YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/22638
KARAR NO : 2015/9410
KARAR TARİHİ : 01.06.2015
Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Gerekçeli karar başlığında, ”dava” yerine, ”suç’’, ”dava tarihi” yerine, ”suç tarihi ve saati’’ ile ”suç yeri” ibarelerine yer verilmiş olması, mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım yanlışlığı olarak kabul edilmiştir.
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 142/1. maddesine göre, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat taleplerinin kararın kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde dava konusu edilebileceği, bu kapsamda dava dosyası incelendiğinde, tazminat talebinin dayanağı olan … Ağır Ceza Mahkemesinin 24.05.2011 tarih, 2008/438 esas, 2011/190 karar sayılı beraat hükmünün davacı (sanık) ve müdafinin yüzüne karşı verilip aleyhe temyiz edilmediğinden, 31.05.2011 tarihinde kesinleştiğinin kabulü gerektiği ve tazminat davasının bu tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 19.08.2013 tarihinde açılmış olduğunun anlaşılması karşısında, süresinde açılmayan tazminat davasının reddi yerine, yargılamaya devamla davacı lehine tazminata hükmedilmesi,İsabetsiz olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 01.06.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Davacı vekili tazminat davasını CMK’nın 142. maddesinde öngörülen hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde açtığından sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Şöyle ki;
1- Davacı hakkında 24.05.2011 tarihindeki beraat kararı sanığın müdafisi olan Av….’ın yüzüne karşı verilmiştir.
2- Aynı kararda mahkûm olan diğer sanık … yönünden sanık müdafiinin temyizi üzerine dosya Yargıtay’a gönderilmiştir.
3- Dosyadaki belgelerden anlaşılacağı gibi, davacının beraatine ilişkin hüküm aleyhe temyiz edilmemiş, ancak, bu arada da davacı yönünden de hüküm kesinleştirilmemiştir. Tabi ki akla gelen ilk düşünce davacının aleyhine kanun yoluna başvurma süresinin geçmesinden sonra hükmün kesinleştirilmesidir. Ancak tüm sanıklar bakımından kesinleştirme için dosyanın temyiz işleminin sonuçlanması beklenmiştir. UYAP üzerinden yapılan sorgulamada 16.10.2012 tarihinde dosyanın 1. Ceza Dairesince onanması üzerine dosya mahalli mahkemeye ulaşmadan dosyanın tüm sanıkları için 16.11.2012 tarihli e-imza ile onama tarihi esas alınarak mahkum olan veya beraat eden tüm sanıklar için kesinleşme işlemi UYAP üzerinden yapılmıştır.
4- 16.10.2012 tarihinde hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde tazminat davasının açılması gerekir. Davacı vekili de 19.08.2013 tarihinde işbu davayı açtığına göre CMK’nın 142. maddesinde öngörülen sürede tazminat davası açılmıştır
5- 5235 sayılı Adli Yargı Teşkilat Kanunu ve 06.08.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik hükümlerinde kararların nasıl kesinleştirilmesi gerektiği yönünde bir düzenleme getirilmemiştir. Yeni sistemde tüm kayıtlar UYAP üzerinde tutulduğundan (Yönetmelik, m.92), eski sistemde var olan kararların üst veya alt kısmına şerh verilmek suretiyle imzalayıp kesinleştirme işlemi yapılmamakta, elektronik ortamda oluşturulan standart form doldurularak e-imza atılarak kararların kesinleştirme işlemi yapılmaktadır.
6-Kesinleşme gibi bir konuda mevzuata hüküm konmamasının sebebi, mahkemelerin iş yoğunlukları ve daha önce yaşanan bir kısım sorunların önüne geçilmesi içindir. (Temyiz incelemesi sırasında, dosyanın esasına geçilmeden önce tebligatların yapılmaması veya eksik yapılması nedeniyle tekrar tebligat işlemleri yaptırılması ve daha önceden yapılan kesinleşme işlemlerinin kaldırılması örneklerinin yaşanması gibi)
7- Davacı vekili, kendisine sunulan 16.10.2012 tarihli kesinleşme şerhine göre davasını öngörülen sürede açmıştır. Davacı vekili resmi kesinleşme işlemi yapılmadan önce müracaat etmiş olsaydı, dosyaya yansımıyor ama muhtemelen ona mahkemeden verilecek cevap “Dosya temyizde, henüz kesinleşmedi”, şeklindedir. Eğer mahalli mahkeme aleyhe temyiz olmadığını belirtip UYAP üzerinden 31.05.2011 tarihini kesinleşme tarihi kabul edip kararı o tarihte kesinleştirmiş olsaydı, süreyi o tarihten başlatabilirdik. Buna kimsenin itirazı olamazdı. Ancak olayımızda davacı vekili resmi kayıtlara dayanarak davasını süresinde açmıştır. Adli makamlar görevini yapmış olsaydı davacı vekilinin buna aykırı davranarak dava açması halinde bunun süresinde olmadığın söyleyecektik.
8-Resmi makamların düzenlediği belgeye dayanan (Yazı işleri müdürü ve mahkeme başkanının e-imza ile kayda aldığı resmi kesinleşme belgesi) davacının bu olayda hiçbir kusuru yoktur. Resmi işlerin eksik veya yanlış yerine getirilmesi olayın tarafı olmayan kişiler aleyhinde yorumlanamaz.
Açıkladığımız bu nedenlerden dolayı mevzuatta açık bir düzenleme bulunmayan bir konuda, mahkemenin kendi iç işleyişi içinde yaptığı ve resmi kayıt niteliğinde olduğundan şüphe bulunmayan bir belgeye dayanılarak açılan davanın süresinde olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.