YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1078
KARAR NO : 2013/25859
KARAR TARİHİ : 18.11.2013
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kişisel verilerin kaydedilmesi
Hüküm : Beraat
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan, sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
TCK’nın 135. maddesinde düzenlenen “Kişisel verilerin kaydedilmesi” suçunun oluşabilmesi için, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi gerekmekte olup, suçun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı, herkes tarafından bilinmeyen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK’nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması TCK’nın 134/2. maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü, fotoğrafı ya da sesi, yasal anlamda, TCK’nın 135. maddesi kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.
Dosya kapsamına göre, ilköğretim okulunda sınıf öğretmeni olarak görev yapan katılanın, “türban” olarak adlandırılan başörtüsüyle, başını kapatıp, okul içerisinde dolaşarak, kamu kurum ve kuruluşlarında uyulması gereken kıyafet yönetmeliği hükümlerine aykırı hareket ettiğini ispatlamak niyetiyle, henüz okula giriş yapıp, koridorda yürüdüğünü gördüğü katılana, herhangi bir söz sarf etmeksizin, onun rızası dışında fotoğrafını çekip, katılanın fotoğrafını silmesi talebini yerine getirmeyeceğini söylemesinin ardından, müdür odasına yönelen katılanı takip ederek, cep telefonuyla çekime devam edip, elde ettiği 3 adet fotoğrafı, bilgisayarına aktardıktan sonra, şikayetini içeren elektronik iletiyle beraber Cumhurbaşkanlığı makamına gönderen sanığın eylemleri, TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunulan fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
Ayrıca; özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, genel kast ile işlenebilen suçlardan olup, sanığın, “kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etme” neticesini bilmesi ve istemesiyle TCK’nın 134/1. maddesinin ilk fıkrasındaki; bir özel hayat görüntüsü ya da sesini ifşa etmesi halinde anılan maddenin ikinci fıkrasındaki suçun manevi unsuru oluşur; ancak, her iki halde de kastın varlığından söz edebilmek için sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmesi ve bu biçimde hareket etmeye devam etmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada, suç tarihi itibariyle yüksek yargı organlarının kararlarına yansıyan bir yasakla ilgili konuda, doğrudan mevzuatı uygulama ve disiplini sağlama yönünde idari bir görevi bulunmayan sanığın, Türkçe öğretmeni olarak görev yaptığı ilköğretim okulunda, dersliklere girerken başörtüsünü çıkarttığını gördüğü katılanı, sürekli denetim ve gözetimi altında tutarak, katılanın henüz okula giriş yaptığı sırada, peşinden gidip, cep telefonunun görüntü kaydetme fonksiyonunu açtıktan sonra, hiçbir açıklamada bulunmaksızın, kendisine yönelen bir suç isnadı veya haksız bir saldırı da olmadığı halde, okul koridorundaki katılanın, “türban” ile örtülü başını, yüzü de görünür şekilde çektiği, çekilen fotoğrafının silinmesini isteyen, çekime rıza göstermediğini ısrarla belirten ve amacı sadece sınıf öğretmeni olarak görev yaptığı okulda ders vermek olan katılanın “mahremiyet” beklentisini önemsemeyen sanığın, katılanı takibe devam edip, müdür odasına girdiklerinde dahi katılanın fotoğrafını çekerek, onun özel hayatına ağır ve haksız müdahalede bulunduğu, daha sonra da, elde ettiği 3 adet fotoğrafı bilgisayarına aktarıp, şikayetini içeren elektronik iletiyle beraber Cumhurbaşkanlığı makamına göndererek, söz konusu fotoğrafları, başkalarının görgüsüne sunduğu, TCK’nın 279/1. maddesinde kendisine yüklenen görev gereği hareket ettiğini savunan sanığın, bu takdirde dahi, suç işlediğini düşündüğü katılan hakkında soruşturma başlatılmak üzere, yetkili makamlara, sözlü ya da yazılı bildirimde bulunmakla yetinmesi gerektiği nazara alındığında, sanığın eylemleri esnasında, hukuka aykırı hareket ettiğini bilmediğini kabul etmek mümkün olmadığı gibi, genel kastla işlenen suçta, sanığın saikinin de önemli olmadığı anlaşılmakla,
Sanığın sübut bulan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan eylemlerine uyan TCK’nın 134/1-2 ve 134/2-1. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, sanığın suç işleme kastıyla hareket etmediğinden bahisle ve salt TCK’nın 135. maddesi kapsamında değerlendirmede bulunularak, yasal olmayan ve dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle, sanık hakkında beraat hükmü kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de:
Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 18.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.