YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/18485
KARAR NO : 2015/16914
KARAR TARİHİ : 05.11.2015
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hüküm, katılan vekili ile üst Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan vekili ile üst Cumhuriyet savcısının diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Anayasa Mahkemesi’nin 11/04/2012 tarih ve 2011/18 Esas, 2012/53 sayılı kararı ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 408. maddesi ile değişik 65. maddesinin (a) ve (b) fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, Anayasa’nın 153. maddesinin 3. fıkrası ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 66. maddesinin 3. fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesinin de karar altına alındığı, 13/10/2012 tarih ve 28440 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararının, 13/10/2013 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenirken, 2863 sayılı Kanun’da değişiklik yapan 08/10/2013 tarih ve 6498 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği;
08/10/2013 tarih ve 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 7. maddesine göre, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin tescil kararlarının, 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca maliklere tebliğ edileceği; sit alanlarının, tabiat varlıklarının ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin tescil kararlarının da Resmî Gazete’de yayımlanmakla birlikte, Bakanlığın internet sayfasında bir ay süreyle duyurulacağı;
Belirtilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından ise, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; …Koruma Kurulu’nun 11/07/1991 tarih ve 3049 sayılı kararı ile tescilli 2. derece doğal sit ve kısmen de. … Koruma Bölge Kurulu’nun 05/07/2006 tarih ve 2238 sayılı kararı ile tescilli 3. derece arkeolojik sit alanı içerisinde yer alan, “delicelik ve tarla” vasıflı beş adet taşınmazın, sanık… yetkilisi olduğu şirketin mülkiyetinde bulunduğu, bahse konu şirket belirtilen bölgede turizm işletme tesisi kurmak istediğinden, koruma amaçlı imar planına esas olacak vaziyet planı ve mimari uygulama projelerinin hazırlanması işinin, 02/01/2006 tarihli “düzenleme şeklinde vekaletname” ile şirket adına sanık … tarafından, sanık … yetkilisi olduğu mimarlık mühendislik şirketine verildiği, sözü edilen şirketin de anılan vekaletnameye istinaden, suça konu taşınmazlar üzerinde gerçekleştirilecek jeoteknik ve hidrojeolojik araştırma işinde, sanık … yetkilisi olduğu jeoteknik şirketi ile anlaşmaya vardığı;
… Koruma Bölge Kurulu’nun 24/05/2006 tarih ve 2135 sayılı kararı ile, sanık … yetkilisi olduğu şirkete ait taşınmazlar için hazırlanan koruma amaçlı imar planı önerisinin, kurul tarafından yerinde yapılacak incelemeden sonra değerlendirilmesine karar verildiği, bahse konu karar gereği koruma bölge kurulunun yaptığı inceleme akabinde alınan 05/07/2006 tarih ve 2239 sayılı kararda, 2. derece doğal ve 3. derece arkeolojik sit alanında, kuruldan izin alınmaksızın yollar açılıp, alana fiziki müdahalede bulunulduğunun belirtildiği, sözü edilen tespite istinaden sanıklar hakkında, “izinsiz olarak fiziki müdahalelerde bulunulduğu, yollar açıldığı, ağaç örtüsünün tahrip edildiği” iddiasıyla inceleme konusu davanın açıldığı;
Sanık … yetkilisi olduğu şirkete ait beş adet taşınmazın tapu kayıtları incelendiğinde, her birinin beyanlar hanesinde 08/08/1991 tarihli, “taşınmaz mal korunması gerekli kültür varlığı olup, 2. derece doğal sit alanıdır” şerhinin; iki tanesinin beyanlar hanesinde ise buna ilaveten 26/09/2006 tarihli, “3. derece arkeolojik sit alanı” şerhinin bulunduğunun görüldüğü, diğer yandan, tüm sanıkların aşamalardaki savunmalarında, yapacakları iş için Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü’nden gerekli iznin alındığını söyleyip, 13/06/2006 tarihli “komisyon karar tutanağı” nı ibraz etmeleri, anılan tutanakta, “inceleme alanı II. derece doğal sit alanı olarak belirtilmektedir;… Koruma Kurulu’ndan ve belediyesinden izin alınmak suretiyle yapılaşmaya gidilmelidir” maddesinin bulunması karşısında, her üç sanığın da bölgenin niteliğini bildiğini kabul etmek gerektiği, kaldı ki, yapılacak işin boyutu ve kapsamı dikkate alındığında, üzerinde çalışılacak taşınmazların hukuki durumu bilinmeden işe girişilebileceğine dair kanaatin, hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla, sanıkların bölge tescilinden haberdar olup olmadıklarına yönelik başkaca bir araştırma yapılmasının sonuca etki etmeyeceği anlaşılmakla;
Dosya içerisinde 02/01/2006 tarihli vekaletname ile … Ltd. Şti. tarafından hazırlanan teklif dosyası dışında, şirketler arasındaki sözleşme ilişkisini ortaya koyan bir bilgi – belge bulunmadığından, bu konuda araştırma yapılarak, her bir şirketin olaya ne ölçüde ve hangi sıfatla dahil olduğunun, 02/03/2012 tarihli bilirkişi raporuna göre “doğal doku ve bitki örtüsü tahribatı” ile sonuçlanan fiilin gerçekleştirilmesinde, hangi şirket ya da şirketlerin sorumluluğu bulunduğunun belirlenmesi, yukarıda sözü edilen 13/06/2006 tarihli “komisyon karar tutanağı” nın onaylı sureti ile tutanağın düzenlenmesine esas bilgi – belgelerin getirtilmesi, sanık … kovuşturma aşamasındaki savunmalarında ifade ettiği, sanık .., yol açılması için izne gerek olmadığını söylediğine dair beyanlarının, adı geçen sanıktan sorulması, böylece, “tescil edilen sit alanının zarar görmesine kasten sebebiyet vermek” suçunun tüm unsurları ortaya konularak, ulaşılacak kanaate göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ve hatalı değerlendirme ile beraate dair hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekili ile üst Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 05/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.