YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13401
KARAR NO : 2012/28421
KARAR TARİHİ : 25.12.2012
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Sanık … hakkında: Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması
Sanık … hakkında: Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, haberleşmenin gizliliğini ihlal
Sanık … hakkında : 02.11.2005-09.05.2006, 31.01.2006
Hüküm : Sanık … hakkında: 5237 sayılı TCK’nın 73 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine dair karar
Sanık … hakkında: 5237 sayılı TCK’nın 133/1, 50/1-a, 52/2-4; 132/2, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanık … hakkında açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle düşmesine ilişkin hüküm katılan …; kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından sanık …’ın mahkumiyetine ilişkin hükümler sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
A) Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanık … hakkında açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle düşmesine ilişkin hükme yönelik katılan …’in temyiz isteminin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun, aynı Kanunun 139/1. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olup, katılan …’in, usulüne uygun olarak şikayette bulunduğu sanık …’a yönelik şikayetinden vazgeçmediği gözetilmeden, sanık hakkında açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle düşmesine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA,
B) Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanık …’ın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik sanık müdafinin temyiz isteminin incelenmesinde;
İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya
kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesi 5237 sayılı TCK’nın 133/1; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesi 5237 sayılı TCK’nın 133/2 maddesinde, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandıkları, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, 5237 sayılı TCK’nın 133/1 maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup; koşulları bulunduğu takdirde, eylemin 5237 sayılı TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği,
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; Antalya Barosu Meslek ve Anadolu Meslek Lisesi Müdürü sanık …’ın, kişisel güvenliğini korumak ve kendisine yönelecek haksız saldırılara karşı delil oluşturmak amacıyla, makam odasının sol tarafında bulunan vitrine koydurduğu ve yönü sadece makam koltuğu ve masasıyla giriş kapısını görür şekilde ayarlanan kamera ve ses alıcısıyla, aralarında şikayetçi öğretmenlerin de bulunduğu okul çalışanlarından habersiz, gizlice çekim yapması şeklinde gelişen olayda, çözümü yaptırılan kayıt içeriklerine göre, konuşmaların tamamına yakınında sanığın konuşmanın tarafı olması, gerek konuşmalarda, gerek söyleşilerde şikayetçi öğretmenlere ait görüntü ve ses kaydının mevcut olmaması, sanığın, şikayetçi öğretmenlerin özel hayatlarının gizliliğini ihlale yol açacak bir görüntü ve/veya sesi kaydetme kastıyla hareket ettiğine dair dosyaya yansıyan bir delil ya da bu şekilde elde edilmiş bir kayıt bulunmaması karşısında, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın beraati yerine, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,
C) Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan sanık …’ın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının, karşıoy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklanmasıdır. Ceza Muhakemesi Kanununun 230. maddesinde ise hükmün gerekçesinde, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, bunun nitelendirilmesinin yapılması, Ceza Kanununda öngörülen sıra ve esalara göre cezanın ve ayrıca cezaya mâhkumiyet yerine veya yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine ya da ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususa ilişkin istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi ise 1412 sayılı Kanunun 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır. Bu ilkelere uyulmadan, dosyada mevcut delillerden hangilerine hangi sebeplerle itibar edildiği irdelenmeyip, sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi gösterilmemek suretiyle, “Sanık …’in karşı gruptan gördüğü … , …, … ve Hülya Aydın’a gelen resmi yazışmaları katılanların rızası dışında açarak okuyup bunu okul müdürü olan sanık … ve diğer kişilerle paylaştığı” şeklinde, hakkında hükmün açıklanmasına karar verilen …’in eyleminden bahsedilerek ve bu kabule göre sanık …’ın dinleyici konumunda olduğu da gözetilmeden, yasal gerekçeden yoksun hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre:
1- Belirli veya belirlenebilir iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmemeleri gerektiği yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, gizliliği sağlamaya özen gösterip, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller (söz, yazı, işaret vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının; özel hayata ilişkin olsun ya da olmasın, başka kişi veya kişiler tarafından, özel bir çaba gösterilerek, doğrudan veya dolaylı şekilde (zarfı açılmadan ışığa tutulan mektupta olduğu gibi), okunmak veya dinlenmek suretiyle öğrenilmesi eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 132/1-1. cümlesinde; anlaşılabilir olsun ya da olmasın, başkalarının haberleşme içeriklerinin kaydı, yani; yazı, ses, görüntü, özel işaretler gibi ortak sembollerin, başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; ses veya görüntünün, manyetik bant üzerine, yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, kopyasının alınması, elektronik iletinin taşınabilir belleğe veya CD’ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 132/1-2. cümlesinde; başkalarının haberleşme içeriklerinin, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 132/2. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceği,
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; okul müdürü sanık …’ın, 21.04.2006’da görevinden ayrılmasından sonra, müdür vekili olarak görevlendirilen sanık …’un, müdür odasında gizli kamera ve ses alıcısı bulunduğunu tutanağa bağlayıp, 10.05.2006 günü şifresini öğrendiği sisteme giriş yapıp, görüntüleri kopyaladığı 11 CD’yi suç duyurusunda bulunduğu 01.06.2006 tarihli; ayrıca güvenlik kamerasına bağlı hard diski 30.06.2006 tarihli yazıyla beraber Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği, CD ve hard disk üzerinde yapılan incelemeler ve yapılan soruşturma sonucunda, sanık …’ın, şikayetçi öğretmenler …, …, … ve Hülya Aydın’a kapalı zarfla gelen evrakları yetkisiz ve izinsiz olarak açıp, yaptığı görüşmeler ve içerikleri hakkında konuşup kaydederek, 5237 sayılı TCK’nın 132/1-2. cümlesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu işlediği iddiasına konu olayda; sanığın tüm aşamalarda atılı suçu işlemediğini beyan ettiği, iddiayı doğrulayan tanık anlatımı bulunmadığı, incelenen CD ve hard disk çözümlerinde, kime ait olduğu belirtilmeyen evraklardan söz edilmekte olup, içeriği tam olarak tespit edilemeyen bu kayıtlar sanığın eylemi gerçekleştirdiğini açık ve net olarak ortaya koymadığı gibi, gizli kamerayla yapılan ses ve görüntü kayıtlarının, yalnızca ve koşulları oluştuğunda, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacına dayalı olarak hukuka uygun delil kabul edilebileceği, belirtilen istisnanın dışında, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin suçun kanıtlanmasında kullanılamayacağı gözetilmeden, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın beraati yerine, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38/6 ve yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğini öngören 5271 sayılı CMK’nın 217/2. maddelerine aykırı biçimde, yasal gerekçeden yoksun şekilde, mahkumiyet kararı verilmesi,
2- İddianamede gösterilen, sınırları çizilen ve kamu davasına konu edilen eylemin aynı zamanda hükmün de konusunu oluşturacağı, iddianamedeki açıklanan eyleme göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 132/2. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan açılmış dava bulunmadığı gözetilmeden, 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesine aykırı şekilde, iddianame dışına çıkılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması,
-4-
Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.