Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2012/20277 E. 2012/27572 K. 17.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20277
KARAR NO : 2012/27572
KARAR TARİHİ : 17.12.2012

Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : 466 sayılı Kanuna göre tazminat
Hüküm : Davanın kısmen kabulü ile 1.285,40 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine .

Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı ve davacı vekilleri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Tazminat davasının açılmasından sonra tazminat talebine yönelik vekalet ilişkisinin devam ettiğine ilişkin olarak tanzim edildiği anlaşılan 12/04/2011 tarihli genel vekaletnamenin dosyaya sunulmuş olması karşısında, tebliğnamede bozma öneren (4) nolu görüşe iştirak edilmemiştir.
Davalı ve davacı vekillerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Davacı; haksız yere cezaevinde kaldığı 940 gün için maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiş, mahkemece davacının cezaevinde kaldığı 4 yıl 1 ay 9 günden, yargılama sonucu toplamda aldığı 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezası düşüldükten sonraki 3 ay 2 günlük tutukluluk süresi esas alınarak buna göre bulunan 92 gün üzerinden davacıya tazminat verilmesine karar verilmiştir.
Davacı, 8 arkadaşı ile birlikte resmi belgede sahtecilik, kasten yaralamaya azmettirme, 6136 sayılı Kanuna muhalefet, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçlarından 17/11/2003 tarihinde tutuklanmış ve 26/12/2007 tarihinde tahliye edilmiştir. Davacının tahliyesinden sonra da yargılamaya devam edilmiş ve 02/06/2010 tarihinde davacı hakkında üzerine atılı suçlardan toplam 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezasına hükmedilmiş olup, davacının cezaevinde kaldığı toplam süre 4 yıl 1 ay 9 gün (1499 gün) olarak tespit edilmiştir.
Bu sonuçlara göre, davacı hakkında hükmedilen ceza ve tutuklu kaldığı süreye bakıldığında, davacının cezaevinde kaldığı fazla süre 3 ay 2 gündür. Ancak; davacının yargılanması kısa sürede sonuçlanmış olsaydı veya daha az tutuklu kalmış olsaydı 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezasından sanığın suç tarihi itibariyle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19. maddesine göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken toplam süre 559 gün olacaktı. Buna karşılık tutuklu olduğu ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle 940 gün fazladan cezaevinde kalmış, yani cezası kesinleşip hükümlü statüsünü almadığından kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamamıştır.
Somut olayda çözümlenmesi gereken sorun; davacının yargılandığı suçlardan uzun süre tutuklu kalmasa veya ceza davası daha önce sonuçlanmış olsaydı, cezaevinde kalması gereken sürenin daha az olacak olduğunu ileri sürerek tazminat isteyip isteyemeyeceğidir.
Davacı 2003 yılında tutuklandığı için 5320 sayılı Kanunun 6/a maddesi gereğince tazminat 466 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Bu Kanunun 7/1. maddesinde “Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan” kimselerin tazminata hak kazanacağını belirtilmektedir. Benzer düzenleme 5271 sayılı CMK’nın 141/1-f maddesinde de yer almaktadır. Kanun maddelerindeki düzenlemelere göre davacı tutuklu kaldığı süreden fazla ceza almadığından tazminata hak kazanamamakta, böylece mahkemenin 3 ay 2 gün üzerinden tazminat hesaplanmasının doğru olduğu sonucuna varılmakta, bununla birlikte davacının uzun süre tutuklu kalmasının da davacı yönünden mağduriyet oluşturduğu ve İnfaz Kanununun indirim öngören hükümlerinden yararlanamadığıda ortada olup, bu mağduriyetin bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
Anayasanın Kişi hürriyeti ve güvenliği alt başlığında yer alan 19. maddesinde:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” Ve 40/son maddesinde de “Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmü yer almakta, yine Anayasanın 90. maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Bu durumda; sorunun çözümünde 466 sayılı Kanun ve CMK’nın 141-144. maddeleri yerine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti devletinin onayladığı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili vermiş olduğu kararlar doğrultusunda çözülmesi gerekmektedir.
Bu itibarla; 2709 sayılı TC. Anayasası’nın 19/son, 40/son ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki “yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir şeklindeki düzenleme ve “özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da nazara alınarak; davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı 4 yıl 1 ay 9 günlük tutukluluk süresininsonuçta aldığı cezalar nazara alındığında haddinden fazla uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturduğu gözetilip, tazminat miktarının buna göre belirlenmesi gerekirken, sonuçta aldığı cezadan fazla tutuklu kaldığı 92 gün esas alınıp, bu süre üzerinden eksik maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi

Kanuna aykırı olup, davalı ve davacı vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.