün 2018/6341 E. sayılı dosyasında hisselerin bedelini talep ettiklerini, borcun konusunun “2010 yılından itibaren muhtelif tarihlerde tarafınıza bedelsiz olarak devir ile emanet edilen hisse senetleri ve sonrasında yapılan sermaye artırımı neticesinde elde etmiş olduğunuz emanet hisselerin Kervansaray Yatırım Holding A.Ş. ile birleşmesi neticesinde oluşan emanet hisse senetleri karşılığıdır” denilmek suretiyle hisse devir sözleşmesinden doğan alacak haklarını 28.05.2018 tarihinde başlattıkları icra takibi ile talep ettiklerini, davacıların seçimlik haklarını hisse bedelinden yana kullanarak hisseleri icra takibi ile para olarak talep ettiklerine göre hisse devri talep etme haklarından feragat etmiş olduklarını, sözleşmedeki cezai şartın, seçimlik ceza koşulu olduğunu, kararda yer alan vekâlet ücretine ilişkin hükmün de hatalı olduğunu, davalılardan biri adına maktu vekâlet ücreti, diğeri adına ise nispi vekâlet ücreti ödenmesine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, somut olayda iki tane davalı var iken ve davacıların talebi nazara alındığında, vekâlet ücreti bakımından ayrım yapılamayacak iken müvekkili … üzerinde nispi vekâlet ücreti, müvekkili şirket üzerinde ise maktu vekâlet ücretinin bırakılmasına karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu, davalılar vekilinin istinaf itirazlarının yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı … vekili temyiz dilekçesinde özetle; yerel Mahkemenin usule ilişkin eksik hususları ikmal etmeden, harcı tamamlamadan, usule uygun olmayacak şekilde delillerini toplamadan, eşitlik ilkesine uymadan karar verdiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığını, bu durumun Anayasa’ya aykırı olduğunu, ön incelemeye ilişkin istinaf itirazlarının ve diğer usule ilişkin itirazlarının reddinin çelişkili olduğunu, ön inceleme yapılmadan tahkikata geçilmesinin doğru olmadığını, ön incelemenin doğru olarak yerine getirilmediğini, hukuki uyuşmazlığın doğru tespit edilmediğini, davalı haklarının kısıtlandığını, bu kadar yüksek miktarlı bir davada çok kısa sürede, usul hükümlerine riayet edilmeden ve davalı delilleri toplanmadan, tanıklar dinlenmeden karar verildiğini, bu hususun yargılamanın yenilenmesi sebebi olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin bu usulsüzlükleri, usul ekonomisi olarak görmesinin doğru olmadığını, başkaca toplanacak delil olmadığı kanaatine varılmasının doğru olmadığını, ön inceleme yapılmadan ve harç ikmal edilmeden bilirkişi incelemesi yapıldığını, yerel Mahkemenin gerekçesiz olarak teminat kararından döndüğünü, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, dosyada iki adet çelişkili rapor olduğunu, heyet raporu alınmadan hüküm tesis edildiğini, hükme esas alınan ATK raporunun yetersiz olduğunu, mukayese olarak incelenen imzaların doğru olmadığını, eksik harçla yargılamaya devam edilmesinin ve eksik teminatla karar verilmesinin doğru olmadığını, taraflar arasında inançlı temlik sözleşmesi bulunmadığını, davacıların yıllarca hak iddia etmediklerini, hisse devir sözleşmesinin sahte olduğunu, davacılar hakkında sahtecilikleri dolayısıyla iki adet dava açıldığını, hisse devir sözleşmesinin şekil şartlarına uygun yapılmadığını, aracı kurum olmadan işlem yapıldığını, yapılan işlemin SPK’ya aykırı olduğunu, bu devrin kamuyu aydınlatma yükümlülüğü bağlamında açıklanmadığını, bunun da böyle bir devir olmadığını gösterdiğini, sözleşmenin geriye dönük ve sahte olarak tanzim edildiğini, uzun süre sessiz kalınmasına rağmen devrin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, 15.09.2017 tarihli genel kurulda herhangi bir kayıt ileri sürülmediğini, yine davacı …’ın SPK’ya verdiği dilekçe ile ana hissedarın davalı … olduğunu kabul ettiğini, bu hususta resmi mercilere verdikleri dilekçelerde ihtirazi kayıt ileri sürmediklerini, idare mahkemesinin lehe kararından sonra da seslerini çıkarmadıklarını, hisse devir sözleşmesinin gabinle malül olduğunu, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, öte yandan sözleşme geçerli kabul edilse bile davacının seçimlik hakkını icra takibi ile kullandığını, akabinde aynen ifayı talep edemeyeceğini, bu savunmanın hiçbir şekilde yerel Mahkeme ve istinaf Mahkemesi tarafından değerlendirilmediğini, cezai şarta ilişkin savunma varmış gibi değerlendirme yapılmasının yanlış olduğunu, hisse devir sözleşmesi imzalanmadığından icra takibine de dayanak kılınmadığını, bu durumun sözleşmenin sahte olduğunu gösterdiğini, yine icra takibinde cezai şart talep edilmiş olsa bile cezai şart talep edildikten sonra aynen ifanın istenemeyeceğini, sözleşmede bahsedilen cezai şartın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen cezai şart olduğunu, Mahkemenin gerekçesindeki ifaya eklenen cezai şart tespitinin yerinde olmadığını, Mahkemenin kabulünün davacıların sebepsiz zenginleşmesine sebep olacağını, davacıların yargılama aşamasındaki tüm beyanlarının çelişkili olduğunu, bunun da dava konusu sözleşmenin sahte olarak oluşturulduğunu gösterdiğini, davacıların eldeki davayı kötü niyetle ikame ettiklerini, davalılardan biri adına maktu vekâlet ücreti ve harç, diğeri adına nispi vekâlet ücreti ve harca hükmolunmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hisse devir sözleşmesine konu hisselerin davalı şirket pay defterine davacılar adına işlenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun’un 74 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava dosyasına sunulan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/158222 soruşturma numaralı, 2023/14852 esas sayılı iddianamesinin incelenmesinde; müştekinin …, şüphelilerin ……. olduğu, adı geçen şüpheliler hakkında dava konusu 05.06.2015 tarihli hisse devir sözleşmesindeki … isim ve atfen atılı imzanın müştekinin rızası doğrultusunda atılmadığı ve sahte olarak düzenlenen sözleşme sonucu hisse devrinin gerçekleştiğinin değerlendirilmesiyle şüpheliler hakkında atılı suçlardan kamu davası ikame etmeye yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiği gerekçesiyle kamu davasının açıldığı, açılan davanın ise İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/468 E. numarasında derdest olduğu ve tensip zaptı ile duruşmasının 06.12.2023 tarihine bırakıldığı anlaşılmıştır.
2.Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı Kanun’un 74 üncü maddesinde düzenlenmiş olup hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Anılan Kanun’un “Ceza hukuku ile ilişkisinde” başlıklı 74 üncü maddesinde, “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücünün ve yükletilme yeterliğinin, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Yani, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıyacak, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayacaktır. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması söz konusu olmayacaktır.
3.Bu durumda, yukarıda yapılan tespitler ve ilkesel değerlendirmeler çerçevesinde İlk Derece Mahkemesince ceza dava dosyasının sonucu beklenilip dosya içinde bulunan tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının kaldırılıp İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.